Yusa, saçındaki havluyla Yusuf’un yatağının kenarına oturdu. Üzerinde Yusuf’un verdiği bol tişörtle gayet rahat görünüyordu. Yusuf ise bilgisayarın başında, gözlerini ekrandaki kurgu programına dikmiş, az önceki otopark görüntülerini klasörlüyordu. Ama kafası hâlâ tuvaletteki o düşüncelerde takılı kalmıştı.
Yusa gözlerini ekrana dikip sırıttı. "Olm şu pistteki çarpışma sahnesini açsana bi. Poniks’in arkadan bodoslama daldığı anı kare kare izlemek istiyorum."
Yusuf fareye tıklayıp videoyu oynattı. Ekranda, Poniks'in çarpmasıyla Yusuf'un dengesini kaybedip öne doğru savrulması ve Yusa'nın onu kolundan tutup hızla kendine çekmesi görünüyordu. Kadrajda ikisi bodoslama birbirine girmiş, Yusa Yusuf'un belini sıkıca kavramış, burun buruna kalmışlardı.
Yusuf videoyu hızlıca geçiştirmek için space tuşuna basıp durduracaktı ki, Yusa oturduğu yerden aniden masaya doğru uzandı ve Yusuf'un elinin üzerindeki fareyi tuttu.
"Dur bakayım, niye hemen geçiyorsun?" dedi Yusa. Sesi bilerek muzip ve alaycı bir tonda çıkmıştı. Eğilmiş olduğu için Yusuf’un hemen dibindeydi, şampuan kokusu doğrudan Yusuf’un burnuna geliyordu.
Yusuf bir an nefesini tuttu. Kalbinin ritmi hızla değişirken elini farenin üzerinden yavaşça çekti. "Hiç... Kesilecek yer zaten, goygoy yapmasınlar diye atacaktım videodan," dedi, sesinin titrememesine özen göstererek.
Yusa kafasını hafifçe yana eğip Yusuf’un yüzüne baktı. Yusuf’un yanaklarının hafifçe pembeleşmeye başladığını fark ettiği an, gözlerinde o tehlikeli, muzip ışık yandı. Yusuf’un onun yanında nasıl heyecanlandığını, nasıl köşeye sıkıştığını çok iyi biliyordu ve bu durum Yusa için dünyanın en büyük eğlence kaynağıydı.
Yusa masaya biraz daha yayıldı, yüzünü Yusuf’a iyice yaklaştırarak fısıldadı: "Oğlum... Sen pistte benim kucağıma düşünce bi heyecanlandın sanki, ha? Bakıyorum da rengin falan değişti?"
Yusuf hemen sandalyesini biraz geri çekmeye çalıştı, kalbi resmen göğsünden fırlayacak gibi atıyordu ama belli etmemek için sert görünmeye çalıştı. "Saçmalama lan! Ne alaka? Poniks öküz gibi arkadan dalınca neye uğradığımı şaşırdım sadece."
Yusa aldığı bu tepkiyle iyice keyiflendi. Yusuf’u utandırmak onun en sevdiği aktiviteydi. Ayağa kalktı, kollarını göğsünde bağlayıp yatağa geri oturdu ama gözlerini Yusuf’tan ayırmadı. "Yaa, kesin öyledir," dedi alaycı bir gülüşle. "Tuvalete gidip yirmi dakika gelmemeler falan... Hayırdır YusufTe, benim o muazzam kurtarışımın etkisinden çıkamadın mı yoksa?"
"Olm midem bozulmuştu, ne alakası var yirmi dakikayla!" diye yalan söyledi Yusuf, gözlerini hızla ekrana çevirerek. Klavye tuşlarına rastgele basıyordu sırf meşgul görünmek için. Kulaklarının bile kızardığını hissedebiliyordu.
Yusa onun bu panik halini izlerken keyifle sırıttı. Yusuf'un onunla asla böyle bir şansı olmayacağını, kendisinin gay olmadığını ikisi de biliyordu; ama Yusa için Yusuf’un bu tatlı çaresizliğiyle dalga geçmek, videolarda Koston’u trollerken aldığı zevkten bile daha büyüktü.
"İyi, öyle olsun bakalım," dedi Yusa yataktan kalkıp kanepeye doğru yürürken. Montu alıp Yusuf’un kafasına doğru fırlattı. "Ama söyleyeyim, yarın Discord’da Poniks bu sahneyi gördüğünde seni benim elimden kimse kurtaramaz. Şimdiden bahanelerini hazırla."
Yusuf montu kafasından çekip Yusa’ya ters bir bakış attı ama içten içe derin bir nefes aldı. Yusa kanepeye uzanıp telefonunu kurcalamaya başlarken, Yusuf ekrandaki kurguya geri döndü. Yusa onunla sadece eğleniyordu, bunun farkındaydı. Ama Yusa’nın o alaycı bakışları ve dibine kadar sokulduğu o birkaç saniye, Yusuf’un bütün gece boyunca bilgisayar ekranına boş boş bakmasına yetip de artmıştı bile.Ertesi gün öğlen saatlerinde Yusuf, gözlerini kırpmadan bilgisayar ekranına bakıyor, dünkü buz pateni vlogunun editiyle uğraşıyordu. Videonun render aşamasına yaklaşmıştı ki kulaklığından iki kere arka arkaya bildirim sesi geldi. Discord’dan bizimkiler mesaj atıyordu. Koston ve Peach henüz aktif değildi ama Poniks ve Rwaii, Yusuf’a "Gelsene sesliye, video ne durumda?" diye yazmışlardı.
Yusuf derin bir nefes alıp saçlarını karıştırdı ve sesli kanala katıldı. Odada sadece Poniks ve Rwaii vardı.
"Ooo, editör bey teşrif etmişler," dedi Poniks neşeli bir sesle.
Rwaii de araya girdi: "Nasılsın Yusuf? Gece uyuyabildin mi bari, malum dün takside otoparkta falan kaldınız ya..."
Yusuf gözlerini devirdi ama sesini sakin tuttu. "İyiyim abi, editi bitirmeye çalışıyorum işte. Gece de uyudum, sıkıntı yok. Siz ne yapıyorsunuz?" diye sordu, konuyu videoya getirmek için havadan sudan konuşmaya başladılar.
Tam o sırada odanın kapısı yavaşça aralandı. Yusa, elinde dumanı tüten koca bir tost tabağıyla içeri girdi. Tostun kokusu odayı kaplarken Yusa bilgisayar masasının yanındaki sandalyeye rahatça kuruldu.
Yusuf tost tabağına bakıp açlığını hissedince hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Hani bana tost?" dedi sitemkar bir sesle.
Yusa, Yusuf’un bu beklentili halini görünce muzipçe güldü. "Aaa, unuttum ya..." dedi bilerek alaycı bir tavırla. Sonra tabağındaki tostun üçte birini eliyle kopartıp Yusuf’a doğru uzattı. "Al bakalım, bununla idare et artık."
Yusuf, Yusa’ya "Gerçekten şerefsizsin" der gibi ters bir bakış attı. Normalde başkasından böyle bir parça almazdı ama hem açtı hem de Yusa’nın bunu bilerek yaptığını biliyordu. Tost parçasını onun elinden sertçe çekip aldı ve çiğnemeye başladı.
Bu sırada kulaklıktan Poniks’in sesi yükseldi. Yusa’nın odaya girişini ve aralarındaki bu konuşmayı duymuşlardı. "Ooo, Yusa da orada! Beyler hayırdır, tostları bölüşmeler, aynı odada sabahlamalar falan? Dünkü pist sahnesinden sonra aranızda bir şeyler mi başladı yoksa? Evlilik ne zaman?"
Rwaii de hemen Poniks’e katılarak kıkırdadı. "Aynen aynen, düğün salonunu ben tutuyorum, Elsa kostümünü de Rwaii olarak ben giyerim artık, ne yapalım."
Yusa, kulaklıktan gelen bu sesleri duyunca hemen masaya doğru eğildi ve Yusuf’un mikrofonuna yaklaşarak sırıttı. Yusuf’un onun bu yakınlığıyla nasıl gerildiğini, yanaklarının nasıl kızardığını çok iyi biliyordu. Bu fırsatı kaçırmazdı.
"Oğlum sormayın ya," dedi Yusa, sesini bilerek imalı bir tona sokarak. "Yusuf dünden beri yanımdan ayrılamıyor. Pistte kollarıma bir bıraktı kendini, o gün bugündür gözlerimin içine bakıyor."
Yusuf’un beynine bir anda kan sıçradı. İçten içe Yusa’dan hoşlanıyor olması, onun yanında sürekli rezil olma korkusu ve şimdi de Yusa’nın bunu ekibin önünde tamamen bir eğlence malzemesi yapması bardağı taşıran son damla oldu. Zaten dünden beri hissettiği o duygusal baskı patlama noktasına gelmişti.
Yusuf sandalyeyi aniden geriye iterek ayağa kalktı ve mikrofonu neredeyse patlatacak bir ses tonuyla bağırmaya başladı:
"YETER LAN HARBİDEN YETER! DÜNDEN BERİ BOŞ BOŞ KONUŞUYORSUNUZ! ŞAKA DEDİK EĞLENCE DEDİK SUSTUK AMA BOKUNU ÇIKARDINIZ ARTIK! YUSA SEN DE KAPA ÇENENİ, DÜZGÜN DUR YETER YA!"
Odadaki hava bir anda buz kesti.
Discord ses kanalındaki Poniks ve Rwaii’den çıt çıkmıyordu. Yusuf’un normalde ne kadar sakin, her şeyi alttan alan, asla sesini yükseltmeyen rasyonel bir insan olduğunu çok iyi biliyorlardı. Onun bu denli öfkeyle parlamasına, resmen delirmesine hiç alışık değillerdi ve ekran başında neye uğradıklarını şaşırmışlardı.
Sandalyede oturan Yusa’nın da yüzündeki o alaycı, şerefsiz gülümseme anında silindi. Elindeki tost tabağıyla donakalmış, şaşkınlık ve hafif bir korkuyla yukarıda soluk soluğa duran Yusuf’a bakıyordu. Yusuf’u utandırmaktan zevk alıyordu ama onu bu kadar ciddi bir şekilde inciteceğini ve delirteceğini hiç tahmin etmemişti.Yusuf, Discord ses kanalının bağlantısını tek bir tıklamayla kopardı. Kulaklığı masanın üzerine sertçe fırlattıktan sonra arkasını dönüp doğrudan Yusa’ya baktı. İçindeki tüm o birikmiş gerilim, utanç ve çaresizlik sesine yansımıştı.
Gözleri öfkeden kararmış bir şekilde Yusa'ya bağırdı:
"Sen de git artık evine! Evsizler barınağı değil burası! Arkadaşımsın dedim, verdiğin her türlü rahatsızlığı mazur gördüm ama yeter artık, git lütfen evine!"
Bu sözler ağzından dökülürken Yusuf’un istemeden gözleri dolmuştu. Gururu kırılmıştı, canı acıyordu. Ağlamamak için yüzünü hafifçe buruşturdu, dişlerini sıktı. O güçlü, her şeyi kontrol altında tutan duruşunu korumak için direniyordu ama sınırın sonundaydı.
Yusa, elindeki tost tabağıyla öylece kalakalmıştı. Hayatında Yusuf’u hiç böyle görmemişti. O her şeyi alttan alan, sakin çocuk gitmiş, yerine canı gerçekten yanmış biri gelmişti. Yusa bir an durumu toparlamak, Yusuf’u yatıştırmak için "Oğlum... Tamam, sakin ol, şaka yapıyorduk..." diyecek oldu ama Yusuf’un yüzündeki o ifadeyi ve dolan gözlerini görünce kelimeler boğazına dizildi. İşin eğlencesini çoktan kaçırdığını, Yusuf’u gerçekten kırdığını o saniye anladı. Daha fazla üstelemedi. Sessizce ayağa kalktı, mutfağa tabağı bıraktıktan sonra içeriden montunu aldı. Kapıya yürürken Yusuf’a son bir kez mahcupça baktı ama Yusuf ona arkasını dönmüştü bile. Yusa kapıyı sessizce kapatıp gitti.
Dış kapının kapanma sesi evde yankılandığında, Yusuf’un içindeki o son direniş duvarı da yıkıldı.
Yavaşça yatağının kenarına oturdu. Ellerini yüzüne kapattı. Göz yaşları bir anda yanaklarından süzülmeye başlamıştı. Parmak uçlarıyla gözlerini alelacele silmeye çalıştı, kendini sakinleştirmek istedi ama sildikçe yenileri düştü. Göğsündeki o sıkışma hissi bir türlü geçmiyordu.
Yusuf’un canını yakan şey sadece ekibin şakaları değildi; Yusa’nın bu durumu tamamen bir eğlence, bir alay malzemesi olarak görmesiydi. Kendisi içten içe onun için erirken, Yusa’nın hiçbir şeyden habersiz, sadece onun utanmasından zevk alarak bunu Discord odalarında meze yapması ağırına gitmişti. "Benim için bu kadar gerçekken, onun için sadece bir komedi malzemesiyim," diye düşündü.
Oda bir anda katlanılmaz bir sessizliğe büründü. Bilgisayar ekranında hâlâ kurgu programı açıktı. Ekranda, dün pistte Yusa’nın onu düşmekten kurtardığı o sahne duruyordu. Yusuf başını dizlerine koydu, hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak öylece ne kadar oturduğunu bilemedi.
O sırada Yusa, binadan çıkmış, montunun önünü çekerek sokakta yürüyordu. Kafası karmakarışıktı. Yusuf'un o buruşan yüzü, dolan gözleri zihninden çıkmıyordu. Kendi kendine, "Alt tarafı her zamanki şakalardandı, niye bu kadar büyüttü ki?" diye sormaya çalıştı ama içindeki bir ses ona durumun göründüğünden daha derin olduğunu söylüyordu. Yusuf sadece bir şakaya bu kadar kırılacak biri değildi. Yusa, adımlarını yavaşlatırken telefonunu çıkardı, ekibin grubuna girdi.
Koston ve Peach de gruba gelmiş, "Oğlum seslide ne oldu? Yusuf yayından fırlamış gibi çıkmış odadan, Poniks'le Rwaii şokta" yazmışlardı. Yusa gruba hiçbir şey yazmadı, telefonu cebine geri koydu. İlk defa yaptığı bir şakadan dolayı içi acayip derecede huzursuzdu.