İçeriğe geç

Kanser Ruhlu

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kanser Ruhlu

Bölüm 2

Zoraki evlilik haberi

Nöbetim sonunda bitmiş, eve dönüş yolum için arabama doğru ilerliyordum. Beyaz, çok küçük olmayan arabama doğru ilerlerken bir elim çantamın içerisinde anahtarı arıyordu. Sonunda anahtarın metalinin soğukluğunu hissedince çantamdan dışarı çıkardım ve arabanın kilidini açtım.

Şehir sessiz ve sakindi. Caddelerden geçiyor olsam bile gecenin bu saatinde bu sessizlik normaldi. Tek tük araba görebiliyordum ve yaya insan sayısı araba sayısından daha da azdı. Çoğu dükkân ve ev ışığı kapalıydı. İlerimdeki trafik lambasının kırmızı yandığını gördüm ve arabayı yavaşlattım, en sonunda durdurdum. Yeşil yanmasını beklerken telefonumu yan koltuktan aldım. Ekranın ışığı yandığında büyükçe beliren saate baktım, 23.47’yi gösteriyordu. Telefonu tekrar az önce bulunduğu koltuğa tekrar koydum ve trafik lambasının olduğu yöne doğru baktım. Dikkatimi bir şey çekmişti. Telefonu almadan önce orada hiç fark etmediğim bir çocuk. 13 veya 14 yaşında gibiydi. Erkekti. Üzerindeki hastane önlüğü müydü? Gecenin bu saatinde ne işi vardı ki bu saatte burada tek başına? Hem hastaneden de uzaklaşmıştım. Bir çocuğun özellikle hastanede yatılı olan bir çocuğun bu saatte tek başına buraya gelmesi biraz zordu. Gözlerimi ovuşturdum hızlıca. ‘’Yorgunluktan yine hayâl görüyorsun, Derya.’’ diyerek kendi kendime mırıldandım. Arabamın radyosunu açtım ve sakin bir müzik açarak trafik lambasından gözüme yansımakta olan yeşil ışığı fark ettim. Tekrar arabayı çalıştırdım ve hafifçe gaza basarak düz gitmem gereken asfalt yolda ilerledim. Az önce gördüğüm çocuk takılsa da daha çok yola odaklanmaya çalışıyordum.

Aradan geçen yaklaşık 25 dakikadan sonra sonunda oturduğum dairenin bulunduğu bina gözükmüştü. Çoğunluğu gri, aralara beyaz şeritler çekilmiş olan görüntüsü ile yanındaki binalardan ayırt ettiriyordu kendi. Arabanın motorunu kapattıktan sonra anahtarı yerleştirdiğim yerinden çektim. Yan koltuktaki çantamı omuzuma, telefonu ise üzerimde bulunan siyah hırkanın yan ceplerinden birine yerleştirdim. Hemen solumda bulunan kolu kendime doğru çekerek kapıyı açtım ve kendimi arabadan dışarıya attım. Uzun bir nöbetin ardından maruz kaldığım en fazla süreli açık hava zamanı olabilirdi. Kendi kendime kıkırdadım ve hızlı adımlarla binaya girdim. Gözümü kısa süreliğine kamaştıran beyaz koridor ışığından sonra temizlikçi Kerim Bey’i her zamanki saatinde işini yaparken bulmuştum. Neredeyse her akşam karşılaştığı yorgun nöbet dönüşü hâlime alışmıştı artık. Ufak bir gülümseme sunarak asansöre doğru yöneldim. Tuşa basarak beklemeye başladığımda telefonumun titreşmesiyle hırkamın cebine elimi daldırdım. Cebimden dışarı çıkardığımda ekranı hemen görmüştüm. Babamdan bir mesaj bildirimiydi. ‘’Eve geçince beni ara, konuşmamız gerekiyor.’’ Mesajı okuduğumda meraklanmıştım. Sinirlenmedim de dersem yalan olur açıkçası. Nöbetten çıkmışım, henüz eve gidince yapmam gereken işler varken bir de üstüne onunla mı konuşacaktım? Düşüncesi bile sinirlendiriyordu. Gözlerimi devirerek telefonu önceden bulunan hırka cebime tekrar koydum. Asansör sonunda gelmişti. Kapıları açıldığında küçük kabinin içine adımlayıp bulunduğum katın numarasına basmıştım. 6. kat.

Pek bir vakit geçmeden asansörün kapıları tekrar açıldı. Elimi çantamın içine daldırarak kapının anahtarlarını arıyordum.

Çantamı masanın üzerine yerleştirdim ve hırkamın cebindeki telefonumu tekrar çıkarttım. Kilidini açarak arama rehberine gittim ve ‘Babam’ yazısını görünce basılı tutarak sağa kaydırdım. Kulağıma dayadığımda çaldığını gösteren o sesi duymuştum. Biraz beklemiştim ama açmıştı. Hırkamın diğer cebindeki paket sigaramla koyu neon pembe çakmağımı almıştım elime. Telefonu kulağım ile omzum arasında tutarken paketten 1 tane çıkararak dudaklarımın arasına yerleştirdim. Elimle uç tarafını hafifçe kapattım, çakmağı ucuna götürerek tutuşmasını sağladım. Çakmağımı ve paket sigaramı tekrardan cebimin içine yerleştirdim. Dumanı üflerken benden cevap bekleyen karşı tarafla konuşmak için dudaklarımı araladım. ‘’Nöbet yorgunluğumu henüz üzerimden atamadan sizinle konuşmamı gerektirecek kadar önem arz eden şey ne?’’ Her zamanki konuşma tarzımdı. ‘’Biliyorsun, Saraçoğlu Şirketi ile ortağız ve bağlarımızı kuvvetlendirmek istiyoruz.’’ Başka bir duman çekerken içime hızlıca sözünün bitimine ekledim. ‘’Sonuç?’’ Sinir seviyem artıyordu. ‘’Yarın akşam yemeğe gideceğiz, sen de geleceksin.’’ Kaşlarım çatıldı. ‘’Ben ne sebeple?’’ İç çekiş sesi duyuldu. ‘’Bağları nasıl kuvvetlendirmemizi bekliyorsun? Seni ve onun oğlunu evlendireceğiz tabii ki de.’’ Gözlerim genişledi. Duyduğum cümlelerin şaşkınlığı sinire dönüşmüştü. ‘’Ben? Onların oğlu? Benim onların oğlunu sevmediğimi biliyorsunuz! O zaman daha neden evlendirmeye kalkışıyorsunuz ki?!’’ Hızlıca telefonu kapattım ve önümde duran koltuğa fırlattım. Ellerimi saçlarıma götürdüm ve sakinleşme umuduyla gözlerimi kapattım. Derince nefes alıp veriyordum. ‘’Temiz hava iyi gelir.’’ inanışına güvenerek balkona adımladım. Hâli hazırda orda bulunan ahşap sandalyeme oturdum. Henüz son duman çekişimden beri dudaklarımın arasından ayrılmamış sigarayı kül tablasına ucunu bastırarak önce söndürdüm, tekrar alma ihtiyacı duymadan oraya bıraktım. Cebimde bulunan paket sigara ve çakmağımı tekrar aldım. Dudaklarımın arasına yenisini yerleştirdikten sonra ucunu tutuşturdum. Henüz üzerimden tam atamadığım sinirle dumanı dışarıya doğru üfledim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.