Elif, Işık'ı odasına getirdiğinde genç kadın sırtının neden bu kadar çok ağrıdığını henüz anlayamamıştı. Yatağın kenarına dikkatlice oturdu. Ancak yeniden hareket etmeye çalıştığı anda kaburgalarına saplanan acıyla gözlerini sımsıkı kapattı ve dişlerini sıktı.
Acı, tahammül edebileceğinden çok daha fazlaydı. Derin bir nefes almak bile canını yakıyordu. Kaburgalarından birinin kırılmış olabileceğinden şüpheleniyordu ama bundan emin değildi.
Elif, arkadaşının yüzündeki acıyı fark edince endişeyle yanına oturdu.
"Kuzum, bu böyle olmaz. Gel, bir hastaneye gidelim."
Işık itiraz etmedi. Normalde hastaneye gitmek için bu kadar kolay ikna olmazdı ancak şu anda canı fazlasıyla yanıyordu. Her hareket ettiğinde kaburgalarına batan acı, onu nefes almaktan bile korkar hâle getirmişti.
Tam Elif ne yapacağını düşünürken odanın kapısı açıldı ve Tuğran içeri girdi.
Elif hemen ayağa kalkıp ona yöneldi.
"Tuğran, size gidin demiştim."
Tuğran, Elif'in sözlerini duymazdan gelerek Işık'a doğru ilerledi.
"Bu kız bu hâldeyken ben nereye gidiyorum acaba, Elif?"
Genç kadın cevap veremeden Tuğran yatağın kenarına geldi. Işık'ı dikkatlice kucağına aldığında genç kadın, sırtına yayılan acıyla istemsizce inledi.
Tuğran hemen durup yüzüne baktı.
"İyi misin?"
Işık acısına rağmen gülümsemeye çalıştı.
"Pek sayılmaz."
Tuğran başka bir şey söylemeden onu hastaneye götürmek üzere odadan çıktı. Elif de hemen peşlerinden ilerledi.
Dışarı çıktıkları sırada Kara'nın yüksek sesle birilerine bağırdığını duydular. Işık, sesin geldiği yöne kısa bir an baktı.
Bu ruh hastası adam yine kime bağırıyordu acaba?
Bakışlarını hemen önüne çevirdi. Kara'yı affetmeye niyeti yoktu. Tek istediği, bir daha karşısına çıkmamasıydı. Ne var ki bu adam, istemediği her an burnunun dibinde bitmeyi başarıyordu.
Tuğran onu arabaya bindirdikten sonra Elif de yanına oturdu. Birkaç saniye sonra sürücü kapısı açıldı ve Kara direksiyona geçti.
Işık şaşkınlıkla Elif'e baktı. Elif de aynı şaşkınlıkla ona karşılık verdi. Görünüşe göre Kara'nın onlarla geleceğinden onun da haberi yoktu.
Tuğran ön yolcu koltuğuna oturduğunda Kara arabayı çalıştırdı.
Yol boyunca Işık tek kelime etmedi. Başını cama doğru çevirmiş, önüne bakıyordu. Kara'ya bakmak bile istemiyordu.
Bir süre sonra Tuğran'ın sesiyle dikkatini ona çevirdi. Ancak gözlerini kaldırdığı anda dikiz aynasında Kara'yla göz göze geldi.
Bakışlarını hemen kaçırıp Tuğran'a odaklandı.
"Işık, çok fazla ağrın var mı?"
Tuğran'ın ona yenge diye hitap etmemesi bile sorduğu sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.
Işık, rahat bir pozisyon bulabilmek için hafifçe kıpırdandı. Ancak hareket eder etmez kaburgalarına saplanan acıyla yeniden inledi.
Tuğran'ın yüzü gerildi.
"Ben aldım cevabımı. Abi, biraz daha hızlı sürsene!"
Kara hiçbir şey söylemeden ayağını gaza bastı.
Arabanın aniden hızlanmasıyla Işık'ın bedeni geriye doğru savruldu. Sırtına yayılan acı bu kez dayanabileceği sınırı aşınca genç kadın çığlık attı.
"Hayvan herif! Beni bu kadar çok öldürmek istiyorsan sık kafama!"
Sözlerini duyan Kara'nın yüzü daha da asıldı. Arabayı biraz daha hızlandırdı.
Işık ise acıdan kıvranıyordu. Bir yandan hareket etmemeye çalışıyor, diğer yandan kendini tutabilmek için dişlerini sıkıyordu.
Nihayet hastaneye ulaştıklarında Kara arabadan inip arka kapıyı açtı. Işık'ı yeniden kucağına aldı.
Genç kadın bu kez itiraz etmedi. Normalde Kara'nın kendisine dokunmasına bile tahammül edemezdi ancak şu an kavga edecek hâli yoktu. Tek istediği, bir an önce ağrılarının dinmesiydi.
Kara onu acil servise götürüp tekerlekli sandalyeye oturttu. Ardından görevli sağlık personelinin yanına gitti.
Bir süre bekledikten sonra Işık'ın sırası geldi. Doktor, yaralanmasının durumunu değerlendirdikten sonra röntgen çekilmesini istedi.
Işık, söylenenleri dikkatlice yerine getirdi. Çekimler tamamlandığında sonuçları beklemek üzere yeniden bekleme alanına döndü.
Kara hâlâ yanındaydı.
Gitmiyordu.
Işık'ın gözleri Elif ile Tuğran'ı aradı ama ikisi de ortalıkta görünmüyordu. Muhtemelen işlemlerle ilgileniyorlardı.
Tam o sırada elinde hissettiği sıcaklıkla irkildi.
Kara elini tutuyordu.
Işık hemen elini çekmeye çalıştı ancak Kara bırakmadı. Genç kadının canı o kadar çok yanıyordu ki elini kurtarmak için uğraşacak gücü kendinde bulamadı. Bir süre sonra denemekten vazgeçti.
Kara'yla konuşmuyordu. Kara da onunla konuşmuyordu.
Açıkçası Işık için böylesi daha iyiydi.
---
"Işık Yıldız!"
Adını duyar duymaz genç kadın yavaşça yerinden kalkmaya çalıştı. Kara koluna girerek ona destek oldu. Birlikte doktorun odasına doğru ilerlediler.
Işık, içten içe kötü haberi bekliyordu.
Kesin kırık diyecek.
Doktorun masasının karşısına oturduğunda dikkatini tamamen ona verdi.
"Yapılan incelemelerde kaburgalarınızda iki kırık tespit ettik, Işık Hanım. Bu nasıl oldu?"
Işık, bir an bile tereddüt etmeden cevap verdi.
"Ayağım takıldı, doktor bey. Dengemi sağlayamayınca sırtımı demir koltuk başlığına çarptım."
Doktor, anladığını belirtircesine başını salladı. Ardından yaralanmasının durumuna uygun tedaviyi anlattı ve ağrıları için ilaç yazdı. İyileşme süresinin kişiden kişiye değişebileceğini belirterek kontrol ve dinlenme konusunda dikkatli olması gerektiğini söyledi.
Işık, doktorun yönlendirmesiyle gerekli işlemler için ilgili odaya götürüldü.
Sırtına yapılacak uygulama tamamlandıktan sonra etrafı gazlı bezle sarıldı. Doktorun önerdiği ilaçları kullanması ve kendisini zorlamaması gerekiyordu.
Ne kadar sürede tamamen iyileşeceğini kesin olarak bilmiyordu ama umudu, en kısa zamanda eski hâline dönebilmekti.
İşlemler tamamlanıp odadan çıktığında Kara hâlâ yanındaydı.
"Işık, ilaçları ben alayım. Sen burada bekle."
Kara'nın sözleri üzerine genç kadın kolunu tutarak onu durdurdu.
"Senin hiçbir şekilde yardımını istemiyorum, Kara."
Kara'nın yüzündeki ifade değişti ancak Işık konuşmaya devam etti.
"Tek istediğim, lütfen benden uzak dur. Senin yüzünden bu hâldeyim."
Bunu söylerken elleriyle sırtını işaret etti.
Kara sertçe yutkundu. Genç kadının sözlerine verecek bir cevabı yoktu.
Işık, sedyeden destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Her adımı canını yakıyordu ama yine de Kara'dan yardım istemeyecekti.
Yavaş adımlarla hastanenin çıkışına doğru ilerledi.
Yakınlarda bir eczane olup olmadığını bilmiyordu. Muhtemelen ilaçlarını Elif alacaktı.
Dışarı çıktığında gözleriyle arkadaşlarını aradı. Bir süre sonra onları arabanın yanında beklerken gördü.
Elif, Işık'ın geldiğini fark eder etmez yanına koştu ve koluna girdi.
Tuğran arabanın kapısını açtı. Elif, arkadaşının dikkatlice oturmasına yardım ettikten sonra yanına geçti.
Tuğran sürücü koltuğuna otururken Kara da ön yolcu koltuğuna geçti.
Işık, elindeki reçeteyi Elif'e uzattı.
"Elif, Tuğran bu ilaçları alabilir mi acaba?"
Elif reçeteyi elinden alarak hiç vakit kaybetmeden Tuğran'a verdi.
İlaçlar alındıktan sonra hep birlikte eve döndüler.
---
Eve vardıklarında Işık'ın tek istediği yatağına uzanmaktı.
Elif'in yardımıyla odasına geçti ve yatağına yüzüstü uzanmaya çalıştı. Ancak bu pozisyonda bile rahat edemiyordu. Kaburgalarındaki kırıklar yüzünden hangi tarafa dönse canı yanıyordu.
Şimdi ben nasıl uyuyacağım?
Bu hâliyle uyumak bile başlı başına bir işkenceye dönüşmüştü.
Yorgunluktan gözleri kapanıyordu ama uyumak da istemiyordu. Bir süre tavana bakarak öylece kaldı.
Ne zaman gözlerini kapatmaya karar verdiğini hatırlamıyordu. Ancak odasının kapısının açılmasıyla yeniden dikkat kesildi.
Gelen kişinin kim olduğunu anlamaya çalıştı. Fakat kapıdan ses gelmeyince uyanık olduğunu belli etmemek için gözlerini kapalı tuttu.
Birkaç saniye sonra tanıdık bir ses duydu.
"Özür dilerim..."
Kara'ydı.
Işık gözlerini açmadan onu dinlemeye devam etti.
"Ben o an, bir anlık öfkeyle seni ittim. Böyle olacağını bilmiyordum. Özür dilerim."
Kara kısa bir süre sustu. Ardından hafifçe güldüğünü duydu.
"Neden sen uyurken özür dilediğimi de söyleyeyim. Çünkü yüzüne bakarak özür dileyemezdim. Sen de zaten yüzüme bakmazdın."
Işık, duyduklarına şaşırmıştı.
Kara Ergin...
Özür dilemeyen, taş gibi sert ve inatçı adam...
Şimdi yatağının başında, sanki ne yapacağını bilemeyen bir kedi yavrusu gibi konuşuyordu.
Genç kadın, Kara'nın bu yönünü daha önce hiç görmemişti. Evet, sertti. Sinir bozucuydu. Bazen insanı çileden çıkaracak kadar düşüncesiz davranıyordu. Ancak şu anda karşısında duran adam, alışık olduğu Kara'dan oldukça farklıydı.
Kara yeniden konuşmaya başladı.
"Amacım hiçbir zaman sana zarar vermek ya da zor kullanarak bir şeyler yaptırmak değildi. Ben sadece yanımda olmanı seviyordum. Benim yüzümden benden uzaklaştığını bilmiyordum. Çünkü bilseydim yanına bile yaklaşmazdım."
Işık'ın dudakları istemsizce kıvrıldı.
Kara'nın söyledikleri, beklediğinden çok daha farklıydı.
"Artık yanına yaklaşmayacağım. Nasıl olsa aileme söylediğim yalan için başka birini buldum. Bunun sen olmasını isterdim ama sen bunu şimdi duysan kesin kafama bir tane geçirirdin."
Işık gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Kara'nın söylediklerini duydukça dudaklarını birbirine bastırıyor, kahkaha atmamak için elinden geleni yapıyordu.
Ama Kara'nın son cümlesi bütün çabalarını boşa çıkardı.
Genç kadının ağzından istemsizce bir gülme sesi çıktı.
Kara, sanki elektrik çarpmış gibi oturduğu yerden doğruldu.
"Işık?"
Genç kadın ilk başta ses vermedi. Hâlâ uyuduğunu düşündürmek istiyordu. Ancak Kara yatağa biraz daha yaklaştığında kendini tutamadı.
Başını yastığa gömerek kahkahalarla gülmeye başladı.
Kara'nın gözlerinde bir anlığına beliren şaşkınlık, kısa sürede yerini öfkeye bıraktı.
"Sen uyumuyor muydun?" diye sordu.
Işık, başını olumsuz anlamda salladı. Gülmekten konuşamıyordu.
Kara iki eliyle yüzünü sıvazladı.
Genç adamın bu hâlini görmek Işık'ın daha da çok gülmesine neden oluyordu. Ne yani, sırf özür dilediğini duyduğu için mi sinirlenmişti?
Bu düşünce bile onu güldürmeye yetiyordu.
Üstelik Işık, Kara'nın özür dilemesinden memnundu. En azından ilk kez yaptığı hatayı kabul etmiş ve kendisinden özür dilemişti.
Kara derin bir nefes aldı.
"Pekâlâ, ben gidiyorum."
Bunu söyledikten sonra genç kadına doğru eğildi ve alnına bir öpücük kondurdu.
Işık bir anda donakaldı.
Kara'nın ne yaptığını anlamaya çalışırken gözlerini kocaman açmıştı. Ancak genç adam çoktan doğrulmuş, kapıya yönelmişti.
Kapıyı çekip odadan çıktığında Işık hâlâ olduğu yerde yatıyordu.
Yavaşça elini alnına götürdü.
Az önce... Alnımdan mı öptü?
Birkaç saniye boyunca tavana bakarak olanları anlamlandırmaya çalıştı.
Sanırım Kara'yı gerçekten hiç tanımıyordu.
İlk kez özür dilemişti. İlk kez ona bu kadar yaklaşmıştı. Gerçi Işık, kendisine yakınlaşmasını istediği için böyle düşünmüyordu. Ancak yaşananlar onu tuhaf bir duyguya sürüklemişti.
Kalbi normalden daha hızlı atıyordu.
Bunun nedenini anlayamadı. Üzerinde fazla durmamaya karar verdi.
Muhtemelen Kara, kendisini suçlu hissettiği için böyle davranmıştı. Işık da bu düşünceye tutunarak konuyu kapattı.
Bir süre sonra yorgunluğuna yenik düşerek yeniden uykuya daldı.
---
Ne zaman uyuduğunu hatırlamıyordu.
Sabah gözlerini açtığında doğrulmaya çalıştı ancak sırtına saplanan acıyla yüzünü buruşturdu. Bir anda önceki gece yaşananları hatırladı.
Kırık kaburgaları...
Hastane...
Ve Kara'nın alnına kondurduğu o beklenmedik öpücük...
Işık başını iki yana sallayarak düşüncelerinden sıyrılmaya çalıştı. Ardından dikkatlice yataktan kalktı ve yavaş adımlarla mutfağa doğru ilerledi.
Kahvaltı hazırlamaya karar vermişti. En azından evde oturup canının sıkılmasından daha iyiydi.
Ancak mutfağa girdiği anda olduğu yerde kaldı.
Karşısında, üzerinde mutfak önlüğüyle kahvaltı hazırlayan bir Kara Ergin duruyordu.
Işık gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
Sonra bir kez daha baktı.
Hayır, yanılmıyordu.
Gerçekten Kara'ydı.
Ve üstelik mutfakta, önlük takmış hâlde kahvaltı hazırlıyordu.
Işık kapının eşiğinde öylece dururken aklından geçen tek şey şuydu:
Ben hâlâ uyuyor muyum, yoksa bu adamın başına gerçekten bir şey mi geldi?