İçeriğe geç

KARA

Bölüm 12 · 8 dk okuma

KARA

Bölüm 12

Bölüm 12

Işık, daha bu ülkeye ilk adımını attığı anda buranın farklı bir yer olduğunu hissetmişti. Alışmakta zorlanacağını ve her şeye hemen uyum sağlayamayacağını anlaması uzun sürmemişti. İçinden, İyi ki Yakup buradaydı, diye geçirdi. Aksi takdirde şimdiye kadar çoktan kaybolmuş olabilirdi.

Yakup önde, Işık ise onun arkasında ilerliyordu. Etrafındaki yeni manzaralara bakarken aklı sürekli geride bıraktığı Elif'e gidiyordu. Arkadaşının iyi olduğunu umarak kendini teselli etmeye çalışıyordu. Çünkü hayatında ilk kez Elif'i tek başına bırakmıştı.

“Bir gün beni affedeceksin. Söz veriyorum.”

Kendi kendine mırıldandığı bu sözlerin ardından derin bir nefes aldı.

“Efendim, bir şey mi dedin, Işık?”

Yakup'un kendisine seslendiğini fark ettiğinde bakışlarını ona çevirdi.

“Yok, sadece dalmışım.”

“Hadi gel. Yorgunsundur. Burada bir tanıdığım var. Senin için güzel bir ev tutalım.”

Işık başını sallayarak onu takip etmeye başladı.

Bir süre etrafı gezdikten sonra küçük bir iş yerine benzeyen bir binaya girdiler. Işık, etrafına merakla göz gezdirdi. Binanın dışarıdan göründüğü kadar eski olmadığı anlaşılıyordu. İçerisi de sade bir şekilde tasarlanmıştı.

Işık çevreyi incelerken Yakup arkadaşıyla konuşmaya başladı. Söylediklerini tam olarak anlayamadığı için konuşmalarına pek kulak asmadı. Bir kenara çekilip beklemeye başladığında aklına ilk gelen şey, telefon hattını değiştirmek olmuştu.

Bunu bir an önce yapmalıydı. Aksi takdirde ona ulaşabilirlerdi. Şu an istediği son şey buydu. Önce kendi düşüncelerini toparlaması gerekiyordu.

“Tamamdır, Işık. İşini hallettim. Hadi gel, seni evine bırakayım.”

Işık ona döndü.

“Sen ne yapacaksın peki?”

“Merak etme. Karşı binanda oturacağım. Böylece sana göz kulak olabilirim.”

Yakup'un bu sözleri Işık'ın yüzünde içten bir gülümseme oluşturdu. Bugüne kadar yanında Elif'ten başka kimse olmamıştı. Şimdi ise yeni bir ülkede, ona destek olmaya çalışan başka biri vardı. Bu durum kendisini düşündüğünden daha iyi hissettirmişti.

Yeniden Yakup'un peşine takıldı. O önde, Işık ise arkasında yürürken yeni hayatına ilk adımını çoktan atmıştı.

---

Eve vardıklarında Işık, daha kapıdan girer girmez evin yapısına hayran kalmıştı. Duvarlar koyu renklerle boyanmış, eşyalar sade bir şekilde yerleştirilmişti.

Tam bana göre, diye düşündü gülümseyerek.

Hayatı gibi kendisi de biraz karanlıktı. Yaşayacağı yerin de bu havayı taşıması hoşuna gitmişti.

“Neye gülüyorsun?” diye sordu Yakup.

“Burası çok güzelmiş.”

“Hoşuna gitti mi?”

Işık onaylarcasına başını salladı ve evi gezmeye başladı. Üç yatak odası vardı. Salonun genişliğinden ise hiç şikâyet edemezdi. Bütün eşyalar özenle yerleştirilmiş, evin her köşesi düşünülerek hazırlanmıştı.

Daha ilk günden burayı sevmeye başlamıştı. Ne zaman geri döneceği belli olmadığına göre evi satın almak, belki de en mantıklı seçenek olabilirdi.

“Tamam o hâlde. Sen yerleş. Ben de karşı binadayım. Bir şey olursa bana söylemen yeterli.”

“Aa, şey… Yakup, benim telefon hattına da ihtiyacım var.”

“Tamam. Eşyalarımı bırakıp geleyim, sonra birlikte hallederiz.”

“Teşekkür ederim.”

Yakup ona göz kırptıktan sonra evden çıktı.

Işık, onun dönmesini beklerken eşyalarını kalacağı odaya yerleştirdi ve valizini boşalttı. Sonunda kapının çalınmasıyla girişe yöneldi. Kapıyı açıp Yakup'un içeri girmesi için kenara çekildi.

Görünüşe göre Yakup yalnızca eşyalarını bırakıp geri gelmişti.

“Hadi bakalım, şu hat işini halletmeye gidelim.”

Işık olumlu anlamda başını salladı ve her zamanki gibi onun peşine takıldı.

Dışarı çıktıklarında gökyüzüne baktı. Hava kapalıydı. Bulutlar kararmış, şehrin üzerine melankolik bir hava çökmüştü.

Derin bir nefes aldı ve Yakup'u takip etmeye devam etti.

Telefon hattı işlerini kısa sürede hallettiler. Işık, Hollanda'ya ait yeni bir numara aldıktan sonra birlikte bir kafeye oturup kahve içtiler. Ardından evlerine döndüler.

Işık, evine girdiğinde kendini koltuğa bıraktı.

Peki, bundan sonra ne olacaktı?

Ne yapacaktı?

Yine tek başınaydı. Aslında yalnız yaşamaya alışkındı ama bu kez her şey farklıydı. Bilmediği bir ülkedeydi ve geçmişinde bıraktığı insanlar, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, aklının bir köşesinde yaşamaya devam ediyordu.

Bu düşünceleri bir kenara bırakmaya karar verdi.

Yeni hattını takmadan önce eski telefonunu açtı. Ekranına düşen onlarca bildirim ve cevapsız aramaya göz gezdirdi. Kim olduklarını kontrol etmesine bile gerek yoktu. Tahmin etmek zor değildi.

Tam telefonu kapatacakken yeni bir mesaj bildirimi geldi.

Mesajı açtı.

“Nereye gidersen git, nerede olursan ol, seni bulacağım Işık.”

Ekrana bir süre boyunca baktı.

Hâlâ onu aramasına mı şaşırmalıydı, yoksa hiçbir şey olmamış gibi rahat davranmasına mı sinirlenmeliydi, bilmiyordu. Aslında bunların hiçbirini düşünmek istemiyordu.

Öfkeyle eski SIM kartını çıkarıp bir kenara koydu.

“Bok bulursun bundan sonra. Bulsan da hiçbir şey değişmez.”

Yeni hattını taktıktan sonra Yakup'un numarasını kaydetti ve telefonu masaya bıraktı.

Ardından ayağa kalkarak pencereye ilerledi.

Gökyüzüne baktığında yağmurun başladığını fark etti. Bulutlar sanki onun yerine ağlıyordu.

Işık'ın içi de aynı gökyüzü gibi karanlıktı. Bunun sebebinin Kara olmasıysa onu hiç şaşırtmıyordu.

Belki de her şeyin en acı tarafı buydu. Bir insandan uzaklaşmaya çalışırken bile düşüncelerinin dönüp dolaşıp yine ona varması…

Belki, dedi içindeki bir ses.

Belki bir gün geldiğinde, içindeki o karanlık sana ışık olur.

Işık gözlerini kapattı.

Bu düşünceye inanmak istiyor muydu, yoksa yalnızca kendini mi kandırıyordu, bilmiyordu.

Bildiği tek şey, artık hayatına kaldığı yerden devam etmek zorunda olduğuydu.

---

İki ay sonra

Bugün Yakup Türkiye'ye dönecekti. Buradaki işlerini tamamen halletmiş, her şeyi yoluna koymuştu. Işık ise geçen iki ay içerisinde Amsterdam'a iyice alışmış ve kendi düzenini kurmuştu.

Artık nereden alışveriş yapacağını, hangi sokaklardan geçeceğini ve şehrin hangi köşelerinde vakit geçirebileceğini biliyordu. İlk geldiği günlerde hissettiği yabancılık duygusu giderek azalmıştı.

Ancak son zamanlarda aklını kurcalayan başka bir mesele vardı.

Türkiye'ye ne zaman dönecekti?

Elif'in nişanlanacağını öğrenmişti. Üstelik bunu arkadaşından değil, onun sosyal medya hesabından öğrenmişti. Bu durum Işık'ı fazlasıyla üzmüştü.

Elif, onun yanında olamayacağını düşünüyordu. Belki de Işık'ın dönmeyeceğine inanmıştı.

Fakat Işık, böyle güzel bir günde arkadaşını yalnız bırakmaya niyetli değildi.

Verdiği ani bir kararla valizini toplamaya başladı. Yanına ihtiyaç duyacağı her şeyi aldıktan sonra telefonunu eline geçirdi ve Yakup'un numarasını tuşladı.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Yakup açtı.

“Yakup, ne zaman dönüyorsun? Biletin kaçta?”

“Bir saat sonra. Ne oldu, Işık? Bir sorun yok, değil mi?”

“Hayır, hayır. Bir sorun yok. Ben de seninle geleceğim.”

Yakup hiçbir soru sormadan cevap verdi.

“Tamam o zaman. Senin için de bir bilet alayım. Hazırlan, birlikte çıkarız.”

“Tamamdır.”

Telefonu kapattıktan sonra Işık kalan işlerini halletti ve üzerini değiştirdi. Üzerine beyaz bir askılı bluz, altına da siyah bir şort giydi. Saçlarını gelişigüzel bir topuz yaptı.

Unuttuğu bir şey olup olmadığını anlamak için etrafına bakınırken aklına birden Elif'e yapmak istediği sürpriz geldi.

Bunu yalnızca Türkiye'de gerçekleştirebilirdi.

Oraya vardığında ilk işi, bu sürprizi hazırlamak olacaktı.

Telefonu çaldığında arayanın Yakup olduğunu gördü. Henüz telefonu açamadan aramayı meşgule attı. Muhtemelen geldiğini haber vermek için aramıştı.

Valizini alıp evdeki her şeyi yerli yerinde bıraktı. Son kez etrafına göz gezdirdikten sonra kapıyı kapatıp aşağıya indi.

“Ben hazırım, Yakup. Gidebilir—”

Cümlesini tamamlayamadan gözleri tanıdık koyu gözlerle buluştu.

Kara.

Bir anda etrafındaki her şey durmuş gibiydi. Sesler kulaklarında uğultuya dönüşmüş, Yakup'un kendisine seslenişini bile duymamıştı.

Kara, karşısında duruyor ve gözlerindeki şaşkınlıkla ona bakıyordu.

Işık ise kendine gelmeye çalışıyordu. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atarken bakışlarını ondan çekti.

“Işık! İki saattir sana sesleniyorum. Âşık mısın kızım? Hadi, gidiyoruz!”

Yakup'un sesiyle kendine gelen Işık başını salladı ve arabaya bindi. Arka koltuğa yerleşirken Yakup şoför koltuğuna geçti.

Kara ise arabaya binerken konuştu.

“Kardeşim, ben arka koltuğa geçiyorum. Kemerle uğraşamam şimdi.”

“Tamam, kardeşim.”

Kara, Işık'ın yanındaki koltuğa yerleştiğinde genç kadının bedeni istemsizce gerildi.

Ne onunla konuşmak istiyordu ne de yüzüne bakmak.

Avuç içleri terlemeye başlamıştı. Kara'nın bu kadar yakınında olması sakinleşmesine hiç yardımcı olmuyordu. Aksine, yaşananlardan sonra aklını daha da karıştırıyordu.

Bakışlarını üzerinde hissediyordu. Kara'nın onu sorguya çekmek için sabırsızlandığından emindi.

Fakat Işık, artık buna izin vereceğini düşünüyorsa çok yanılıyordu.

Düşüncelerine dalmışken bir anda Kara'nın nefesini teninde hissetti.

Gerginliği daha da belirginleşti.

“Bana bir açıklama borçlusun, Işık.”

Bu sözlerle başını hızla ona çevirdi.

Kara'nın bu kadar yakınında olmasını hiç beklemiyordu. Arabada yalnızca ikisi varmış gibi davranması Işık'ın canını sıkıyordu.

Kendini geriye çekmek istediğinde Kara kolundan tutarak bunu engelledi.

Koyu gözleri daha da kararmış gibiydi.

Işık hiçbir cevap vermedi. Kara'nın bakışları yüzünde gezinirken kolunu elinden kurtardı ve kendini arabanın kapısına doğru çekti.

Aralarındaki mesafeyi olabildiğince artırmaya çalışıyordu.

Kara'nın yanındayken kendini neden bu kadar huzursuz hissettiğini anlamak istemiyordu. Ona kızgındı. Kırgındı. Ve bütün bunlara rağmen, onun yakınında olmak hâlâ içinde tarif edemediği bir şeyleri harekete geçiriyordu.

Bu durumdan nefret ediyordu.

---

Havaalanına vardıklarında Işık neredeyse kaçarcasına arabadan indi. Ciğerlerine dolan havayı derin bir nefesle içine çekti.

Fazlasıyla gerilmişti.

Kara'nın yakınında olması kendisini iyi hissettirmiyordu. Hele ki geçmişte yaşananlardan sonra onunla aynı ortamda bulunmak bile aklını karıştırmaya yetiyordu.

Valizlerini aldıktan sonra içeri girdiler. Işık bir an önce bu yolculuğun bitmesini istiyordu.

Yakup saatine baktıktan sonra onlara döndü.

“Kardeşim, siz burada bekleyin. Benim ufak bir işim var. Hemen geleceğim.”

Bunu söyledikten sonra gişelere doğru uzaklaştı.

Işık, Yakup'un arkasından bakarken Kara'yla yalnız kalmaktan hiç hoşlanmadığını fark etti.

Ne yazık ki kaçmak için bir fırsat bulamadan Kara yeniden kolundan tuttu ve onu peşinden sürükledi.

“Kara, bırak kolumu!”

Kara hiçbir şey söylemeden onu daha sakin bir köşeye götürdü.

Işık'ın sırtı duvara yaslandığı anda Kara'nın dudaklarını dudaklarında hissetti.

Bir anlığına nefesi kesildi.

Gitmeden önce yaşadıkları gözlerinin önüne geldi. Mutfakta onu öptüğü an, kendisinin hiçbir karşılık veremeyişi ve ardından yaşadığı karmaşa…

Gözleri doldu.

Kara yine aynı şeyi yapıyordu.

Onun ne hissettiğini, ne düşündüğünü sormadan kendi istediği gibi davranıyordu.

Işık'ın canını en çok acıtan şey de buydu.

Kara sonunda geri çekildi. Alnını Işık'ın alnına yasladığında genç kadın gözlerini kapattı.

Onun kendisini bu hâlde görmesini istediği son kişi Kara'ydı.

Sıcak nefesi yüzüne çarparken Kara'nın kısık sesini duydu.

“Her bir zerresini hissetmeden özlüyordum seni. Şimdi ise yanımdasın ama bu, özlemimi dindirmiyor.”

Işık'ın kalbi bir kez daha hızlandı.

Söyledikleri zihninde yankılanıyordu.

Özlüyor muydu?

Peki, o zaman neden?

Neden onu incitmişti? Neden bir gün yakınlaşıp ertesi gün uzaklaşmıştı? Neden kendisini hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranmaya zorlamıştı?

Işık gözlerini açarak Kara'ya baktı.

Gözlerinin içinde cevap arıyordu ama bulacağından emin değildi.

Bir süre boyunca hiçbir şey söylemedi.

Çünkü içinde biriken bütün sorulara rağmen, dudaklarından çıkacak ilk kelimenin onu yeniden incitmesinden korkuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.