Babamın beni ölüme terk ettiği bodrumdan, kanlar ve yanıklar içinde, sürünerek çıktım. Evin içinden gelen kahkaha sesleri, içki kokusu ve annemle babamın arkadaşlarının kumar oynama gürültüsü, benim için bir fırsattı. Kimse beni görmeden, adeta bir hayalet gibi kapıyı araladım ve sessizce geceye karıştım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece o evden, o acıdan uzaklaşmak istiyordum. Küçücük ayaklarım, asfaltta bata çıka ilerlerken, yorgunluk ve korku bedenimi ele geçirmişti. Sonra loş bir sokak lambasının altında, bir oyun parkı gördüm. Bir anlığına dünya durdu. Boş, paslanmış salıncağa gidip oturdum. Yavaşça sallanmaya başladım. O ritmik hareket, sanki ruhumu sakinleştirmeye çalışıyordu. Hemen yanımda duran salıncak, hafif bir gıcırtıyla hareket etti. Biri oturmuştu. Benle aynı yaşlarda, güzel, masum bir gülümsemesi olan bir çocuk. Gözleri pırıl pırıl parlıyordu. "Merhaba," dedi, sesi yumuşak ve meraklıydı. "Burada yalnız ne yapıyorsun?" Yılların öğrettiği savunma mekanizmasıyla cevap verdim: "Sanane. İşine git." "Benim adım Koray." Sesinde en ufak bir alınma yoktu. "Sordum mu?" "Sormadın. Ben söylemek istedim. Senin adın ne?" "Sanane." O sabırla gülümsedi. "Kızım, arkadaş olmak istiyorum. Neden böyle konuşuyorsun?" Yüzündeki samimiyet beni şaşırttı. Neden arkadaş olmak istiyordu ki? Benim gibi eksik, yaralı bir çocukla kim arkadaş olmak isterdi? "Neden arkadaş olmak istiyorsun?" diye sordum, sesim ilk kez titrek değildi. "Sebep mi gerek? Sadece olmak istiyorum. Hem..." Gözleri, sargılar içinde, giysimin altında saklamaya çalıştığım koluma kaydı. "Koluna ne oldu?" Hemen kolumu arkama sakladım. Utanç, yüzümü yaktı. İşte şimdi diğerleri gibi iğrenecek, benden uzaklaşacaktı. Bekliyordum ki, benden tiksinerek kaçsın. Ama Koray öyle yapmadı. Ayağa kalktı, yanıma geldi ve çok nazikçe, neredeyse kutsar gibi, kolumu kendine çekti ve sargının olduğu yeri okşadı. O an, tenimde hissettiğim ilk şefkat dokunuşuydu. "Saklamana ve utanmana gerek yok. Ne olduğunu anlatmak istemiyorsan anlatma. Sen her halinle güzelsin." Gözleri benim gözlerime kenetlendi. Sonra ekledi: "Büyüyünce seni ben koruyacağım." O an, adımı verdim. Bir sırrı paylaşır gibi: "Adım Aden." "Güzel ismin var. Aden bahçesi gibi." O bana gülümsedi. Kalbimde o soğuk bodrumdan sonra ilk kez bir sıcaklık hissettim. "Teşekkür ederim." Tam o anda, parkın girişinde babamı gördüm. Sinirden yüzü kasılmış, gözleri beni arıyordu. Bana doğru hızla geliyordu. Beni bulmuştu. Lanetim beni takip etmişti. Babam, kolumu bir mengene gibi tutup beni kaldırdı ve sürüklemeye başladı. Koray'ın gözlerinde bir şok ve öfke parladı. "Bırak onu! Sen kimsin!" diye bağırdı Koray, küçücük bedeniyle babamın karşısına dikilmişti. Babam onu itti: "Defol git çocuk! Elimde kalacaksın!" Koray, tereddüt etmedi. Babamın bacağına, tüm gücüyle sertçe tekme attı. Babam acıyla inleyerek bacağını tuttu. Bu cesaret, bu savunma içgüdüsü... hayatımda kimse benim için bunu yapmamıştı. Babam öfkeyle Koray'a bir tokat attı. Koray yere düştü. "Baba, lütfen yapma!" diye çığlık attım. Babam beni tekrar sürükledi. Ağlayarak, yerde yüzünü tutan Koray'a baktım. Gözlerimden yaşlar akıyordu. "Üzgünüm, Koray! Affet beni!" diye haykırdım. Yerdeki Koray, acıya rağmen zorla gülümsedi. Sorun olmadığını, güçlü olduğunu söyleyen bir gülümsemeydi bu. Babam beni sürüklerken, sendeledim ve yere düştüm. Dizim kanlar içinde kaldı. Ama babam durmadı. Beni kaldırıp eve götürdü. İçeri girer girmez beni yere fırlattı. Annem, az önce yapmış olduğu çayı elinde tutuyordu. Yüzündeki ifade, yaptığının ne kadar iğrenç olduğunun farkında bile değildi. Çaydanlığı aldı ve o sıcak suyu, yere düşen çıplak bacağıma boşalttı. "AAAAAAAAAA!" Kulağımdaki sızı bile bu acının yanında hiçti. Annem, soğukkanlılıkla: "KES SESİNİ! O KADAR SICAK DEĞİL!" diye bağırdı. Nereden biliyordu ki sıcak olmadığını? Yanan bendim! Şimdi hem kolumda, hem de bacağımda izler olacaktı. Zaten yaz günü kollarımı gizlemek için uzun kollu giyiyordum. Şimdi bacağımı da saklamak zorundaydım. (16 Yaş – Lise Dönemi) Aradan 10 yıl geçti. Acılar, yara izlerine, izler ise artık ruhumun bir parçasına dönüşmüştü. 16 yaşındaydım, lise son sınıf öğrencisiydim. Ev, hala bir hapishaneydi ama artık kaçış yolum vardı: Koray. Evden çıktığımda, her sabah olduğu gibi, kapıda beni bekliyordu. Yanıma geldi, kolunu omzuma attı ve yanağımdan içten bir şekilde öptü. Bu öpücük, babamın bana verdiği her darbeyi unutturmaya yetiyordu. "Nasılsın, güzelim?" diye sordu, sesi her zamanki gibi endişeli ve sevgi doluydu. "Eh işte," dedim. "O adam ve kadın hala seni dövüyor mu?" "Boş ver. Alıştım artık." Koray aniden durdu, yüzü ciddileşti. "Nasıl alıştın, Aden? Bu normal değil! Bırak güzelim, gidelim buralardan. Hemen şimdi." "Nasıl gideriz, Koray? Param yok, reşit değilim. Okul masraflarımı bile kendim ödüyorum, çalışmam lazım." "Ben sana bakarım, kanka. Sadece yanımda ol." "Yavrum, hep sana bağımlı kalamam ki. Kendi hayatımı kurmalıyım." "Sen bana bağımlı değilsin," dedi, gözlerimin içine bakarak. "Sen benim en iyi yanımsın. Hepimiz birbirimize tutunmalıyız." Okula geldik. Sınıfa girdiğimiz an, Koray her zamanki gibi kafasını sıraya koyup uyudu. Ben ise ders çalışmak zorundaydım. Hayatımı düzeltmek, o evden kurtulmak için tek yolum vardı: Birinci olmak. Kapıdan, okulun zorba ve şımarık kızı girdi. Gözleri beni buldu ve yüzünü ekşitti. "İyyyy, kolsuz kız da gelmiş." Yanındaki arkadaşına dönerek, beni duyacağından emin bir sesle konuştu: "Tatlım, sen niye ölmüyorsun? Görüntü kirliliğisin." Gözlerim doldu ama artık ağlamıyordum. Koray, anında kafasını kaldırdı. O yorgun haliyle bile gözleri alevlenmişti. "Sen kendine bak, kokoş! Boya küpüne girmiş gibisin! İlk git yüzündeki o badanayı çıkar, ondan sonra başkasının güzelliğini yargıla!" Zorba kızın yüzü anında morardı. Konuşacak kelime bulamadan, bozulmuş bir ifadeyle yanımızdan uzaklaştı. Ben, Koray'a baktım. O bana muzipçe göz kırptı ve tekrar kafasını sıraya gömdü. Gülümseyerek fısıldadım: "Ulan sende olmasan beni kim koruyacak? İyi ki varsın, Koriş." Koray, sıradan kımıldamadan cevap verdi: "Sende güzelim, sende." Dersler bitti. Koray'la eve doğru yürürken, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Eve geldiğimde, annemle babamın seslerini duydum. "O adam artık para göndermiyor! Neden o ailenin kızına bakmak zorundayız! Düşmanın çocuğu!" Annemin sesi öfkeden titriyordu. Babam cevap verdi: "Kaçırıp bize getirdi, ama nerede para? Kızı öldürelim gitsin zaten ailesi de aramıyor!" O an, tüm dünya durdu. Nefesim kesildi. Kulaklarımdaki uğultu, vücudumdaki tüm yanık izlerinden daha sıcak, daha yakıcıydı. Ben... onların kızı değildim. Düşmanın çocuğuydum. Beni öldürmeyi planlıyorlardı. Kimseye görünmeden, bir gölge gibi evden çıktım. Hızla titreyen parmaklarımla Koray'a mesaj attım ve her zamanki buluşma yerimize koştum. Koray, benden önce oradaydı. Yüzümdeki korkuyu görünce panikledi. "Aşkım, ne oldu? Ne bu telaş? Acele gel dedin!" Zorlukla konuştum, kelimeler boğazıma dizilmişti: "Koray, korkunç bir şey öğrendim..." "Ne oluyor, Aden?" "Koray, bunlar benim ailem değilmiş! Ailem başka insanlar! Beni öz ailemden kaçırmışlar ve bunlara vermişler! Ve... beni öldürmeyi planlıyorlar..." Hıçkırıklarım sesimi kesti. "Koray, ailemi bulmak istiyorum! Duydum, ailem İzmir'de yaşıyormuş. Soyadları Karahan." Koray hemen yanıma oturdu, ellerimi tuttu. O anki sarsılmaz gücüyle: "Sakin ol, Aden. Tamam. Bu gece, İzmir'e gidip aileni bulacağız." Gözlerim yaşlarla doluydu ama aynı zamanda büyük bir umut parlamıştı. "Benimle gelecek misin?" Gözlerimin içine baktı, o bakışta sonsuz bir sadakat vardı. "Tabii geleceğim, kızım! Seni böyle bir şeyde yalnız bırakır mıyım hiç? Sen benim..." Bir an durdu, söyleyeceği kelimeyi yuttu. "...Neyse işte, geleceğim. Seni yalnız bırakmam. Hem bensiz orada ne yapacaksın? Sıkılırsın." dedi, konuyu hızla değiştirerek. Gülümsedim. O benim her şeyimdi. "Teşekkür ederim. İyi ki varsın." O da gülümsedi. "Sende, güzelim. Sende." O gece, sadece bir şehri değil, yeni bir hayatı ve geçmişimdeki tüm sırları bulmak için yola çıkacaktık.
Bölüm 4
BÖLÜM 4
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.