İçeriğe geç

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 5 · 3 dk okuma

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 5

5. BÖLÜM: YIKINTILARIN ARASINDAKİ SESSİZLİK

Kapıya vuran yumrukların sesi yavaş yavaş kesilirken, Leyla odanın ortasında nefes nefese kalmış bir halde oturuyordu. Dışarıdaki yankılar yerini derin, boğucu ve tekinsiz bir sessizliğe bırakmıştı. Karahanlı konağı, bu yabancı, modern ve asi kızın çıkardığı büyük gürültünün ve tarihinde ilk kez yaşanan bu şokun etkisini atlatmaya çalışıyordu. Zühre Hanım’ın avludaki öfkeli çığlıkları, kulakları tırmalayan lanet okumaları koridorlarda yankılanıyor, ancak odanın kilitli kapısı bu zehirli ve boğucu dalgaları dışarıda tutmaya devam ediyordu.

Leyla, yavaşça yerinden kalktı. Üzerindeki o ağır kadife elbisenin etekleri mermer zemine sürtünürken, ellerinde hâlâ o devasa kahvaltı masasını devirmenin verdiği o saf adrenalin ve öfke titriyordu. Yavaş adımlarla odanın yüksek penceresine yaklaştı ve parmaklıkların arasından dışarıya baktı. Aşağıdaki avluda, sabah güneşinin sarı ışıkları altında hala porselen kırıkları parıldıyor, dökülen çaylar taşların arasına süzülüyordu. O manzara, onun bu köhne ve acımasız konağa bıraktığı ilk büyük meydan okumaydı. Kollarını göğsünde sıkıca birleştirdi, derin bir soluk aldı ve kendi kendine fısıldadı: “Burası sizin kurallarınızla örülmüş bir zindan olabilir ama benim ellerimle yıkılacak.”

Ancak zaman burada, dış dünyadaki gibi akmıyordu. Madrid’de saatler, dakikalar adeta kanat çırparak geçerken; Mardin’in bu taş duvarları arasında her saniye tonlarca ağırlıkta bir taş gibi omuzlarına biniyordu. Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu; güneş gökyüzünde yavaşça yer değiştirip tepeden al al, kan kırmızısı bir renge bürünürken, konağın içi de giderek koyulaşan bir karanlığa teslim oluyordu.

İşte tam bu sessiz ve gergin zaman diliminde, odanın dışından gelen ağır adımlar duyuldu. Önce hafif bir patırtı, ardından odanın masif, yaşlı ahşap kapısına dışarıdan iki kez sert, net ve tavizsiz bir vuruş yapıldı. Bu vuruşta ne Zühre Hanım’ın o tiz ve nefret dolu öfkesi vardı ne de korumaların o telaşlı aceleciliği... Bu, çok daha ağır, çok daha baskın ve bu konağın kaderini çizen tek adamın habercisi olan bir sesti.

Leyla, istemsizce gerildi. Omuzlarını dikleştirdi, yüzüne o maske gibi oturan meydan okuyan ifadeyi yerleştirdi ve kapıya doğru yürüdü. Hiç tereddüt etmeden, kilidi döndürdü ve ağır kapıyı sonuna kadar çekti.

Karşısında, koridorun loş ışıkları ve gölgelerin arasında duran Baran Asaf vardı. Yüz hatları, bu konağın temellerini oluşturan o keskin ve soğuk taştan oyulmuş gibi sertti. Üzerindeki koyu renkli ceketi, omuzlarına binen o ağır soyadın yükünü taşır gibi kusursuz duruyordu. Gözlerindeki o karanlık ifade ise fırtınanın çoktan kopmadığını, aksine şimdi çok daha derin ve tehlikeli bir boyuta evrildiğini gösteriyordu.

Leyla, adamın konuşmasını, o her zamanki zehirli ve keskin cümlelerinden birini kurmasını bekledi. Karşılıklı olarak birbirlerini suçlayacaklarını, yeni bir sözlü düelloya tutuşacaklarını sandı.

Ancak Baran Asaf tek kelime etmedi.

Gözlerini Leyla’nın gözlerinden bir an bile ayırmadan, ellerinde tuttuğu ahşap tepsiyi uzattı. Tepsinin üzerinde, bu zengin ve ihtişamlı konağın lüks sofralarına tamamen tezat, neredeyse yoksul ama sade bir yemek vardı: Bir bardak berrak su, bir parça ev yapımı kara ekmek ve bir dilim sert peynir. Leyla, şaşkınlıkla tepsicinin üzerindekilere baktı. Adamın bu adımı ne anlama getirdiğini çözmeye çalıştı; bir hakaret miydi, bir gardiyanın esirine lütfu muydu, yoksa çözülemeyen bir bulmaca mı?

Baran Asaf, Leyla’nın o tereddüt eden bakışlarını izledi ama yine konuşmadı. Sessizliğin o keskin bıçağı koridoru kaplamıştı.

Yavaş bir hareketle, elindeki tepsiyi odanın girişindeki küçük ahşap masanın üzerine bıraktı. Hareketleri o kadar sakin ve yavaştı ki, bu sükûnet Leyla’yı fırtınadan daha çok ürkuttu. Baran Asaf tepsiyi bıraktıktan sonra başını hafifçe kaldırdı, son bir kez o okunması imkânsız, karanlık gözleriyle Leyla’nın yüzüne baktı. Arkasını döndü, hiçbir şey söylemeden koridorun uzayıp giden karanlığında ağır adımlarla gözden kayboldu.

Masif kapı, arkasından yavaşça, neredeyse hiç ses çıkarmadan kapandı.

Leyla, odanın ortasında yapayalnız, masanın üzerindeki o mütevazı tepsiye ve odadaki ağır sessizliğe bakakaldı. Dışarıdan bakıldığında bu sadece bir yemek tepsisiydi; ama Leyla, bu sessizliğin ve bu tuhaf ikramın ardında, aralarındaki savaşın şekil değiştirdiğini çok iyi biliyordu. Baran Asaf kelimeleri tüketmişti, çünkü artık savaş, konuşarak değil, ruhların bu taş duvarlar arasında birbirini sınamasıyla devam edecekti. Leyla, masaya doğru yaklaştı, derin bir soluk aldı ve bu karanlık masalın kendi kurallarıyla yazılması için ilk lokmasını aldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.