Bölüm 3 Yerden aldığım kâğıdı hızlıca avucuma saklarken doğruldum. Korkuyla arkamı döndüm. Karşımda annem ve babamı görünce rahatlayarak nefesimi bıraktım ama elimdeki kâğıdı sıkmaya devam ettim. Annem gülümseyerek bana yaklaşırken, krallığın dış kısımlarında kalan kasabalara yaptıkları ziyaretten daha yeni döndükleri kafama sonradan dank etmişti. Hızlıca anneme sarıldım. Saraya dün dönmeleri gerekiyordu fakat bazı uzayan işlerden dolayı bir gün daha kalmaları gerekmişti. Annemden ayrıldıktan sonra babam konuşmaya başladı: “Daha yeni gelmemize rağmen bir saat sonra tekrar yola çıkmamız gerekiyor.” Sebebini anlayamadığım için kaşlarımı çatarak babamın diyeceklerini beklemeye başladım. Babam durmadan sözlerine devam etti: “ Sorunun sadece birkaç köyde olduğunu sanıyorduk fakat oraya gidince birçok köyün daha sorunlarıyla yüz yüze geldik. Saraya geri dönmemizin sebebi, gelen misafirleri selamlamak, burada geçen süre boyunca onlarla beraber olamayacağımızı bildirmek ve tabii ki seni görmek içindi.” Babamın tek nefeste söylediği cümleleri duyunca rahatladım. Daha kötü şeyler bekliyordum. Nefesimi verirken konuştum: “Anlıyorum… Misafirlerle ilgilenme görevi tek bana kalıyor sanırım.” Dediklerime minik bir kahkahayla karşılık verdiler. Annem konuşmaya başladı: “Bu görevin senin hünerlerinin yanında çok minik kaldığını biliyorum tatlım.” Ne diyebilirim ki… Bu oldukça basit bir görevdi fakat başımızda olan dosya yüzünden benim gözümde dünyadaki en zorlu görevlerden biri gibi görünüyordu. Yine de sadece gülümsemekle yetindim. Babam söze girdi: “Neyse, görüşürüz tatlım. Sen de bol bol dinlenmeyi unutma.” Deyip odamdan çıktılar. Sakince yatağıma oturdum ve elimdeki parşömen parçasına baktım. Sakin kafayla notu tekrar okumaya başladım: Bu notu hepinize aynı olacak şekilde yazıyorum. Ryan, Val, Mab ve Boris… Bu notu okuduktan sonra anında kâğıdı imha etmenizi istiyorum. Sizden başka kimse okumamalı. Ve size bir haberim var: Dosya kayboldu. Bu haberi kâğıtla vermem ne kadar doğru bilmiyorum fakat kahvaltıdan sonra odama döndüğümde dosya yoktu. Sizden, herkes uyuduktan sonra dünkü odada toplanmamızı ve bu saraydaki herkesin hareketlerine çok dikkat etmenizi istiyorum. – Rex Maalesef notta yazan hiçbir şey değişmemişti. İkinci kez okumak beni daha da germişti. Şoklar içindeydim. Dosyayı kim almıştı? Dosyayı Rex’in aldığını nasıl biliyordu? Dosyanın nerede saklandığını nasıl bilebilirdi? Neden almıştı? Nasıl kullanacaktı? Sorular kafamın içinde dönüp dururken sakinleşmek umuduyla derin bir nefes aldım. Teker teker düşünmeliydim. Kim almıştı? Biz kahvaltıdayken çalındığı bariz ortadaydı. Ancak bütün varislerin kahvaltıda olması, onları tamamen temize çıkarmıyordu. Sarayın hizmetlileri veya askerleri çalmış olabilirdi. Fakat varisler yalnız değildi; bir düzine hizmetli ve özel korumalarla gelmişlerdi. Yani varislerin yanında gelen çalışanlar da çalmış olabilirdi, hatta bu çalışanlar varislerle ve kendi krallıklarıyla iş birliği yapıyor olabilirdi. Derin bir nefes aldım ve şimdilik hayatımdaki en önemli meseleyi arka plana atarak kendimi başka şeyler düşünmeye zorladım. Zaten bu gece buluştuğumuzda ve ilerleyen günlerde bu konuyu enine boyuna konuşacağımız için kendi kendime strese girmemeye çalıştım. Düşüncelerimle baş başa kalmışken bahçede seslerin yükseldiğini fark ettim. Umursamamaya çalışsam da merakıma yenik düşüp bahçeyi en iyi gören pencereme yöneldim. Bahçede gördüklerime çok şaşırmadım ama merakla izlemeye başladım. Varislerin çoğu; antrenman sahasında kendi kendilerine çalışanlar, kılıçları ve hançerleriyle ikili şekilde düello yapanlar ve onları izleyenler olarak üç gruba ayrılmıştı. Gözüm en yakınlarıma takıldı. Mabel, hemen kendine arkadaş olacak prensesler bulmuş, onlarla bir köşede oturup prensleri izliyordu. Rex kendi kendine çalışırken, Boris ve Ryan birlikte antrenman yapıyordu. Ama hepsinin ortak noktası hem gergin olmaları hem de etraftaki varisleri çaktırmadan izlemeye çalışmalarıydı. Ben de onlara katılmaya karar verdim. Hızla odamdan çıkıp bahçeye indim. Bahçeye girdiğimde hiç beklemeden Mabel’ın yanına oturdum. Beni gören Mabel’ın gergin gülümsemesine tüm içtenliğimle karşılık verdim. Sonra Güneş elementinin temsilcisi Zeriya Krallığı’nın ana varisi olan prensesle Mabel’ın konuşmasını dinliyormuş gibi yaparken etrafta olan bitenleri dikkatlice izliyordum. Varislerden kimsenin beklentimin aksine anormal bir davranışı yoktu. Bu beni umutsuzluğa sürükledi ama kafamı toparlamak için düşüncelerimi yine arka plana atıp normal bir şekilde antrenman yapan prensleri izlemeye devam ettim. Herkesi birkaç dakika izledikten sonra Boris ve Ryan’ın antrenman bahanesiyle birbirlerini hırpalamalarını gördüm. Hangisinin daha iyi kılıç kullandığına karar veremiyordum. Ellerindeki kılıçları bir kenara atıp hançerlerini çıkarmalarını soluksuz izledim. Uzun bir süre böyle devam ettikten sonra ikisinin de kullanacak hançeri kalmadığına emin olmuştum. Bu yüzden soluksuz izlediğim sözde antrenmanın bittiğini sanıyordum ki hızla yeniden yerden kılıçlarını aldılar. Onları şokla izliyordum. İkisinin kardeş gibi büyüdüğünü bilmeyen kimse yoktu. Neredeyse bütün antrenmanlarını birlikte yapmışlardı ve bundan sonra da böyle olacağını biliyordum. Ama bu sözde antrenmanın kazananı, ikisi için de çok önemliydi. Şu an yaptıkları düello, her gün yaptıklarından çok farklıydı. Normalde sonuçlar sürekli değişirdi: bir gün Boris, bir gün Ryan kazanırdı. Bu yüzden ikisi de sonuçları önemsemezdi. Ancak bu hafta yapacakları düellolar, şimdiye kadar doğmuş bütün varislerin önünde gerçekleşecekti. Bu yüzden sonuç onlar için çok önemliydi. Bu sonuçların ikisi arasında gerginliğe, huzursuzluğa ve çeşitli çatışmalara yol açacağına emindim. Kazananın olmaması herkes için daha iyi olacaktı. Bu yüzden bu antrenman saatini bitirmeye karar verdim. Bizden birkaç metre uzakta olan hizmetçiyi çağırdım ve sahaya bakım yapılacağı için antrenman saatinin sona ermesi gerektiğini duyurmasını söyledim. Duyuruyu alan herkes tepki vermeden sahayı boşaltırken, Boris ile Ryan yaptığım şeyin farkına varmış olacak ki öfkeyle bana baktılar. Umursamadan Mabel ve Güneş prensesinin koluna girdim ve saraya doğru yol aldık. 20 dakika sonra Hepimiz sarayın gösterişli ve büyük salonunda oturup çaylarımızı yudumlarken, dışarıdan bakan birinin gözünde çok huzurlu görünüyor olabilirdik. Fakat sezgilerim, çalınan dosyayla en az bir varisin ilişkili olduğunu söylüyordu. Eğer bu yanlışsa bile krallıklarımız çoğu zaman barış için değil, savaş içinde yaşamıştı. Bu yüzden şu anda bile herkes birbirinin açığını arıyor, ileride kullanabilecekleri bilgiler toplamaya çalışıyordu. Tıpkı bizim yaptığımız gibi. Bunları düşünmek bile gerginliğime gerginlik katmıştı ve sanırım gerginliğim gözle görülür bir hâl almıştı ki bana yöneltilen bir ses yükseldi. Bu ses, zehir elementinin temsilcisi Venos Krallığı’nın varis prensesi Lethara Venos’a aitti. “Prenses Valeria, sizin hakkınızda neşeli, hareketli, tez canlı ve güler yüzlü gibi söylentiler bütün vadide dolaşıyor. Fakat siz geldiğimizden beri sürekli somurtuyor, düşünceli görünüyor ve konuşmalara katılmıyorsunuz. Bunun sebebini merak ediyorum. Bizden mi rahatsızsınız yoksa başka bir sorun mu var?” Daha önce de söylediğim gibi, herkes birbirinin açığını arıyordu. Benim bu hallerim de diğer varislerin ilgisini çekmiş olmalıydı. Ama içlerinden kimse soru yöneltme cesaretini göstermemişti. Lethara hariç. Düzgün, tatmin edici ve bir daha soru yöneltmelerini engelleyecek bir cevap ararken konuşmaya başladım: “Dikkatinize hayran kaldım, Sayın Lethara. Haklısınız, bu aralar biraz dalgınım. Çünkü bildiğiniz üzere kral ve kraliçe – yani annemle babam – tekrar kasaba ziyaretine gittiler. Kasabalarımızda ufak tefek sorunlar olmasına rağmen sayıları oldukça fazla. Bu yüzden halkımın sorunlarına en iyi çözüm yollarını arıyorum. Size karşı ilgisiz görünmek istemezdim. Bundan sonra daha özenli olacağımdan emin olabilirsiniz.” Etraftaki varislerden bazı olumlu mırıltılar yükseldiğinde, sözlü bir baltalamanın önünü kestiğimden emin oldum. O sırada Prenses Lethara yapmacık bir gülümsemeyle konuştu: “Kral ve kraliçenin bizzat ilgilenmesi gerekiyorsa, bahsettiğiniz ufak tefek sorunlar pek de ufak değil anlaşılan. Krallığınızın işlerine karışmak istemem fakat büyük sorunları önemsemiyormuşsunuz gibi hissettim.” Yine baltalamaya çalıştığı barizdi. Fakat buna sinirlenmedim, hatta komik bulmuştum. Gülümseyerek cevap verdim: “Başka krallıklarda sorunlar nasıl çözülüyor bilmiyorum ama bizim krallığımızda halk sorunlarını saraya bildirmişse, sorunlarla büyük küçük demeden kral ve kraliçe ilgilenir. Halk çareyi kral ve kraliçeden beklerken sorunlarla ilgilenmesi için görevliler çalıştırmamız sizce de saçma olmaz mı? Ve sizin de az çok tahmin ettiğiniz gibi hiçbir sorunu gözümde büyütmüyorum. Er ya da geç her sorun hallolur. Size göre bu önemsememekse, evet önemsemiyorum.” Tek nefeste sıraladığım cümleler yüzünden nefessiz kalmıştım. Belli etmeden nefesimi düzenlerken bakışlarımı Lethara’ya çevirdim. Gözlerimiz buluşunca konuşmaya başladı: “Sizin krallığınız ve sizin fikirleriniz… Bir şey diyemem.” Umursamaz bir tavırla söylediği cümlelerin altında kin beslediğini hissedebiliyordum fakat onca işim varken bir de bu meseleyle uğraşamazdım. Neyse ki o sırada bir hizmetçi salona girdi, reverans yaptı ve akşam yemeğinin hazır olduğunu söyledi. Bunu duyduğuma sevinerek rahat bir nefes aldım. Yemekte olacaklardan habersizce hep beraber yemek odasına doğru yürümeye başladık. Ya da… Bazılarımızın olacaklardan haberi vardı da, kendilerinin düzenledikleri şeyin ortaya çıkıp çıkmayacağı mı asıl soruydu?
Bölüm 3
YANLIŞ YOL
Bölüm sonu
4 yorum
Gayettt güzell
1Yanıtilk 2 bolum acilmiyo hic bir kitapta 3 aciliyo ama kamide sorun var suan
1YanıtGerçekten antremanda kim kazanacaktıkii
Letheraya gıcık oldum. Bence ileride ondan bir şeyler çıkacak

