Acılar...
Bir yara bazen o kadar çok kanar ki, bir süre sonra hissizleşir insan. Yarası sürekli kanadığı için hissettiği acı onu hissizleştirir. Ama bazı yaralar vardır ki, ne kadar kanarlarsa kanasınlar, beden son bulmadıkça acısı dinmez.
Ben bu çizgilerin tam ortasındaydım. Bazen o kadar çok hissizleşiyordum ki sürekli aynı şeyleri yaşadığım için hissedemiyordum.
Bazen, ise bazı yaralarım, ömür son bulmadıkça kanamaya devam ediyordu. Ve etmeye devam edecekti, nefesim son bulana dek.
Gözlerimi tahmin ettiğim yerde; bir hastanede açmıştım. Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey birilerinin gölgeleriydi ve başımda duran serum poşeti.
"Beni duyabiliyor musun Elena? İyi hissediyor musun? Konuşabilecek misin?" Konuşan kişiyi nefes alışlarından tanımıştım. Bu Chris'ti. Aylar önce en son hastaneye yatışımda benden daha kötü bir durumdaydı ve başımda değildi.
"İyi hissediyorum." Dedim bıkkınlıkla nefes vererek. "Kalbim acıyor sadece."
Yattığım yerden kalkmamış, gözlerimi diktiğim tavandan çekmemiştim. Hatırlıyordum. Acıyı geri almıştım. Aylar sonra, Adela'nın; yarası daha yeni kabuk tutmaya başlarken, Aida'da benden gitmişti. Ne istiyorlardı benden? Neden sürekli canımı yakmak istiyorlardı?
Bunların hepsini Victoria mı yapıyordu? Benden ne istiyordu? Ne yapmıştım ona?
"Sürekli kanayacak." Dedi Darian. "Sadece sen değil herkesin kalbi acıyor Elena." Bıkkın, ama sandığımdan daha güçlü bir nefes verdi. "Artık dayanmak zorundayız."
"Yılamayız." Diye söze girdi Jack. "Victoria'ya karşı zayıf mı gözükmek istersin Elena?"
Cevap vermedim. Verebileceğim tek cevabı vermek istedim. Yattığım yerden hafif doğrularak sırtımı yastığa dayadım. Herkese teker teker baktım. Bu sefer birkaç kişiden başka kimse gelmemişti odama; Chris, Darian, Jack, Jack'in sevgilisi.
"Dylan gelmiştir diye düşünmüştüm."
"Hayır." Dedi Darian cümlemin hemen ardına. Üzerinde, siyah bir kazak, siyah kumaş bir pantolon ve simsiyah bir palto vardı. İlkbaharda olmamıza rağmen hava çok kasvetliydi ve sağanak yağmur vardı. Bakışları ifadesiz ve acımasızdı. Çenesini dik tutuyordu, ellerini uzun paltosunun ceplerine sokmuştu. "O öldü."
Hissizlik bedenimi tekrar çevrelemişti. Duyduğum cümle ile başım dönmeye başlamıştı. Chris, zaman kaybetmeden yatağımın hemen ucuna oturup ayaklarını uzattı ve elleriyle kafamı sarıp omzuna yerleştirdi, bedenimi kollarıyla sardı. "Artık bunları duymak istemiyorum. Duydukça kötü oluyorum."
"Duymayacaksın." Dedi hemen Chris.
"Daha çok duyacaksın." Dedi Darian. Duygusuzdu, çok duygusuzdu... İfadesizdi ve dik çenesini bir milim bile indirmiyordu. "O lanet katil yaşadığı sürece." Diye ekledi.
Keskin bakışlı gözlerine daha fazla bakmadan bakışlarımı çektim. Yastığa kafamı koyup gözlerimi kapattım. Kapalı gözlerimin ardından göz yaşları sel gibi akmaya başlamıştı...
Ayak seslerine bakılırsa birisi ne çok yavaş ne çok hızlı olmayan adımlarla odadan uzaklaşıyordu. Darian olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.
Birkaç dakika sonra daha fazla adım sesleri ve daha fazla kapı örtme sesi gelmişti. Muhtemelen herkes odadan çıkmıştı. Sadece varlığını hissettiğim Chris odadan çıkmamıştı. "Yalnızız." Dedi. Sesi yumuşak ve kısık çıkıyordu. "Seninle konuşmam gerek."
Gözlerimi açıp sadece tavana baktım. "Olur."
Bir süre sustu. Konuşmakta tereddütlüydü. Yanıma uzandı. "Psikolojini sağlam tutman gerekiyor, Elena. İşimiz ağır. Parçalanmış, yenilmiş çocuk cesetleri bile gördüm. Ayakta kalman ve çok etkilenmemen gerekiyor. Bunlar gerçekten işine göre fazla duygular."
Burnumu çektim. "Dayanamıyorum. Sağlam kalmaya çalışıyorum ama Adela'dan sonra bunu beceremiyorum. Yapamıyorum, Chris..."
"Anlıyorum." Dedi ve saçımı okşamaya başladı. "Buna alışman gerekiyor."
Kafamı sallayarak yanıma döndüm ve Chris'e yaklaşıp sarıldım. Oda elini belime yerleştirdi. "Benden nasıl bu kadar kısa sürede etkinlendin Chris?" Dedim sırıtarak. Kafamdaki düşünceleri boşaltmaya, unutmaya ihtiyacım vardı.
Burnundan güldü. "Bilemiyorum. Çalışkanlığından, komikliğinden olabilir."
Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "Nasıl yani? Ben güzelliğimden falan dersin diye düşünmüştüm. Cidden bu muydu?!" Kafamı tekrar gömüp sustum.
Sesli bir şekilde gülmesiyle benimde yüzümde tebessüm oluşmuştu. "Ondan da etkilendim." Dedi kalın, zarif bir ses tonuyla.
Gülümseyerek daha geniş gülümsedim ve daha sıkı sarıldım. "Peki." Diye uzattım. "Bana yeni dosyalardan bahset. Kafam dağılsın."
Hemen lafa girdi. "Aylar önce gelen dedektifler, Victoria Black cinayeti ile ilgili geniş araştırma yaptıklarını söylediler. Victoria, lise çağlarında intihar ettiği iddia ediliyordu. Biliyorsun. Cenaze töreni bile olduğunu hatta gömüldüğü dahi biliniyor. Kayıtları bile var. Üstelik... Cenazede Adela Night'da var."
Chris'ten uzaklaşarak oturur pozisyona geldim. "Yani Victoria yerine başka birisi mi gömülmüş?"
Kafasını salladı. "O konu kesin değil. Victoria Black öleli tam 11 sene olmuş. Adela ve Victoria aynı bahçeye açılan iki farklı okuldaydı, bunu da biliyorsun. Adela ve Victoria çok yakın arkadaştı, ve bunu da biliyorsun. Victoria 12. sınıfta intihar etti, o sırada Adela 10. sınıftı yani 16 yaşındaydı. Sıkıntı şu ki Adela, Victoria'nın ölümünden bir sene sonra kayboluyor ve seneler boyunca ne ailesi ne de başka birisi görüyor."
Aniden ayağa fırladım. "Nasıl yani? Ailesinden ayrıldığını biliyordum, onlarla yaşamadığını fakat üniversite okumamış mı yani? Aslında hiç yokmuymuş senelerdir?"
"Hayır." Dedi sessizce Chris.
Elimi alnıma koydum. "Annesi bile bize üniversite okuduğunu söylemişti! Onun kaybolması, hiç gelmemesi hakkında hiçbir şey söylemedi! Neden yalan söylesin!"
"Sakin ol." Diyip ayağa kalktı ve yanıma gelip beni yatağa oturtturdu. "Sadece çözmeme yardım et, Elena."
Ağzımdan nefes verdim. "Ne oluyor Chris?!"
"Tamam. Devam edeceğim. Sadece sakin ol. Derin bir nefes al ve ver." Dediklerini sinirle, stresle yerine getirdim. "Kaybolduktan sonra kimse onu bulamamış, cinayetler her zaman oluyordu, o zamanda cinayetler çok sık oluyormuş ama biz Adela'nın ölümünün Victoria tarafından bir yıl önce gerçekleştiğini biliyoruz yada bildiğimizi sanıyoruz. Victoria, cinayetlerine Adela'yı öldürerek başladı ve asıl konu şu; belki rastlantıdır fakat Victoria, sen Polis Teşkilatı'na geldiğinde cinayetlerini kimliğini belli ederek yerine getirdi. Herşey senin geldiğin ilk gün oldu, Elena. 2. Köprü'de ki patlama senin Los Angeles'a, Teşkilat'a ilk geldiğin gün gerçekleşti. Bu bi' rastlantı olması imkansız gelmiyor mu sanada?"
Dediklerini teker teker seçerek düşündüm. Gerçekten Victoria'nın asıl meselesi bu olabilir miydi? Asıl meselesi ben miydim?
Bir süre düşündükten sonra karşımda bacaklarını kırmış çömelen Chris'e baktım. Önüme gelen saç tutamlarını kulaklarımın arkasına sıkıştırıp biraz eğilerek Chris'in gözlerinin içine baktım. Sanki soracaklarım, söyleyeceklerim tek doğru kişi oymuşçasına.
"Darian, Victoria'nın dosyası geldiğinde onun çocukluk fotoğrafına bakarak onu tanıdığını söylemişti. Çocukken yaşadığı bir travma nedeniyle bunu yapmış olabilir mi? Yani... Victoria'nın başından beri Darian'ı sevdiğini biliyoruz. Darian ise Adela'yı seviyordu ve Adela ile Victoria çocukken tanışıyorlardı, çok yakınlardı. Üstelik Victoria, Adela'yı öldürdü..." İlk defa içim acımadan konuşabilmiştim. "Bunların hepsini Darian için yaptıysa? Adela'yı Darian'a olan aşkından öldürdüyse?"
Chris, bir süre duraksadı ve tekrar göz göze geldik. "Bunu çok önceden düşünmüştüm. Emin olmadan sana söylemek istemedim. Düşündüğüm ve bildiğim daha çok şey var ama bunları sana söyleyemem." Göz temasını bozdu ve birşeyler fısıldadı. Bunu duyamamıştım.
"Benden bir şey mi saklıyorsun Chris?" Şüpheci bakışlarla bedenini deldim. Mahcup bakışlarla karşılık verdi. Sonra tekrar göz temasını bozup, başını eğdi. "Zamanı geldiğinde öğreneceksin, işin içerisinden sıyrılacağım."
Söylediklerine anlam veremiyordum. Neyden bahsettiğini bilmiyordum. Söylemeye çalıştığı hakkında bir sürü tahminim vardı fakat hepsi birbirinden garip ve saçmaydı.
"Öğreneceğim tabii."
Son cümleyi ben söylemiştim, yaklaşık on dakikadır sessizce oturuyorduk. Chris de sırtını duvara yaslayıp kollarıyla bacaklarını sarmış boşluğu izliyordu. Onun gibi bende boşluğu izlemeye başlamıştım.
"Hâlâ gündem Victoria Black mi? Başka gündem yok mu?"
Boşluğu izlemeye devam etti, bana bakmadan konuştu; "Elbette var, yeni bi' psikopat katil daha çıktı. Hedefi Victoria Black. Onunla işbirliği yapmak istiyor."
Ona bakmadan konuştum; "Herkeste işbirliği yapmak istiyor. Anlamıyorum, neden kendilerini güçsüzmüş gibi yansıtıyorlar ki?"
Cevap vermedi, olduğu yerde durdu. Telefonuna bildirim gelmesiyle telefonunu eline aldı ve bir anda yüzüme baktı, sonrasında ise aniden ayağa kalkıp odada yürümeye başladı. Bir sağa bir sola gidiyordu. "Ne oldu?" Diyebildim sadece.
Cevap vermedi. Tam odamın camına doğru giderken arkasını döndü ve bana doğru ilerleyip telefonu cebine koydu ve yüzüme yaklaştı. "Bu ikimizin arasında kalmalı, Elena. Anlaştık mı?"
"Peki ama ned-"
Dememe fırsat bırakmadan dudaklarıma uzun bir öpücük bırakarak susturdu beni. "Sormak yok, söylemek yok. Küçük dedektif." Dedi. Nefesini yüzümde hissediyor ve yakınlıktan dolayı kalbim hızlanıyordu.
Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu. Gerçekten konuşma eylemimi kaybetmiştim. Ne diyebileceğimi bilemiyordum. Ne hakkında konuştuğumuzu bile unutmuştum.
Yüzümden uzaklaşarak kapıya doğru ilerledi. "Çıkışını yapmaları için hemşireler ile konuşacağım, hemen gelirim." Ve gitti. Arkasında küçük bir tebessüm bırakmıştı.
Chris, beni seviyordu, onu seviyordum. Hayatım boyunca topu topuna kaç erkek sevdiğimi bile bilmiyordum. Chris farklıydı, herşeyiyle farklı hissettirmişti, her şeyiyle farklı hissettiriyordu. Medeni konuşması bile insanı cezbediyordu.
Onu ilk gördüğüm an gelmişti aklıma. Salak gibi onu dedektif yardımcısı veya menejeri olabileceğini düşünmüştüm. Oysaki dedektif Chris Stern oydu, karşımda duruyordu ve beni ilk görüşte nutkumun tutulmasını sağlamıştı. Teşkilat'ta ki kadınların boşu boşuna onu elde etmek isteyip, peşinden az koşmadığını anlayabiliyordum.
Chris'in yardımcısı olmasaydım yinede onu sever miydim? Âşık olur muydum, bilmiyordum. Olabileceğimi sanmıyordum çünkü ben kendimi bildim bileli feminist bir insandım. O kadar uzak durmazdım erkeklere karşı fakat âşık olacak kadarda yakınlık sağlamazdım. Hiçbir erkeğe delicesine âşık olduğumu hatırlamıyordum. Olmamıştım. Belki de olmuştu ama bu sadece bi' hoşlantıdan ibaretti. Chris ise benim için gerçek bir aşktı. Bu hoşlantıysa bile duygularımın en ağır bastığı kişi ve zamanlarıydı.
Parmaklarımın yüzümde gelip gittiğini fark ettiğimde elimi çektim.
Aşk diyince aklıma ilk Darian ve Adela gelirdi. Şimdi ise ilk aklıma gelen Chris'ti çünkü artık Darian ve Adela'nın aşkına inanmıyordum. Adela'nın olsun, Darian'ın olsun birbirlerine olan sevgisini en ön seyirci koltuğunda izlemiş biri olarak ikisininde birbirini koskocaman dağı delercesine, küçücük yaşta sevdiklerini biliyordum, bir çocuğa göre binlerce kat daha fazla duygu yoğunluğuna sahiptiler. Onlar birbirlerini seviyorlardı.
Ama hikayenin sonu kötüydü. Adela, Darian'ın onu canından daha çok seveceğini zannederken Darian Adela'nın katiline âşık olup Teşkilatı'na ihanet etmişti.
Chris'in odaya gürültülü bir şekilde girmesiyle yerimden sıçramıştım. "Korktum!" Diye bağırırken buldum kendime bir anda.
Gülümseyerek yanıma geldi ve kalkmama yardımcı oldu. "Serumunu çıkaracaklar ve durumunu kontrol edip çıkışını yapacaksın."
"Peki, teşekkür ederim." Diyip gülümsedim.
Ayaklarımı sallayarak
şımarırken bir anda aklıma gelen şeyle kafama şirince ve anlam veremez şekilde kaldırmamla Chris sırıttı. "Küçük dedektif mi?!"