Ertesi Gün – Öğlen Vakti – Hastane Bahçesi Fadime dinlenme saatinde tek başına yürüyordu. Gözleri ara ara bahçedeki kalabalığa kayıyor, ama sanki bir şeyler aranıyordu. Tam o sırada, elinde dosyalarla hızla gelen genç bir kadın durdu önünde. Uzun sarı saçlı, kahküllü, dikkat çekici biri. Kız: > “Sen Fadime Akkaya mısın?” Fadime şaşkınca başını salladı. Kız: > “Ben Tuğçe. Kadir’in... çocukluk arkadaşıyım.” “Çocukluk arkadaşı” cümlesi donup kaldı Fadime’nin kulağında. Tuğçe lafı uzatmadan devam etti: > “Almanya’dan yeni döndüm. Kadir beni görünce çok şaşırdı. Ama hâlâ aynı, biliyor musun? O bana hep ‘Benim yerim kalabalık olmaz’ derdi...” Fadime hafifçe gülümsedi, ama gülümsemesi dudaklarından çok gözlerinde acıya dönüştü. --- Yusuf’un Odası – Aynı Saatler Kübra içeri girdiğinde Yusuf yanında oturmuş, başkasının getirdiği meyveyi yiyordu. Onunla birlikte oturan kişi: kısa boylu, kumral, fazla güler yüzlü bir kadın. Kadın ayağa kalktı. Kadın: > “Merhaba. Ben Sevda. Yusuf’un eski nişanlısıyım. Sadece geçmişe bir selam vermeye geldim.” Kübra’nın gözleri bir an yuvalarında dönse de belli etmedi. Yavaşça Yusuf’un yanına yürüdü, gülümsedi ama sesi buz gibiydi: > “Ne güzel, geçmişin el salladığı bir gün…” Yusuf hemen araya girdi: > “Kübra, yanlış anlama. O kendi kendine gelmiş. Ben çağırmadım bile.” Kübra: > “Ben seni anladım zaten. Kimseyi yanlış anlamam.” Odadan çıkarken Sevda Yusuf’a eğilip fısıldadı: > “Hâlâ beni seviyorsan, gözlerin söyler…” Ama Yusuf’un gözü kapıdan çıkan Kübra’daydı. --- Akşam – Hastane Koridoru – Bahçeye Açılan Kapı Fadime açık havaya çıkmıştı. Hâlâ Tuğçe’nin sözleri kulağında yankılanıyordu. Kadir arkasından geldi. Kadir: > “Bugün seni hiç görmedim. Neredeydin?” Fadime (sessizce): > “Yerim kalabalık olmasın diyen sendin… Ama yanındaki epey kalabalıktı.” Kadir gözlerini kaçırmadı. Yaklaştı, sesini alçalttı: > “Sana ne hissettiğimi söylemedim. Çünkü daha adını koyamadan, her baktığında her şeyi anlamanı umdum.” Fadime gözlerini kaçırdı ama kaçamadı. Göz göze geldiler. Ve o an… hiç planlanmadan… Kadir, usulca eğildi. Fadime bir an durdu. Sonra gözlerini kapattı. İlk defa… Kalabalığın içinden iki kişi sustu. Öpüştüler. Sessiz, yavaş ve içten bir temas. Ne zaman başladı, ne zaman bitti bilinmedi. Sadece o anın tüm anlamı o bakıştaydı. Ve arka planda, Tuğçe onları izliyordu. Bakışları buz gibi dondu. --- Yusuf’un Odası – Aynı Saatler Kübra, Yusuf’a ilaç getirmişti. Ama içeri girdiğinde Sevda hâlâ oradaydı. Yusuf ayağa kalktı, Sevda’ya döndü: > “Git artık. Eskide kaldın.” Sevda çıkarken gözlerini Kübra’ya dikti: > “Sana kolay gelsin. O, kolay biri değildir.” Kapı kapandığında, Kübra yavaşça yaklaştı. Yusuf’un gözlerine baktı. Hiçbir şey demedi. Ama gözleriyle, sadece bir cümle sordu: “Gerçekten bitti mi?” Yusuf cevap vermedi. Ama elini tuttu. Ve o anda, kelimeye gerek yoktu. ---
Bölüm 14
Anlayacağımizi Anladik....
16 yorum
Yaaa aşklarıma bak ya el ele göz gözeşer
Yaaa aşklarıma bak ya el ele göz gözeşer
Ya bu sevda mal hâlâ burda bak delleniypö
Zahmet oldu ya siltir olsun şu tuğçe
Niye öpüyo ya gitsin tugcesini öpsün o
Amk bu kız göz okuma makinssı mı bakınca anlayacak herşeyi
Amk bu kız göz okuma makinssı mı bakınca anlayacak herşeyi
EPEY FAZLA FAZLA KALABALIK KADİR BEY
Yani yusuf daha inandırıcı
Anlayacağımızı görecegimizi gördük biz
Geçmişinize sıçıyım sizin
Eski nişanlısı ne amk NE NİŞANLI AMK
Sikerim ben bu kızları he ya off
9.9 şidetinde deprem
Tuğçe hiç memnun olmadığım tanıştığımıza
Arama be kızım arama gözleri başkasına güleni niye arıyosun