İçeriğe geç

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 4 · 3 dk okuma

KANLI SÖZLEŞME

Bölüm 4

4. BÖLÜM: SOFRANIN DAĞILIŞI VE İSYANIN ATEŞİ

Karahanlı konağında sabah, Mezopotamya’nın o sarı güneşiyle değil, Zühre Hanım’ın buz gibi ve keskin sesiyle doğdu. Leyla, o geceyi o soğuk odada, pencerenin pervazında tek başına geçirdikten sonra, sabahın erken saatlerinde kapısının açılmasıyla aşağıya çağrıldı. Zühre Hanım'ın bu konağa adım attığı günden beri kurduğu o acımasız düzen, Leyla'nın varlığıyla sarsılmaya hazırdı.

Üzerinde bir önceki günün o ağır kıyafetiyle merdivenlerden inerken Leyla’nın gözlerinde en ufak bir korku, en ufak bir teslimiyet yoktu. Aksine, içine çektiği her nefeste biraz daha bileniyordu. Avluya çıktığında, devasa taş masanın etrafında Karahanlı ailesinin tam kadro yerini aldığını gördü. Başköşede oturan Baran Asaf, her zamanki gibi buz gibi bakışlarıyla önündeki çayı yudumluyordu. Onun hemen yanında oturan Zühre Hanım ise Leyla’yı görür görmez yüzünü buruşturdu; sanki masaya yabancı, kirli bir leke düşmüş gibi bakıyordu.

"Gelin hanım teşrif etmiş," dedi Zühre Hanım, sesi avluda yankılanan paslı bir çan gibi sertti. Masadaki diğer dört kardeş—Kaan, Aren, Arin ve küçük Boran—başlarını önlerine eğmişlerdi; Zühre Hanım’ın otoritesinden çekindikleri için seslerini çıkaramıyorlardı. Her biri bu masada dönecek fırtınayı seziyor, sessizliğin arkasına saklanıyordu.

Leyla masaya yaklaşırken Zühre Hanım sert bir el hareketiyle onu durdurdu ve zehir gibi sözlerini kesti:

"Senin yerin bu sofra değil, Leyla Aydınoğlu! Sen bu eve bir düşman kefareti olarak geldin. Karahanlı sofrasına oturmak senin ne həddine? Git, mutfakta kalanların ekmeğini ye. Önce de şu avlunun taşlarını süpüreceksin! Bu evde nefes almak bile bizim iznimize tabidir, bunu kafana sok!"

Masadaki herkes sessizleşti. Baran Asaf bardak tutan parmaklarını sıktı ama müdahale etmedi. Zühre Hanım zafer kazanmış bir gülümsemeyle Leyla'ya bakarken, Leyla bir an bile gözlerini kaçırmadı. İçindeki o asi ateş, bu hakaretle birlikte tepe noktasına ulaştı. Madrid'in o özgür sokaklarında, mimari projeler çizerken hayalini kurduğu hayat bu değildi belki ama o, bu zindanda boyun eğmeyecekti.

Leyla yavaşça masaya doğru yaklaştı, ellerini devasa taş masanın kenarlarına koydu. Bedenindeki tüm gücü parmak uçlarına topladı ve tüm gücüyle ileri doğru itti. Masanın üzerindeki tüm porselen tabaklar, gümüş çaydanlıklar, bardaklar ve kaseler gürültülü bir çığlıkla mermer zemine yuvarlandı. Porselenler binlerce parçaya ayrılırken, avludaki herkes şaşkınlıkla ayağa fırladı. Kaan şaşkınlıkla gözlerini açarken, Boran korkuyla geriye doğru bir adım attı.

Leyla, darmadağın olan masanın arkasından Zühre Hanım’ın ve Baran Asaf’ın yüzüne dik dik baktı. Gözlerinden adeta kıvılcım saçılıyordu.

"Beni o sofra oturtmuyorsanız," diye kükredi Leyla, sesi konağın taş duvarlarında yankılanarak, "o zaman siz de hiç oturmayın! Bana köle muamelesi yapabileceğinizi, bu evde ezileceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz! Bu konağın altını üstüne getirmeden, ruhunuzu huzura kavuşturmadan durmam!"

Zühre Hanım öfkeden kıpkırmızı kesilip elindeki sopayla üzerine yürümeye yeltendiğinde, Leyla bir saniye bile beklemedi. Arkasını dönüp hızla merdivenlere koştu. Arkasından kalkan bağrışmaları, Zühre Hanım'ın lanet okuyan sesini ve Baran Asaf’ın o sert, yankılanan buyruğunu duymazlıktan gelerek odasına çıktı.

İçeri girer girmez ağır ahşap kapıyı arkasından çarptı ve anahtarı kilide çevirip sıkıca kilitledi. Odanın ortasında nefes nefese kalırken, kapıya vuran yumrukları, dışarıdan gelen öfkeli bağrışmaları dinledi. Sırtını soğuk duvara yasladı ve yere doğru kayarak oturttu kendini. Diz çökmemişti; o masayı yıkarak, Karahanlılara asla boyun eğmeyeceğini bu taş duvarların kalbine kazımıştı. Bu savaş daha yeni başlıyordu ve Leyla bu zindanı kendi elleriyle yeniden inşa etmeye kararlıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.