İçeriğe geç

KARA AĞA (MARDİN SERİSİ 1-2)TAMAMLANDI

Bölüm 21 · 12 dk okuma

KARA AĞA (MARDİN SERİSİ 1-2)TAMAMLANDI

Bölüm 21

19.BÖLÜM

Canlaaar Beyaz karakterini hep değiştir diyordunuz. Bende sizi dinleyerek değiştirdim. Yeni karakter multi medyada.

Canlar size güzel bir haberim var bundan sonra kitablarımın hiç birinde oy sınırı olamayacak. Bundan sonra yorum sınırı olacak,çünkü oy veren kesim her türlü oy veriyor ben sınır koysamda koymasamda öyle güzel kalbiniz varki sizi çok seviyorum. Tek sıkıntı 80 oy sınırı koyduğun zaman her kes aynı anda okuyamıyor oy sınırı dolması bir haftayı geçiyor buda bölümün gecikmesinde sebeb oluyor.Ama yorum sınırında bir hafta sürmüyor, üç dört güne yorum doluyor ve hemen yeni bölümü okuyorsunuz.

Bundan sonra çabuk ve hızlı olması için yorum sınırları üzerinden gideceğim.

Şimdiki yorum sınırımız 1 bin yorum❣

"Hadi Beyaz eşyalarını alda çıkalım. " Kara'nın bana seslenmesiyle masadan kalktım

"Tamam. Afiyet olsun."

"Oğlum nereye gidiyorsun, kal burada?"

"Yok Ana bundan sonra böyle olması daha doğru."

Nizo Ana üzgünce oğluna baktı. Cihangir abi Hizo babam konuşacağı sıra onu engelledi. "Baba ısrar etme doğru olan bu."

Kara kardeşinin bu tavrına ters bakışları ima karşılık vardı. Cihangir abinin de Karadan farkı yoktu. "Ne oldu abi rahatsız mı oldun, Ağa benim unutma."

"Cihangir bir lafıma bakar seni Ağalıktan almam. Unutma bunu olur mu!"

Cihangir sinirle ayağa kalktı. "Al hadi beni Ağalıktan! Ama alamazsın kendini yorma ABİ!"

Cihangir abi son sözlerini bana bakarak kurmuştu.

"Beyaz hadi çıkalım. "

Yukarı odaya çıkmak için Kara'ya bakıp konuştum. "Daha eşyalarımı toplamadım?"

"Annem sonra salar. Hadi gidelim. " Kara Nizo Annenin ve Hizo Babamın eline vardı. Cihangir dışında diğer erkek kardeşleri abisine sarıldı. Bende evdeki herkesle vedalaşıp Karanın peşinden konaktan çıktım.

Arabaya binince Kara söylenmeye başladı.

"Ne uzun sürdü vedalaşman, sanki dünyanın bir ucuna gidiyorsun."

"Ne? Kızları özleyeceğim...Dünyanın bir ucuna giden kişiyle senin nasıl vedalaştığını gördüm. Gül bugün dünyanın bir ucuna gidiyor. Sen nasıl böyle taş kalpli olabiliyorsun?"

"Beyaz sus Allah aşkına. Canım sıkkın zaten birde seninle uğraşmak istemiyorum."

"Ne zaman canın sıkkın olamadı ki zaten." Kafamı camdan tarafa çevirdim. Sinirlenmiştim Karaya!

*************

"Hadi geldik in."

Daldığım düşüncelerden Kara'nın bana seslenmesiyle geldim. Karaya hiç bakmadan arabadan indim ve kapıyı açtı sertçe geri kapattım. Konağa doğru yürüdüm. Ah benim güzel mürdüm konağım. Buraya geldiğimiz ilk gün doğru hissetmiştim bura koca Mardin de tek ban yuva sıcaklığını veren yerdi. Gene kapıda ve konağın çevresinde bekleyen korumaları görünce gözümü devirdim.

"Ne güzel bir hapishaneden çıktık, şimdi başka bir hapishaneye geldim."

Arkamdan gelen Kara bana cevap vermekte hiç gecikmiyordu. "Bura hapishane değil."

"Yani o zaman istediğim zaman istediğim yere gidebilirim. Bu korumalar karşıma dikilmez değil mi?"

"Git Beyaz nereye gidiyorsan git ama bana haber ver."

"Bakarız. " dedim ve Kara Ağa ile yeni yuvamızın kapısını açarak konağa girdik.

İki hizmetli kadın ortalıkta dolanıyordu. Demek bizden önce gelip kaç aydır kullanılmayan mor konağı temizlemişler.

Daha bir aylık evliyken Kaynanası el öpmeye buraya Piroz ninesinin yanına gelmişti. O dönem bu konağa niye, niçin mürdüm dediklerini anlamamıştı. Ta ki arka taraftaki bahçeyi görene kadar.

Kara içeri girmekten vazgeçip geri çıktı.

Bu hayatta tek Piroz nineye düşkündü. O da hayata gözlerini yumunca sevdiği kimsesi kalmamıştı..

Piroz Ninenin anıları canlandı galiba gözünde. Eğer böyle üzülüp, hüzünlenecekse neden bu konağı seçmişti. Belki akşam yemeğinde bu konuyu açsam iyi olurdu. Bende daha fazla beklemeden içeri doğru yürüdüm. Bu konağı çok seviyordum Kara ile tek güzel anlarımız bir tek burada vardı.

Arkadaki bahçeye doğru yürüdüm. Ortada duran küçük şirin masaya oturdum. Gözlerimi kapatarak beynimde geçmişi canlandırmak istedim. Geçmişe bir yolculuk yaptım.

"Nereye gidiyoruz?"

"Piroz Nineme."

"Tamam. Nasıl bir kadın kendisi?"

"Seni sevmez bunun için soruyorsan eğer."

"Niye sevmesin beni?"

"Sevmez işte ."

Bir gün sonra..

"Nine böyle mi ?"

"Hah aferin kızım, maşallah hemen de kapıyorsun. " Kara ağzının içinde söylendi.

"Bir şey mi dedin oğlum?"

"Yok Pirozum."

"Ay ne iyi yapmışsın Beyaz ile evlenerek oğlum." Kara Ninesinin yanından kalkıp odasına çıktı.

Hüzünle gözlerimi açtım. Ne çok özlemiştim Piroz Nineyi. Karan'ın ilk günkü hâli, bana düşman gibi bakması, Piroz Ninesini benden kıskanması çok hoşuma da gitse bu konakta Kara ile güzel günler yaşamıştık.

Masadan kalkıp mutfaktaki kadınların yanına gittim.

"Kolay gelsin?"

Arkası dönük yemek yapan iki kadın bana döndü. Karşımda bu konağın daimi çalışanı, Piroz ninenin de kızları ve dostu gibi gördüğü Hacer abla ve Fatma ablayı görmeyi hiç beklemiyordum. Piroz nine vefat edince onlarda işlerinden olmuştu. Kara'nın böyle ince düşünüp tekrar onları işe alması hem beni şaşırtmış hem de mutlu etmişti.

"Hoş geldiniz Hanım Ağam."

"Hacer abla, Fatma abla sizi görmek beni mutlu etti."

"Hanım Ağam bizde sizi görünce mutlu olduk."

Fatma abla ve Hacer abla ile mutfakta kahve içip derin sohbetlere daldık. Konu Güle gelince Hacer ablanın dedikleri dikkatimi çekti.

"Hanım Ağam Gül kızımızda dün gitmiş öyle duyduk, buraya geldiğinde bize çok iyi davranırdı. Çok severdim onu yeri bende başkadır. Piroz Ninede başka severdi onu. İyi ki görmedi torununun bu evliliğini. Hele Gül'ün bir senedir çöktü dedikodusu Mardin de aldı başını gitti. Öyle güzel bir çiçeği vahşi bir Kartalın eline nasıl bıraktılar hâlâ ne kalbim, ne vicdanım, ne de aklım alıyor. "

"Fatma bize laf düşmez inşallah mutlu olurlar. En doğrusu buydu."

"Hacer abla sen Kartalı tanımıyormuş gibi konuşma. "

"Fatma."

Fatma abla bana bakıp başını yere eğdi. Hacer abla neden öyle demişti hiç anlamamıştım. Hacer abla işinin başına dönmesiyle bende mutfaktan çıktım. Aylar sonra ilk kez Piroz Ninenin odasına gittim.

*********

Akşam olmuştu bahçedeki küçük, şirin, aile sofrasına tabakları koydum. Tam bu sırada Kara içeri girdi.

"Hoş geldin. "

"Hıhı. "

Dalgın bir hâlde konuşması dikkatimi çekti. "Yemekler hazır. " dedim.

"Sana afiyet olsun." Masanın yanından çekerek gitti. Arkasından seslendim.

"Sen yemeyecek misin?"

"Yok canım istemiyor. "

Yan taraftaki merdivenlere yönelerek başı yerde yukarıya doğru çıktı.

"Hallahallah nedir seni böyle üzen olay?" Karanın bu haline anlam verememiş bir halde sofraya tekrar oturdum.

Benimde iştahımın fazla olmamasıyla sadece bir tas çorba içip sofrayı topladım. Mutfaktaki çalışanlar yemek yerken hemen ayağa kalktılar. "Hanım Ağam biz toplardık, siz kendinizi niye yordunuz?"

"Hacer abla ben yaparım sen karnını doyur."

"Olmaz öyle şey Hanım Ağam."

"Hacer abla, lütfen size afiyet olsun." Hacer abla tekrar yerine oturdu. Bende temiz tabakları tekrar yerlerine koydum. Kirlileri makineye yerleştirip Hacer abla ve Fatma ablaya iyi geceler diyerek mutfaktan çıktım.

Bizim için hazırlanan odaya girince Karayı göremedim. Bu durum kaşlarımın çatılmasına sebep olsa da balkon ve banyoda kontrol ettim. Karaya bakmak için alt kattaki Piroz ninenin odasına baktım.

Kapıyı yavaşça açınca gözüme sırtı bana dönük bir hâlde yatakta kıvrılmış koca bebek dikkatimi çekti. Takım elbisesi ile niye uzanmıştı.

Tekrar yukarı kata çıkarak dolaptaki eşofman takımını elime aldım. Tam kapıdan çıkarken geri içeri girip kendimde üstümü değiştirdim. Üstüme kırmızı eşofman elbisemi giyerek odadan aşağı kata indim.

Piroz Ninemin odasına kapıyı açarak girdim. Kapının sesiyle Kara omzundan bana baktı. Beni görünce tekrar arkasını döndü. "Kapıyı kilitledim sanıyordum."

Karanın söylediği şeye şaşırmıştım. Bu zamana kadar hiç böyle bir eylemde bulunmamıştı, şimdi neden böyle bir şeye ihtiyaç duymuştu. "Neden kapıyı kilitleyecektin?" dedim.

"Sen gelme diye."

"Kırıcı oluyorsun ama. Ben senin eşinim be adam."

"Senin ,sizin ,herkes kadar kırıcı olamam ama neyse çıkar mısın odadan."

"Evet sen genellikle canını sıkan olunca ya öldürürsün ya da aynı Güle davrandığı gibi davranırsın. Mardin'in en merhametsiz adamı kim diye sorsam herkes seni gösterir ve sen ben kırıcı değilim mi diyorsun? Kime göre neye göre diyorsun bunları Kara Ağam?"

"Beyaz çık dışarı. Mümkünse de bir süre gözüme gözükme." Kara'dan bunları duymayı beklemiyordum. Bana bunları neden yaptığını, neden şimdi üzgündü anlatsın istiyordum. Beni kovmasını değil.

"Ne?.."

"Beyaz çık!"

Birden bağırmasıyla elimdeki eşofmanlar yere düştü. Sonra hemen odadan çıktım. Kapının diğer tarafından sessizce söylendim. "Bağırmana ne gerek vardı.."

Tekrar odama çıktım, yatağın içine girdim. Yorganı kafama kadar çekip, gecenin biran önce bitmesini istedim.

********

Sabah aşağı bahçeye inerken Hacer abla ile karşılaştım.

"Günaydın Hanım Ağam."

"Gene mi Hacer abla ya, artık bıkmadın mı bana Hanım Ağam demekten?" dedim bezgin bir şekilde. Her seferinde ona bana hanım ağa dememesi konusunda uyarsam da o ısrarla demeye devam ediyordu.

"Yoo Hanım Ağam niye bıkayım?"

"Ben hoşlanmıyorum, siz demeyin bana."

"Sen nasıl istersen Hanı- Beyaz kızım. "

Yüzündeki gülüş Hacer ablanın son sözü ile sinilmişti. "Beyaz demen yeter abla."

"Olmaz öy-"

"Olur abla. Olur."

"Peki siz nasıl derseniz. Kahvaltıyı nereye hazırlayım Kara Ağam erkenden çıktı siz nerde yemek istersiniz?"

Demek erkenden gitmişti. Benden cevap bekleyen Hacer ablaya baktım.

"Siz yaptınız mı?"

"Yok daha yapmadık. "

"Tamam o zaman sizinle bahçede kız kıza bir kahvaltı yapalım. "

"Yanlış olmaz mı öyle?"

"O niyeymiş, neden yanlış olacakmış. Bu dediklerini Piroz Ninem duysaydı üzülürdü. Halbuki o sizi hiç aileden ayrı görmemişti."

"Sende Piroz Hanımımın gelini olarak bizi aileden görüyorsun?"

"Öyle."

**************

Akşam yemeğini mutfakta Hacer abla ve Fatma abla ile yaptıktan sonra odama çıktım. Yatağa kendimi sırt üstü attım, kollarımı yanlarıma genişçe açtım ve gözlerimi yumdum.

Bir süre sonra üstüme örtülen şeyle gözlerimi açtım. Kara arkası dönük dolaptan bir şeyler alıyordu. Aldığı şeylere dikkatlice bakınca giysileri olduğunu anladım. Arkasını döneceği sıra hemen gözlerimi kapattım. Ayak sesleri yatağımın yanında bitti. Galiba şuan başımda dikiliyor. Tekrar hareket etti kapı açılıp kapandı.

Gözlerimi açtığımda gitmişti..

***********

Sabah banyodan çıkınca aynanın karşısında saçlarımı kurutmaya başladım. Kurutma işlemini bitirince telefonumun titremesiyle telefonumu aynanın önünden uzanıp aldım. Gelen mesaj saçma sapan reklam mesajlarıydı.

Kapının açılma sesiyle, bakışlarımı aynadan arkaya baktım.

Kara'nın içeri girdiğini gördüm. Hiç bir şey konuşmadan dolabın önüne geçti. Dolabın içinde bir şeyler ararken bakışlarımı ondan çektim. Beyefendi acaba dün ne almayı unutmuştu geri odaya teşrif etmişti! Gözüme gözükme demişti değil mi o bana? Sinirle çekmecede duran kulaklıklarımı ve telefonu aldım. Saçlarımı açık halde bırakarak, odanın açık kapısından terasa çıktım. Kulaklığımı telefonuma taktım son ses bir müzik açarak dinledim.

Kara ne kadar durdu, ne zaman gitti bilmiyorum sırtım ona dönük olduğu için görmedim.

*********

Konakta öylece otururken Cenk içeri gelmişti. Kucağında çiftlik evindeki yavru kedi ile birlikte.

"Kolay gelsin Yenge."

"Sanki bir iş yapıyorum da kolay gelsin diyorsun. Cenk o kucağındaki ne?"

"Kara Ağam çiftlik evinden aldırdı bu yavruyu. Buraya getirmemi söyledi. "

"Hı tamam. "

"Yenge senin şu resim eşyalarında arabada onları nereye koyayım?"

"Bak buna daha çok sevindim. Bahçeye koy ben onlara güzel bir yer bulurum."

"Tamam yenge. "

***************

Elimdeki telefonumla Nizo Annemi aradım. Çaldı ama açan olmayınca bu kez de Hizo babamı aradım.

"Alo?"

"Baba nasılsın?"

"Beyaz kızım buyur?"

"Şey baba akşama yemeğe sizleri davet edecektim. Annemi aradım açmadı. "

"Annen benim yanımda. Kızım şuan müsait bir zaman değil inşallah başka bir zaman."

"Baba kötü bir şey mi var?"

"Yok kızım, hadi sonra görüşürüz. "

Hiç bir anlam vermediğim telefon görüşmesiyle Karayı aradım.

"Söyle. " dedi direkt olarak kibarlık nedir bilmeyen ağa.

"Şey bir sıkıntı var mı?"

"Nasıl bir sıkıntı?"

"Yani Babamı aradım akşam bütün herkesi bize davet ettim. Başka bir zaman dedi."

"Onlar hastanede ondan öyle demiştir."

"Ne! Ne hastanesi! Kime ne oldu! Herkes iyi mu şuan!?"

"Sakin ol Berfin hastaneden çıkamıyor. Durumu kötüye gidiyormuş. İstanbul'a sevk edebilirlermiş bugün, bizimkilerde orda."

"Kara şuan sana nasıl sinirli olduğumu tahmin edemezsin! Bunu bana şimdi mi söylüyorsun!?"

"Söyledim unuttun galiba."

"Ne zaman!?"

"Odada aynanın önünden duruyordun sonra terasa çıktım, o gün sana anlattım ya, hatta gelmek istersen ben hastaneye gidiyorum gel beraber gidelim dedim ya Beyaz."

"Ne...Ama ben o gün kulaklıktan müzik dinliyordum.."

"Ne! Yani dediklerimin hiç birini duymadım mı!?"

"Hayır...Sen başka ne demiştin?."

"Hiçbir şey Beyaz. Hiçbir şey. Hastaneye gelmek istiyorsan dışardaki adamlara söyle getirirler onlar seni."

"Kara?"

"Dıt dıt dıt."

Kapanan telefon ile hastaneye gitmek için odaya çıktım. Üstüme bir şeyler aldıktan sonra aşağı indim. Acaba Kara o gün bana başka ne demişti?..

***********

"Ela abla geçmiş olsun?"

"Sağ ol kuzum inşallah geçer gider bu günler.."

"Güçlü ol abla Berfin annesi gibi güçlü bir kız."

Ela abla kaç gündür ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana sarıldı . Cihangir Asiyi de odaya girmeden görmüştüm onunda Ela yengeden farkı yoktu...Anne Baba olmak çok farklı bir şeydi galiba..

Gözlerim açık kapının dışında Cenkle bir şeyler konuşan Kara'ya kaydı. Acaba bu adam Baba olunca nasıl biri olurdu?

Aklımda canlanan avludaki cesetler ile birlikte kafamı sağa sola salladım. Katiller her zaman cani olurdu. Baba olsa bile bu değişmez. İyi ki de Kara Baba falan değildi. Onu örnek alan bir çocuk veya ondan korkan bir çocuk büyütmeyi asla ama asla istemezdim. Bir ara tekrar doğum kontrol hapları deposu yapsam iyi olurdu. Şu durumdan kurtulunca aklıma ilk yapılacaklar listesine onu eklemiştim.

"Akşama İstanbul'a mı gidiyorsunuz?"

Nizo annenin sorusuna Ela abla uyuyan Berfin'in elini tutarak cevapladı. "Evet anne doktor sevk ediyor."

"Tamam babanla bizde geliyoruz."

"Anne yormayın siz kendinizi."

"O nasıl söz ilk göz ağrımız bırakmam bir yerlere."

"Sağ ol anne."

Nizo Anne bana bakarak konuştu.

"Beyaz kızım sende biz gele kadar konağa gel Mirzayı götürmüyoruz o sana emanet, diğer kızlar hamile sen yanlarında ol. Nazende'nin karnı burnunda ha geldi ha gelecek bebek."

"Tamam Anne sen nasıl dersen. Ela abla Mirza bana emanet gözün arkada kalmasın."

"Sağ ol, iyi ki varsınız benim güzel ailem."

**********

Ela ablalar İstanbul'a gitmesinin üstünden üç gün geçmişti.

Her gün görüntülü görüşüyorduk. Mirzada annesiyle konuşmasının ardından uykuya geçiyordu. Burçin bu günlerde bana kötü davranmamıştı. Nazende canı burnunda sancıları onu arada yokluyordu. Burçin'in bulantıları artmış bir şekilde üç gündür yemek yiyemiyordu.

"Beaz yende?"

"Söyle Mirzam?"

"Annem ne zaman gelecek?"

"Bilmiyorum ki Mirzam ,Berfin iyileşince gelecekler.?"

"Ben ablamı özledim. Çabuk gelsinler."

"Tamam ben annene söylerim. "

**********

Pınar ve Asi okuldan gelmiş masanın üstünde ödevleriyle uğraşıyorlardı.

"Off be sıkıldım."

"Asi susta işlemini yap."

"Senin gibi inek değilim ama ben?"

Pınar elindeki silgiyi Asiye attı. "Ne ya, okuldaki herkes sana öyle diyor. Ben deyince mi suç?"

Pınar kardeşinin bu sözlerine sinirlenip kitaplarını topladı. Masada hiç bir şeyi kalmayınca gözlüğünü düzelterek odasına çıktı.

"Ne yani suçlu gene ben mi oldum?" Asi kendi kendine konuşarak ders çalışmaya devam etti.

Burçin yanıma gelip oturdu. "Gene kavga mı ediyorlar?"

"Biraz öyle... Senin bulantın ne durumda?"

"Aynı artık dayanamıyorum."

"Bak senin için internette bir araştırma yaptım. Bir uzman hamilelikte bulantının geçmesi için bileklere yapılan masajın faydalı olduğunu söylüyor. Uzat bakalım bileklerini."

"Benim için araştırma mı yaptın?.."

"Evet. Uzat hadi bileklerini."

*************

Nazende hafif hafif yürüyüş yaparken yanına giderek koluna girdim. Yürümesinde yardımcı oldum.

"Nasılsın?"

"Beyaz hiç sorma bu sancılar beni bitirdi. "

"Geçecek inşallah bu günlerde."

"İnşallah .Ela abla ile konuştun mu, Berfin nasılmış?"

"Nazende valla her gün konuşuyoruz biliyorsun Mirza her gece Ela abladan masal Cihangir abiden ninni dinlemeden uyumuyor. Berfin'i yarın ameliyata alacaklarmış, kalbe bir aparat takacaklarmış, bu sayede diğer çocuklar gibi sağlığına kavuşacakmış. "

"Hadi inşallah valla hamilelerin duası kabul olurmuş kaç gündür Berfin kuzuma dua ediyorum.."

**********

Mirza koynumda uyurken çalan telefonla gözlerimi ovaladım. Mirza uyanmadan erkândaki çağrıya ve saate baktım. Annem beni gecenin üçünde niye arıyordu. İçime düşen telaşla hemen açtım. "Efendim anne?"

"Kızım.." dedi kesik kesik sesiyle, ağlıyordu.

Niye ağlıyordu. "Ne oldu anne, niye ağlıyorsun.?" dedim. benimde sesim titremeye başlamıştı.

"Kızım konaktakilere.. Haber ver.." dedi ve sustu.

"Neyi anne, korkutuyorsun beni?"

Annemin sesinin kesilmesiyle arkadan gelen Ela ablanın ve Cihangir abinin feryatlarını duydum. Gözümden akan yaşla yataktan kalktım hemen, telefon hangi ara kapandı anlamadım. Odadan çıktım gözümün önünün buğulanmasıyla gözlerimdeki yaşı sildim. Hâlâ kulaklarımda yankı yapan sözler vardı.

"Berfin yavrum!...O ölmedi bırakın bizi!!"

.

.

.

.

Bölüm sonu

52 yorum