İçeriğe geç

KANLI SİS

Bölüm 4 · 6 dk okuma

KANLI SİS

Bölüm 4

Los Angeles Polis Teşkilatı

Evden çıktılar. Şehirden ayrılıp Amerika'ya gideceklerdi: İş başına. Biraz uzun bir yolculuk olacaktı.

Arabaya bindiler.

Ne Jack ne de Elena hiç konuşmadılar. Yol çok güzel gözüküyordu. Aydınlatmalar ve manzarası mükemmeldi, ama duyduklarından sonra bu pekte hoş gelmemişti.

"Ne yapacağız?" dedi Elena. Ne yapacaklarını nasıl dayanacakları hakkında bir fikri yoktu.

Darian ne yapardı? O Adela'sız nasıl yaşayacaktı?

Yaşardı. Yaşamak zorundaydı.

Dayanmalıydı, dayanacaktı.

"İş başına geçmeliyiz." Biraz durdu ve tekrar konuştu: "Unutamayız biliyorum ama..." Ağzını kapamadı bekliyordu. Elena ona baktı. "Yaşamak zorundayız. Unutmak zorundayız, hiç değilse hatırlamamaya çalışmalıyız Elena."

Elena önüne döndü ve yolu izlemeye devam etti. Gözlerı doldu. "Beraber her işi yapacaktık. Ne kadar çözülememiş vakalar varsa hepsini çözecektik. Biz normal bir çocukluk geçirmedik Jack. O yaşımızda ne kadar aklı başında olduğumuzu hatırladıkça şaşırıyorum. Sanki o sözleri yirmi yaşımda söylemiş gibi hissediyorum." Göz yaşları tane tane dökülmeye başladı. Sesi bebek gibi masum çıkıyordu. Dudaklarını büzdü ve yola bakmaya devam etti.

"Dayanmak zorundayız..."

Kafa sallayarak başını eğdi ve eliyle göz yaşlarını sildi.

Başını cam ile koltuğun arasındaki boşluğa yerleştirdi ve gözlerini kapattı. Araba çok titriyordu, ama o bunu hissetmek istemedi, sadece gözlerini kapayıp uyumak istedi.

~

Gözlerini açtığında havaalanında olduğunu fark etti. Arabanın içindeydi ama yanında Jack yoktu. Gözlerinin şiş olduğunu hissediyordu. Gözlerini kapattı ve elleri ile ovuşturmaya başladı. Kaç saattir uyuyordu böyle? Bedeni dinlenmiş ama ruhu yorgun hissediyordu.

Kapı sesi gelmesi üzerine kendi kapısına baktı. Gözlerini kısarak başında dikilmiş adama baktı. Bu Jack'ti. "Arabayı bırakmamız lazım. Çantanı al, uçak kalkacak."

"Uçakla mı gideceğiz?"

"Evet Elena. Haydi!"

Arabanın önüne bıraktığı çantasını aldı ve arabadan yavaşça indi. Jack arkasından kapısını kapattı.

Gidelim anlamında kafası ile sol tarafı işaret etti. Anahtarı arabanın biraz uzağında dikilen bir kadına verdi ve Elena'nın arkasından ilerlemeye başladı.

"Ben çok açım. Yemek yok mu?" dedi Elena. Karnının gurultusunu hissedebiliyordu. Dün duyduklarını hatırlamamak için büyük bir çaba sarf ediyordu.

"Uçakta servis edilecek ama biraz hızlı olur musun lütfen! Uçağı kaçıracağız!"

Elena kafasını salladı. Umursamıyormuş gibi yavaş yürümeye devam etti.

~

Uzun bir kontrolden sonra hızlıca uçağa yerleştiler. Yeterince geç kalmışlardı. Çiftli koltuğa geçip oturdular.

Elena çantasından telefonunu çıkardı ve hemen telefonunu kalptı. Kamerayı açtı.

Saçları dağılmış ve gözleri şişmişti. Yanında ne tarak ne de makyaj malzemeleri vardı. "İğrenç görünüyorum."

Jack dönüp Elena 'ya baktı. "Yol boyunca uyudun yaklaşık on üç saat uyudun. O yüzdendir."

"O kadar oldu mu ya?" Dedi ama yüzünde şaşkın bir bakış yoktu. Jack, sorusuna cevap vermeden eliyle uçağın ileri kapısını gösterdi. "Sağda lavabo var. Gitmek ister misin?"

"Az sonra giderim."

"Sen bilirsin." Diyip uçağın camından dışarı bakmaya koyuldu. Elena cam kenarını almadığı için kendi kendine sövmeye başladı. Aslında yapmaktan hiç hoşlanmazdı ama şuan psikolojisi normal bir durumda değildi.

Birkaç dakika sonra üşenmekten vazgeçip lavaboya gitti. Elini yüzünü yıkayıp Jack'in yanına geri döndü.

"Elena benim sana birşey söylemem gerek. Kızacağını sanmıyorum, umarım öyle olur tabii."

Elena sustu ve Jack'in ne söyleyeceğini bekledi o sırada da koltuğuna oturmaya çalışıyordu.

Jack derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı. "Bir takım meseleler kesinleşti." Elena, Jack'in gözlerine baktı.

"Anlayamadım?" Jack, mahcup bir ifadeyle Elena'ya bakıyordu.

"Sana farklı karakollarda komiser olarak çalışacağımızı söyledim ama hepimiz şehrin teşkilatında çalışacağız. Yani...üçümüz..."

Bu sefer gerçekten ağladı Elena. Göz yaşlarını tutmadı. Gözleri, anıları hiçbir şey engel olmadı.

Komiser olması önemli değildi ama üçümüz... İşte bu çok ağır gelmişti.

"Üzgünüm Elena. Ağzımdan kaçtı..."

~

Birkaç saat sonra uçak inişe geçmişti. Sandığından daha uzun bir yolculuk olmuştu. Ailesi onu defalarca aramıştı ama onlar ile, bu durumda konuşmak istemiyordu. Muhtemelen çok kızmışlardı, belki de endişelenmişlerdi.

Artık Amerika'ya gelmişlerdi. Yıllardır hayal ettikleri yere...

Yağmur çileniyordu. Elena Amerika'nın kokusunu içine çekti. Los Angeles diye düşündü. Gülümsemeye çalıştı ama başarısız oldu.

"Jack, uçakta olanlar için üzgünüm. Sadece ağır geldi. İçimde birikmiş ve bir anda döktüm içimi kusura bakma olur mu?"

"Önemli değil. Sen iyi ol yeter." gülümsedi.

"Az sonra araba gönderilecek. Bizi Polis Teşkilatı'na götürecekler."

"Tamam." Diyip attı ama içinde daha fazla duygu vardı.

Heyecan Elena'yı yiyip bitiriyordu. Hayalleri gerçek olmuştu. Ama keşke hepsi olsaydı... Evden çıktığında ki heyecanın çeyreği bile yoktu heyecanına eş değer olan.

Yaklaşık yarım saat sonra bürodan araba geldi. Tahmin ettiği gibi simsiyah ve uzundu. Araba modelleri ile uzaktan yakından alakası yoktu. Adela da bilmezdi. Sokakta ki çocuklar her model arabanın en ufak ayrıntısına kadar ezbere bilirken Elena ve Adela onlara boş boş bakarlardı. İlgilerini pek çekmezdi. Adela en azından Elena'dan bi' tık daha bilgiliydi.

Arabaya bindiler, gidiyorlardı.

"Her şey iyi olacak Elena. İnanıyorum buna." Jack'in söyledikleriyle bir süreliğine duraksadı Elena. Sinirlendi. Jack'e döndü. "Adela öldü Jack! Her şey nasıl iyi olabilir ki? Saçmalamayı bırak lütfen. Hem... Nasıl bu kadar olaylara normal bakabiliyorsun ki? En yakın arkadaşım öldü Jack! En yakın arkadaşımız öldü! Çocukluk arkadaşımız öldü! Neden anlayamıyorsun bunu?!"

Yüzünü cama geri döndü.

Jack, bu ani tepkiyle ne diyeceğini bilemedi. Kırılmıştı, belli etmemeye ve de üzerinde durmamaya çalıştı. "Adela, böyle yaşamamızı istemezdi. Her daim güçlü olmamızı isterdi, Onun gibi."

Onun gibi... Bu cümle çok şey ifaede ediyordu. Adela güçlü biri sayılmazdı aslında. Çocukken her şeye ağlardı, çok duygusaldı. Herkese ve her şeye kırılırdı, üzülürdü. Tekrar Jack'e döndü.

Aslında haklıydı, Adela böyle olmalarını istemezdi. Her ne olursa olsun hayallerinin peşinden gitmelerini isterdi. O olsa da olmasa da. O gibi olmamızı isterdi.

Tekrar gözleri dolmasıyla cama geri döndü.

"Mezarıda yoktur..." Göz yaşları aktı ama içinin acısından bunu umursamıyordu bile.

Adela'sız yıllar geçirmişti, yüzlerce kişi ile tanışmıştı ama hiç Adela gibi arkadaşı olmamıştı. Hiçbiri onun yerini tutamamıştı. Yıllardır arkadaşına kavuşmayı beklerken onun ölmesi... Çok acıydı, ama alışmalıydılar.

"Kendine gel artık. Sen, Elena Robinson'sun. Adela seni böyle görmek istemezdi. Onu üzme."

Üzmemeliyim üzmemeliyim üzmemeliyim ben Elena Robinson'um. Kendime gelmeliyim.Adela'yı üzme Elena üzme üzme üzme.

Bunu kafasından çıkarmalıydı.O: güçlü bir kadındı.

Bir saatin sonunda Los Angeles Polis Teşkilatı'nın önüne geldiler. Çoğu cinayet, büyük suç, özel saldırılar, sorgular vs. burada incelenirdi.

Bina devasa büyüklükteydi ve kocaman bir bahçesi vardı. Binanın önünde ki tabelada katlar ve işlevleri yer alıyordu. Yemekhane'nin bodrum katında olduğunu öğrenince garipsedi. Orada otopsi, morg gibi alanların olduğunu düşünmüştü.

Büyük binaya, büyük bir ana kapıdan girdikten sonra Sekreter görevi yapan bir kadın ve adam karşıladı. Onlara yakın olan erkek sekreter öne atıldı. "Merhaba, hoş geldiniz. Nasıl yardım olabilirim?"

Jack masaya yaklaştı. "Bizi Şef'e çıkarın lütfen, bizi bekliyor."

Adam ayaklandı. "Geleceğiniz haber edilmişti. Buyurun." İlerideki uzun koridoru eliyle gösterdi ve ilerledi. Jack ve Elena arkasından geliyordu.

Orta katlardan birine çıktılar. Tekrar büyük bir kapı onları karşıladı.

Şef'in odasına girdiler.

"Merhabalar Şef. Ben Dedektiflik bürosundan Jack Carter. Yanımdaki arkadaşımda Elena Robinson büroya yeni atandı,gerekli işlemler için geldik."

Şef kafasıyla onaylayladı. "Biliyorum Jack. Hoş geldiniz ikinizde. Umarım binamızı beğenmişsindir Elena." Masasına yığılmış dosyalardan birkaç tanesini çıkarmaya koyuldu.

"Beğendim efendim. Çok hoş bir yer."

Şef, koltuğuna oturup dosyaları açıp birkaç şey okudu ve imzaladı. Bu süreçte Jack'de Elena'da sessiz kaldı.

Yaklaşık yarım saatin içinde kahveler gelmişti, içilmişti ve Şef'in dosyalarla olan işi bitmişti.

Elena'ya sayamayacağı kadar fazla dosya verip evrakların hepsini imzalatmıştı. Kayıtların ardından her şey hallolmuştu.

Şef Elena'ya; özel rozeti eline aldı, Elena'ya doğru ilerleyip önünde durdu. Rozeti takacaktı.

Elena şaşkınlıkla rozete baktı. Rozetin gümüşümsü görüntüsü içini yemişti, hayal ettiği gibiydi. Üzerinde "Dedektif Yardımcısı Elena Robinson" yazıyordu. Anlamasa da şefin rozeti takmasına izin verdi.

Şef rozeti taktı.

Elena o kadar mutlu olmuştu ki o kadar olayın üstüne ilk defa içtenlikle gülümseyebildi.

Hayallerimizi gerçekleştirdim Adela.

"Jack gibi sende Cinayet Özel Bölümü'ndesin Elena." Jack'e döndü. "İş saatlerini, neler ile ilgileneceğini ve dosyalarını öğretirsin Jack."

"Emriniz olur Şef!"

Elena otuz iki dişini göstererek gülümsedi, bu gerçekten komikti. Jack'e ne olmuştu böyle?

Şef'in odasından çıktılar.

"Hâlâ inanamıyorum Jack. Hayallerimi gerçekleştirdim mükemmel hissediyorum. Kendimle gurur duyuyorum. Adela olsaydı...bu rozet onda da çok güzel dururdu..." Başını eğip rozetine baktı, Adela'nın üzerinde nasıl duracağını merak etti ve hayal etti. Ama o çoktan Adela'nın yüzünü, sesini her şeyini unutmuştu...

Jack gülümsedi.

"O, bizi izliyor Elena. Her şeyi biliyor ve seninle çok gurur duyuyor..." Elena'nın sırtını sıvazladı. "Artık iş başına dönsek iyi olur."

Bu sefer ikiside gülümsedi.

Bölüm sonu

4 yorum