Zindandaki o nemli ve karanlık hava, Karahanlı konağının ihtişamlı koridorlarına kadar sızıyordu sanki. Leyla, odanın ortasında öfkeyle adımlarken, Mateo’nun buraya gelmesinin yarattığı şoku ve öfkeyi atlatmaya çalışıyordu. O İspanyol’un hastalıklı takıntısı, Leyla’yı zaten çileden çıkarmıştı; ama asıl kabus, bu durumun Baran Asaf’ın gözünde ne anlama geldiğiydi.
Aşağı kattaki çalışma odasında ise Baran Asaf, masasının başında oturmuş, önündeki kâğıtlara bakıyordu ama zihni tamamen başka bir yerdeydi. Mateo’nun Leyla’nın adını o cüretkar ses tonuyla anması, yabancı bir adamın bu topraklarda onun karısına sahip çıkmaya yeltenmesi... Baran’ın damarlarındaki kanı kaynatmaya yetmişti.
Baran Asaf, masanın kenarını sıkan parmaklarına baktı ve içindeki o fırtınayla yüzleşti:
“O İspanyol’un o dilde söylediği her kelime, Leyla’nın zihninde hâlâ o özgür ve uzak günlerin kaldığını hatırlatıyor bana. Ve ben... Ben o kadının zihninde benden başka bir adamın izinin kalmasına tahammül edemiyorum. Daha da kötüsü, odasında tek başına ağladığını veya o adam yüzünden sarsıldığını düşündüğüm an içimde kopan o yangın... Bu sadece bir mülkiyet meselesi değil. Bu, damarlarıma zehir gibi yayılan bambaşka bir şey. Ona her baktığımda direnişini görüyorum, öfkesini görüyorum ve bilerek ya da bilmeyerek, o öfkeye her geçen gün biraz daha tutuluyorum.”
Baran Asaf, bu tehlikeli düşünceleri def etmek ister gibi ayağa kalktı. Öfkesini kusmak ve o İspanyol’a bu topraklarda kim olduğunu bir kez daha hatırlatmak için zindana inmeye karar verdi.
Soğuk taş merdivenlerden aşağı inerken adımları yankılanıyordu. Zindanın demir kapısını açıp içeri girdiğinde, Mateo elleri bağlı bir şekilde duvara yaslanmış, tozlar içinde soluk soluğa duruyordu. Baran Asaf’ı gördüğünde gözlerindeki korkuyu gizlemeye çalışarak İspanyolca bağırmaya başladı:
"¡Sáqueme de aquí! ¡No tiene ningun derecho! ¡Voy a denunciarlo con las autoridades!"
(Beni buradan çıkarın! Hiçbir hakkınız yok! Sizi yetkililere şikayet edeceğim!)
Baran Asaf, soğuk ve alaycı bir gülümsemeyle onun önünde durdu. Tam o sırada zindanın girişinde hafif bir tıkırtı duyuldu. Baran Asaf başını çevirdiğinde, merdivenlerin başında, gölgelerin arasından onlara bakan Leyla’yı gördü. Leyla, Mateo’nun bu zavallı ve aciz halini görmek, bu kavganın daha fazla büyümesini engellemek için sessizce aşağı inmişti.
Mateo, Leyla’yı gördüğü an gözleri parladı; gururunu bir kenara bırakarak Leyla’ya yalvarmaya başladı:
"¡Leyla! ¡Ayúdame, por favor! ¡Sácame de este infierno, diles que me dejen ir!"
(Leyla! Yardım et bana, lütfen! Beni bu cehennemden çıkar, gitmelerini söyle!)
Leyla, Mateo’nun bu acınası yalvarmalarına karşı derin bir tiksintiyle baktı. Gözlerinde bir damla merhamet yoktu; aksine midesi bulanıyordu. Soğuk ve net bir sesle İspanyolca karşılık verdi:
"¡Cierra la boca, Mateo! ¡Tú te buscaste esto! ¡Nadie te mandó a venir aquí, lárgate de mi vida y déjame en paz!"
(Kapa çeneni, Mateo! Bunu kendin aradın! Kimse sana buraya gelmeni söylemedi, hayatımdan defol git ve beni rahat bırak!)
Baran Asaf, Leyla’nın bu sert çıkışını ve Mateo’yu tamamen reddedişini dinlerken, içindeki o karanlık öfke yerini aniden tatlı bir huzura ve engellenemez bir çekime bıraktı. O an, Leyla’nın o İspanyol’a karşı hiçbir şey hissetmediğini, aksine ondan nefret ettiğini bizzat duymak, Baran’ın ruhundaki tüm fırtınaları dindirdi.
Baran Asaf, Mateo’ya doğru bir adım daha yaklaştı. Gözlerindeki o ölümcül soğuklukla, İspanyol mimarı hem hakaretleriyle hem de o devasa varlığıyla ezmeye devam etti:
"Duydun mu İspanyol?" dedi Baran Asaf, sesi zindanı inletirken. "O kadın seni istemiyor. Senin o hastalıklı hayallerin, bu topraklarda sadece bir hüsrandan ibaret. Buraya kadar gelip bir erkeğe yakışmayacak şekilde yalvarman, senin ne kadar korkak olduğunu gösteriyor."
Mateo öfkeden titrerken, Baran Asaf son darbeyi vurdu: "Bu zindan senin sonun olacak. Leyla’nın adını bir daha o kirli ağzına anarsan, seni buradan sadece bir ceset olarak çıkarırım."
Yukarıdan gelen bu tehlikeli gerilim, iki insan arasındaki o görünmez duvarları yavaş yavaş yıkmaya başlarken; Baran Asaf, Leyla’ya doğru çevirdiği bakışlarında ilk defa o buz gibi sertliğin ardındaki o derin, engellenemez hayranlığı saklayamadı. Kanlı sözleşme artık sadece bir ceza değil, kalplerin ortasında yanan dev bir yangındı.