Duyduklarımı anlamaya çalıştım. Demir beni gerçekten tehdit mi etmişti? Beni neden böyle köşeye sıkıştırmıştı? Doğruları söylemem gerektiğini ben de biliyordum ama... Yaptığı yanlıştı.
Yüzüne bile bakmadan eve geri döndüm. Arkamdan seslenmişti ama artık bir şey ifade etmezdi.
Hemen odama gidip ne yapmam gerektiğini düşünmem gerekiyordu. Ama kolumdan tutulduğumu fark ettiğimde bunu birazcık ertelemem gerektiğini anladım.
"Yemek yemeyecek misin?"
"Yiyeceğim..." dedim ve birlikte yemek odasına gittik. El ele tutuşarak gitmiştik tüm koridoru. Şu an karmaşık olan duygularıma su serpilmiş gibiydi. Bir nebze de olsa rahatlamıştım. Ama kafamdan hala onu kandırdığım gerçeğini çıkaramıyordum...
Yemeklerimizi yedik çok konuşmadan. Bu halim Çınarında dikkatini çekmişti. En sonunda yerinden kalkıp yanıma geldi. Önümde diz çöküp, ellerimi tuttu.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır... Sadece ablanla görüşeceğim için... Heyacanlandım" dedim hızlıca. İkna olmuş gibiydi.
"Anlıyorum" dedi ve elimden öptü. Ben de ona gülümsedim.
"Çınar... Akşam yemeğine gelmeyeceğim. Biraz odamda kalmak istiyorum." Dedim. Kafasıyla onayladı. Ellerimden tuttu ve odadan çıktık. Merdivenleri çıkana kadar birlikteydik. Daha sonra ben kendi odama, o çalışma odasına gitti. Artık yarına kadar kendimle başbaşa olacaktım...







