İçeriğe geç

Kaos aşkı YusufTe x Yusabakal

Bölüm 16 · 5 dk okuma

Kaos aşkı YusufTe x Yusabakal

Bölüm 16

Saçmalama Koston

Saat gece dört buçuk suları...

Evdeki herkes derin uykudayken Poniks, gözlerini ovuşturarak tuvalete gitmek için salondan çıktı. O sırada şarjı biten Koston’un telefonu sessizce kapandı. Flaş sönünce masanın ortasındaki o turuncu yumurta lambası da karanlığa gömüldü.

Koston bir iki dakika sonra huzursuzca kıpırdanıp gözlerini açtığında salondaki tek ışık kaynağının da yok olduğunu fark etti. Kalbi anında hızlanmaya başladı, boğazı kurudu. Zifiri karanlık yeniden üzerine çökerken nefesi düzensizleşti. Gözleri yavaş yavaş karanlığa alışmaya çalışırken koltuktan yavaşça doğruldu.

Dikkatli ve sessiz adımlarla salondaki en geniş çekyatta tek başına mışıl mışıl uyuyan Rwaii’nin yanına kadar yürüdü. Parmak uçlarıyla Rwaii’nin omzunu hafifçe dürttü.

Rwaii uykusunun en tatlı yerinde huysuzca kıpırdadı. "Hmm?.." diyerek gözlerini araladı, karanlıkta Koston’un siluetini seçmeye çalıştı.

"Rwaii... Yanında yatabilir miyim?" Koston’un sesi çaresizlikten hafifçe titriyordu.

Rwaii kafasını yastıktan tam kaldırmadan terslendi: "Saçmalama Koston, çocuk musun sen? Git yat koltuğuna."

Koston’un sesi bu kez biraz daha titredi, adeta yalvarır gibi fısıldadı:

"Ya lütfen... Attılar beni tekli koltuğa, elime de bir tane yumurta verdiler... Zaten yumurtaya yüz çizmeye çalışmış Yusuf, o karanlıkta daha korkunç duruyor..."

Rwaii, Koston’un bu acınası hali ve Yusuf’un çizdiği o korkunç yumurta detayına içinden sabır çekerek derin bir nefes verdi. Kıyamadı, yorganı hafifçe kenara kaydırdı:

"İyi gel... Poniks yatsın gelince senin yerinde."

Koston tek bir saniye bile düşünmeden Rwaii’nin yanındaki o daracık boşluğa süzüldü, yorganı tepesine kadar çekti. Rwaii arkasını dönüp uykusuna kaldığı yerden devam ederken, birkaç dakika sonra tuvaletten dönen Poniks salondaki karanlıkta boş kalan tekli koltuğa bakıp hiçbir şey sorgulamadan kendini oraya attı. Rwaii, sırtında hissettiği hareketlilikle gözlerini hafifçe araladı. Koston, karanlıkta kendini güvende hissetmek ister gibi Rwaii’nin beline kollarını dolayıp ona iyice sokulmuştu.

Rwaii henüz derin uykuya dalmamıştı. Birkaç saniye tavanı izledikten sonra iç çekerek Koston’a doğru döndü. Karanlıkta Koston’un gergin yüzünü ve hâlâ düzensiz olan nefesini görünce sesi kısıldı:

"Uyuyamadın mı?"

Koston, burnunu Rwaii’nin tişörtüne gömmüş halde sessizce başını salladı. O her zamanki dikbaşlı, gürültücü Koston’dan eser kalmamıştı.

Rwaii hafifçe kıkırdayarak elini Koston’un saçlarına götürdü. "Tam çocuk gibisin Koston..." dedi, sesinde alaydan çok uyku sersemi bir şefkat barındırarak.

Koston bir şey söylemedi, sadece tutuşunu biraz daha sıkılaştırdı. Rwaii de daha fazla söylenmekten vazgeçip kollarını Koston’un etrafına doladı, onu iyice kendine çekti. Yorganı ikisinin üzerine güzelce örttükten sonra çenesini Koston’un kafasına yasladı.

"Uyu hadi, buradayım işte," diye fısıldadı Rwaii.

Salonda Koston’un iç çekişleri yavaşça yavaşladı, Rwaii’nin ritmik nefes alışverişine karıştı. Herkes nihayet derin bir uykunun kollarına bırakmıştı kendini. Yusuf gözlerini sabahın ilk ışıklarıyla açtı. Oda, perdelerin arasından süzülen hafif bir aydınlıkla kaplanmıştı. Zihninde dün gece yaşanan fırtınalı anlar, Yusa’nın o patavatsız konuşması ve içindeki tüm yükü hafifleten dürüstlüğü canlandı. Her şeyin bir rüyadan ibaret olmadığını, sonunda o ağır yükten kurtulduğunu hissederek derin ve rahat bir nefes aldı.

Ta ki göğsünde hissettiği o garip ağırlıkla battaniyeyi hafifçe kaldırana kadar...

Yusa, başını Yusuf’un göğsüne koymuş, bir kolunu da onun beline dolamış halde mışıl mışıl uyuyordu. Nefesi Yusuf’un tişörtünü hafifçe havalandırıyordu.

Yusuf o an, dün geceki kaza anını, o iki kez yaşanan öpücüğü ve Yusa’nın "bilerek olsun" deyişini tek bir saniyede yeniden hatırladı.

Yüzü saliseler içinde alev aldı. Şokla gözleri kocaman açıldı, boğazında boğuk bir hırıltı kaldı. Bir anlığına nefes almayı bile unuttu. Yusa’yı üzerinden fırlatıp atmakla, milim bile kımıldamadan yatmak arasında gidip geldi. Bedenindeki tüm kaslar kaskatı kesilmişti.

"Yusa..." diye fısıldadı Yusuf, sesi rezil bir şekilde pürüzlü ve kısıktı. "Yusa, kalk lan üzerimden..."

Yusa uykusunda huzursuzca kıpırdandı ama uyanmak yerine Yusuf’un göğsüne daha da sokuldu, kolunu biraz daha sıktı. Ağzının içinde boğuk bir şeyler mırıldandı:

"Kapat şu ışığı Koston... Uyumaya çalışıyorum..."

"Koston değilim ben, salağa bak!" Yusuf panikle Yusa’nın omzunu dürttü. Yan salondakilerin uyanmasından öyle çok korkuyordu ki bağıramıyordu bile. "Yusa, valla basacağım çığlığı şimdi, kalk üzerimden!"

Yusa gözlerini yavaşça, uykulu ve mahmur bir şekilde araladı. Yüzü Yusuf’un tam çenesinin altındaydı. Birkaç saniye boş boş Yusuf’un domates kırmızısına dönmüş suratına baktı. Zihni yavaş yavaş yerine gelirken nerede olduğunu ve dün gece yaşananları idrak etti.

Ancak Yusa yine o bildiğimiz Yusa’ydı. Paniklemek yerine dudaklarında o hınzır, alaycı tebessümlerinden biri belirdi. Başını Yusuf’un göğsünden kaldırmadan gözlerini kısıp baktı:

"Günaydın prenses... Niye yine kızardın sen?"

"Lan kalk!" Yusuf en sonunda Yusa’yı göğsünden itmeyi başardı. Yusa yatağın öbür tarafına devrilip kahkahayı bastı.

Yusuf yataktan fırlayıp tişörtünü düzeltti, saçını başını dağıtmış halde kapıya doğru koştu. Tam kapının kolunu tutmuşken Yusa arkasından seslendi, sesi yine o patavatsız odunluğuyla doluydu:

"İyi sarılıyorsun ama ha, rahatmış göğsün."

Yusuf arkasını bile dönmeden kapıyı açıp kendini dışarı attı. Salona geçtiğinde karşılaştığı manzara ise Yusuf’un tüm utancını bir anda unutturdu.

Tekli koltukta tek başına uyuyan Poniks, çekyatta birbirine sarılmış halde mışıl mışıl uyuyan Koston ile Rwaii ve yerde yastığa sarılmış Peach... Yusuf salonun ortasında durup kendi halini ve salondakilerin bu saçma durumunu düşününce tutamayarak kendi kendine kıkırdadı.

Yusa da arkasından salona adımladı. İkisi yan yana durup çekyatta çocuk gibi uyuyan Koston ile Rwaii’ye baktılar.

"Şu fotoğrafı çekmeyenin telefonunu kırsınlar," dedi Yusa cebinden telefonunu çıkarırken. Yusuf da gülerek başını salladı. Göktuğ esneyerek arkalarından yaklaşmış, kollarını Yusa ile Yusuf’un boynuna dolayıp ikisini de kendine doğru çekmişti. Yüzünde muzip bir sırıtışla çekyatta sarmaş dolaş uyuyan Rwaii ve Koston’a bakıyordu.

Yusuf ani temasla bir an irkilse de Göktuğ’un rahat tavrıyla gevşedi. Yusa ise sırıtarak telefonun kamerasını çoktan açmıştı bile.

"Sessiz olun lan, uyanmasınlar," diye fısıldadı Yusa.

Göktuğ hemen Yusa’nın elindeki telefonu nazikçe çekip aldı. "Bırak profesyonel halletsin," diyerek parmak ucunda çekyata doğru süzüldü. Rwaii’nin Koston’un saçlarına gömülü yüzünü ve Koston’un Rwaii’nin tişörtünü sımsıkı kavrayan elini en net açılardan, tam üç farklı pozda flaşsızca ölümsüzleştirdi.

Fotoğrafları çektikten sonra parmak ucunda geri dönüp telefonu Yusa’ya uzattı. "Bu fotoğraflar bizi en az üç ay besler beyler. Grup chatine attığım an Rwaii bizi çiğ çiğ yer."

Yusuf gülerek başını salladı, ardından sehpanın üzerindeki o altı delik, üzeri yamuk yumuk çizilmiş yumurta kabuğuna gözü kaydı. "Koston uyanınca o yumurtayı soracak. Ne diyeceğiz?"

Yusa pişkince sırıttı: "Kahvaltıda omlet yaptık diyeceğiz."

O sırada çekyatta hafif bir kıpırdanma oldu. Rwaii gözlerini aralayıp salonun ortasında dikilen üçlüye baktı. Göktuğ anında telefonunu cebine sokuşturup hiçbir şey olmamış gibi tavanı izlemeye başladı. Yusuf ise suçluluk psikolojisiyle hemen mutfağa doğru adımladı.

"Ne dikiliyorsunuz başımızda oğlum?" diye mırıldandı Rwaii, sesi uykudan kısıktı. Koston hâlâ onun tişörtüne tutunmuş mışıl mışıl uyuyordu.

Yusa elini cebine atıp pişkin pişkin konuştu: "Hiç... Güneşin doğuşunu izliyorduk. Kalkın hadi, sucuklu yumurta yapacak Yusuf bize."

Mutfaktan Yusuf’un "Ben öyle bir şey demedim!" bağırtısı yükselirken, salondaki gürültüye Peach de gözlerini ovuşturarak uyandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.