SELAMM, 3. BÖLÜM VE BENNN. BU BÖLÜM İLE İLGİLİ AKLIMDA ÇOK BİR FİKİR YOK AÇIKÇASI, SADECE HER GÜN DÜZENLİ BÖLÜM ATMAYA ÇALIŞICAMMM.
"Barış Yüksekkaya, uzaklaştırma aldın." kalbimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Zaten uzaklaştırma almış olmam çok şaşırtıcı değildi. Tahmin ediyordum.
Göz ucuyla Ümit'e baktığımda şişmiş ve kanayan burnunu inceledim. Patlatan kaşı ve dudağı. Son olarak da kızarmış ve muhtemelen morarıcak olan elmacık kemiği. Niye bu kadar sinirlenmiştim bilmiyordum. Bana yaptıklarını yüzünden mi, yoksa onun yüzünden Milan'a vurduğum için mi karar veremiyordum. Ama sanki rastgele birine vursam bu kadar sinirlenmezmişim gibi geliyordu.
Uzaklaştırma almış olmam beni biraz daha sinirlendiriken Ümit'i boğma isteğiyle dolup taşmıştım.
Teşekkür edip odadan çıktım. Adımlarımın sesi kafamın içinde yankılanırken annemin tokatının suratımı bulması bir oldu. Tabii kavga ettiğimi duymuştu. Okula gelmişti ve gördüğü ilk anca bana tokat atmış ardından sarılmıştı. Kollarını sırtımda hissettiğimde bende ona karşılık verdim. 1 hafta okulda olamamanın burukluğu vardı içimde. Keşke o çocuğu daha çok benzetseydim...
Annemin azarlamaları eşiğinde eve vardığımızda ayakkabımı yerine koydum ve odama gittim. Okul formamı buruk bir şekilde çıkarıp rahat siyah bir tişörtümü giydim ve yatağıma yattım. Gözlerimden uyku akarken, gözlerimi kapattım...
İKİ SAAT SONRA
Gördüğüm kabustan terlemiş bir şekilde uyanmış, hemen duşa girmiştim. İki saatlik uyku neyime yetecek bilmiyordum. Ama voleybol topunu alıp evden çıktım. Parka vardığımda önce Ümit'i gördüm, ardından Milan'ı. Konuşuyorlardı. Ne konuşuyorlar bilmiyordum ama çok da bir önemi yoktu. Bu kadar sinirli olduğu birine böyle gülerek konuşur muydu bir insan? Konuşmazdı, konuşamazdı. Daha bugün yumruklaşıyorlardı, ne ara bu kadar yakınlaşmışlardı? Sinirle geri döndüm ve aynı yoldan eve vardım. Sinirden parmaklarım uyuşuyordu.
Evden çıktığımda çok açtım, ama iki voleybol oynar kafa dağıtır diye düşünmüştüm. Ama geri döndüğümde gördüklerim yüzünden iştahım kapanmıştı. Uykum var diye kendimi odaya kapatmıştım, üstüne kapıyı kilitlemiştim. Ne Efe'nin, ne Alperen'in, ne Ahmet'in ne de Arda'nın mesajlarına, aramalarına cevap vermiştim. Hepsini çok endişelendirdiğime emindim -ki Arda'nın yazdıklarına göre dördü toplanmış buraya geliyordu-. Belki de onlara ihtiyacım vardı.
Liseden itaberen değil, onlar ortaokuldada yanımdaydı benim. Hayatım boyunca bir kardeşim olmamıştı ama kardeşim diyebileceğim dört tane arkadaşım vardı. Onlar benim her şeyimdi.
BARIŞ'IN ANNESİ,İKİ GÜN SONRA.
Benim canım oğlum, Barış'ım. Hayatının şu anına kadar bırak uzaklaştırmayı, disiplin bile yememişti. Ne olduysa iki gün önce oldu.
Benim Birtane'm, uzaklaştırma aldı. Hala inanamıyorum. Benim gözüm gibi büyüttüğüm, karıncayı bile incitmeyecek çocuğum nasıl bunu yapmıştı? Haksız değildi, ama göğsüme bir öküz oturmuş, gitmiyordu işte. Saat 05.00'a geliyordu, su içmeye kalkmıştım ve yine aynı mazarayla karşılaşmıştım. Oğlumun odasından gelen ağlama ve hıçkırık sesleri. Sürekli ağlıyordu. Mahvetmişti kendini.
Bir hafta antermana gidememek demek Onun için bir kâbustan farksızdı.
Uyucağım diye yalan söyleyip ağlıyordu, fark etmediğimi zannediyordu ama buzdolabında ki uyku ilaçları gün geçtikçe azalıyordu, buna rağmen uyuyamıyordu benim oğlum.
Resmen iki günde kahrolmuştum. Barış'ım, canım oğlum benim...
Bir gün geçmişti, eve girdiğimde benim birtanem, canım oğlum kapının önünde çökmüş ağlıyordu. Kıpkırmızı olmuştu. "Dayanamıyorum anne. Olmuyor, olmuyor."
O an göğsümde bir şeyler koptu. Bir göz yaşına dünyaya yakacağım oğlum gözümün önünde ağlıyordu, kendini mahvediyordu. Çantamın omzumdan kayıp düştüğünü, çantamın zincirinin çıkardığı tiz sesle fark ettim. Ama umursamadım. Dizlerimin üstüne çöktüm, veya dizlerim beni taşıyamadı. Bilmiyordum. Gözlerimden yaşlar hızla akıyordu ve ben durduramıyordum. Oğluma sarıldım ve ne kadar geçtiğini bilmediğim bir sürece ona sarılıp ağladım.
Benim oğlum, o gün gözlerimin önünde eridi, ama bende onunla beraber kendimi mahvettim. Hiç şikayetçi değildim. Gerekirse ben mahvolurdum, ve o mutlu olurdu.
Kıvırcık bebeğim, seni seviyorum...
BARIŞ'TAN. BİR HAFTA SONRA.
Okula vardığımda üzerimdeki bakışlar nefesimi kesiyordu. Kendimi yapayalnız hissediyordum. Titreyen ellerimi boşvererek aşağı, spor salonuna indiğimde. Koşarak takımın yanına gittim ve hepsinin beni kucaklamasına izin verdim. İçime dolan huzurla kahkaha attım ve Efe'nin kafasına öpücük kondurdum. Ege hoca geldiğinde yerlerimize geçtik. Çok mutluydum, sonunda ait olduğum yere, antremana gelmiştim. Saha benim yuvamdı. Saha benim herşeyimdi. Evdeyken boğulmuş gibi hissediyordum. Dört duvar üstüme üstüme geliyordu, nefes verecek bir yer bulamıyordum, verdiğim nefes bir tabuttaymışım gibi bir sonraki nefesimi daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyordu. O gün eve geldiğimde bir kere uyumuştum, sonrasında ise bir daha uyuyamamıştım. Çok uykum vardı, başım çatlıyordu ama yattığım anda o uyku kaçıyordu. Dışarı çıkıyordum, adım seslerimin kafamın içinde gürültü olmak dışında herhangi bir olayı yoktu. Her dışarı çıktığımda, muhtemelen on dakika sonra kaldırımın kenarına çöküp ağlıyordum. Bir hafta psikolojimi nasıl bu kadar etkilemişti bilmiyorum ama gerçekten çok kötü bir durumdaydım. Ama buraya geldiğim anda yenilenmiş gibi hissediyorum.
"Kaptan!" Ege hocanın sesini duyduğum gibi onu yanıtladım.
"Buyrun Hocam?"
"Efendim Hocam?"
Milan'ın da sesini duyunca aklım karışmış bir şekilde ona baktım. O ise pişkin pişkin gülüyordu.
Ege hoca bana değil, ona bakıyordu.
Kaptan oydu.
Basit bir oyuncuydum artık.
BİRR BÖLÜMÜN DAHA SONUNA GELDİK. AKLIMINDA FİKİR YOK DEMİŞTİM TAAMM MI? O YÜZDEN HEM KISA HEM BERBAT OLDU. AYRICA EVİN İNTERNETİ DE BERBAT. ÖÖZZZZÜR DİLERİM EKİP🩷🩷 AYRICA İKİ ÜÇ KİŞİ ESERİMİ BEĞENMİŞ YORUM FALAN ATIYOR İYİKİ VARSINIZ, EĞER BİR SHİP İSTEĞİMİZ OLURSA, VE FİKİR BULURSAM. BAŞŞIIMLA BERABER ABİ, YAZARIMMMM.