Barış 'ın kontrolleri yapılmak üzere akıl hastanesine götürüldü. Oraya vardığında odada bir sürü doktor oturmuş Barış a bakıyorlardı. Işte şimdi tedirgin olma vaktiydi. Doktorların karşısındaki sandalyeye oturdu. Ortadaki doktor
"Kendini Nasil hissediyorsun Barış?" dedi.
"Daha belli değil" dedi Barış. Bu tür sorulara böyle cevaplar verirdi. Bu artık Barış Yesari nin bir imzası haline gelmişti. Doktor
" Peki kendini ne zaman kötü hissedersin?"
"Sevilmedigimde... Yani her zaman"
"Peki o cinayetleri işlerken o insanlara hiç acımadın mi ?"
"Ben acıdım. O acımadı."
"O dediginiz kim?"
" Kardeşim Savaş"
"Ne sıklıkla ortaya çıkar?"
"Genelde hep yanımda. Bazen susar, bazen o kadar çok konuşur ki beynimi eritir!" dedi sonra yükselerek.
"Kusura bakmayın. Onu düşünmek bile beni sinir ediyor."
"Peki Savaş şu anda burda mı?" dedi s yi bastırarak. Barış parmağıyla bir köşeyi işaret ederek
"Oradan bizi izliyor"
"Peki o kadını öldürmenizi neden istedi peki?"
"Bu soruyu ben sordum kendime. Ama bunun bir cevabı yok. O istediği anda istediği kişiyi öldürmek isteyebilir, nasıl yapacağım dersen taktik verir. Mesela bi alet al kesici bir âlet yoksa masanın üstündeki kalemi al surdaki bayan doktora sapla gibi gibi."
"Peki Savaş şu anda ne düşünüyor ya da düşünüyor mu?" Barış sinirlenerek
"Bunlar ne saçma sorular diyor, nası kanıtlayacaklar diyor, bu iş bitsin de kalsak gitsek diyor!"
"Yani ne zaman sana bir soru sorulsa Savaş hazır bir cevapla beliriyor öyle mi?"
"Öyle"
"Yani senin peşinde olan bir savcı ve eşini de öldürmeni istiyor hiç tanimadigin öylesine bir doktoru da öldürmeni istiyor öyle mi?"
Diyince Barış köşeye sıkışmış bir şekilde ne cevap vereceğini düşünürken kapıdan biri girdi. Savaş!?! Elinde bir valizle karsisinda duruyordu. Barış hızla ayağa kalkarak
" S-senin burda ne işin var?!?"
" Her zaman yaptığım gibi senin arkanı topluyorum."
"Ama nasıl, sen öldün?"
"Ben senin vicdan azabının ete kemiğe bürünmüş bakiyim bro!"
"Savaş Lutfen git. Seninle uğraşmak istemiyorum."
"Ya da gerçeklerle yüzleşmek istemiyorsun. Örneğin babamın beni senden daha çok sevdiği gerçeği."
"Savaş beni deli etme ÇIK GİT ŞURDAN!" Savaş valizi yere koyup usulca açtı..
"Sokucam valisine he! Ne var lan onun içinde?"
"Sen varsın Barış." diyip valizden bir mozaik pasta çıkardı.
"Aa mozaik pasta sen seversin. Yine haylazlık yapmıştın yasaklamıştı yemeni. Sen de gece gizlice yiyince ellerini yakmıştı. Hatırladın mı?" dedi valize geri koyarak hafifçe gülümsedi. Bir mızıka çıkardı ve devam etti
" Bunu çalmak için ne uğraşmıştı be olum. Girdi yine bir gece bizimki senin yanına bunu kafana kafana vurdu." dedi ve burnundan keyifle güldü. Barış
"Tamam savaş yeter. Git istemiyorum."
"Bunlar seni sene yapan şeyler bro." dedi ve bir fotoğraf çıkararak devam etti.
"Bunu hatırladın mı? Karne gününden hemen sonra çekilmişti. Savaş taktir aldı sen teşekkür bile getiremedin diye ne dövmüştü seni be"
"Savaş git." dedi yorgun bir sesle
"Ahhh Mine nin yüzüğü. Senin sevgilin olan ama benim evlendiğim kadının yüzüğü. Tam da parmağına göre yaptırmıştım-"
"MINE YI KARISTIRMA! SAKIN ONUN ADINI AGZINA BILE ALMA YOKSA SANA YAPACAKLARIMI AKLIN ALMAZ!" diye bağırıdı. Son anda etrafına baktı herkes ona bakıyordu. Az önce gördüğü Savaş gerçekten var mıydı? Olsa bile şimdi olduğu yerde yok. Ne olmuştu? Nasıl olmustu da Savaşı görmüştü? Barış bunları düşünürken başhekim savcı dışarı çıkmış konuşuyorlardı...