İçeriğe geç

Kanlı Saray

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Kanlı Saray

Bölüm 1

ESKİ DOSYA

1. BÖLÜM Odanın tahta döşemesini izliyordum. Açık duran pencereden tenime değen rüzgâr, beni daha tedirgin bir ruh hâline sokmayı başarmıştı. Sol taraftan gelen sesle irkildim. Rex ayağa kalkmış, heyecanını bastıramadan gülümseyip etrafına bakıyor, herkesin nabzını ölçüyordu. Bu gereksiz heyecanının sebebini buradaki herkes çok iyi biliyordu. Rex, yıllar önce kendi sarayında yaşanan ve şaibeli bir şekilde kapanmış cinayet dosyasını biraz önce getirip odanın ortasındaki masaya bırakmıştı. O zamanlar bu cinayetin dedikodusu bütün halkı sarmıştı. Tabii ki işçi sınıfı haberi duyup hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmek zorunda kalmıştı. Ama üst sınıftakiler, belli etmemeye çalışsalar da hâlâ derinlerde çok büyük bir korku ve endişeyle doluyorlardı. Ben o zamanları pek hatırlamasam da çevremdeki herkesin gergin ruh hâlini ve gereksiz paniklerini, ailemin ise öncekinden daha çok üstüme düşmesini hatırlıyorum. Bu düşünceler beni daha da gererken Rex’i izlemeye başladım. Rex’in babası, görevinde bir numara olan bir kraliyet askeriydi. Aynı zamanda kraliyet ailesinin isteklerine bağlı olarak dedektif, suçlularla ilgilenen muhafız, önemli meselelerde diplomat ve gerekirse kanıtları temizlemekle görevli bir işçiydi. Çok zorlu bir görevi vardı ve yalnızca kraliyet askeri olarak tanınır, diğer görevleri her zaman büyük bir özenle gizli tutulurdu. Rex ise babasının tam zıttıydı. Bunu, Rex ile on dakikasını geçiren herkes anlayabilirdi. Beklediği tepkiyi alamayan Rex oflamaya başladı. Derin bir nefes aldım ve konuşmak için boğazımı temizledim. — Rex, bu önemli bir mesele. Bu dosyayı hemen geri bırakmalısın. Evet, Rex yıllar önce herkesi dehşete sokan olayın halkla paylaşılmayan kısımlarını da içinde barındıran dosyayı babasından çalıp hiçbir şey olmamış gibi odanın ortasında duran masanın üstüne bırakmıştı. Bıraktığı andan beri odada soğuk rüzgârlar esiyordu ve kimse konuşmaya nasıl gireceğine karar veremiyordu. Aynı anda hem heyecan hem panik hem de merak duygularını iliklerime kadar hissedebiliyordum. Ama aklı başında davranmam gerekiyordu. Yanlış bir hareketimiz olursa olacakları düşünmek bile beni ürpertmeye yetmişti. Zihnimde cümleleri toparlamaya çalışırken odada bir ses yankılandı. Sesin kaynağına döndüğümde Mabel’ı gördüm. Mabel, eteği oldukça kabarık, her tarafı değerli taşlar ve mücevherlerle süslenmiş toz pembe elbisesiyle sandalyede diken üstünde oturuyordu ve hıçkırmaya başlamıştı. O, kendi krallığında çok saygıdeğer bir prensesti. Hatta çok yakında tahta çıkacaktı. Halkı onu bu hâlde görürse ne saygı ne de güven kalırdı. Rex, Mabel’ın verdiği tepkiyi şokla izlerken Boris söze girdi: — Rex, ne yaptığının farkında değil misin? Eğer dosyanın kaybolduğu öğrenilirse ailendeki herkes göz korkutmak için halkın gözü önünde idam edilir. Aklını başına al ve onu aldığın yere geri götür. Rex hızla Boris’in sandalyesinin önüne gidip kaşlarını çattı: — Abartmana gerek yok. Bu dosya seneler önce şaibeli bir şekilde kapandı. Kimsenin bu dosyaya ihtiyacı yok. Durduk yere kim gelip kapanan bir dosyaya bakmak istesin ki? Otuz tane bile dosya alsam kimsenin ruhu duymaz. Mabel hıçkırmaya devam ettiği için onu sakinleştirmeye gittim. Bir yandan da olanları dinliyordum. Boris de hızla ayağa kalktı: — Kardeşim, canının sıkıldığının farkındayım ama beraber büyüdük. Ailen ailem gibidir, biliyorsun. Sizi göz göre göre ölüme sürükleyemem. Rex tekrar konuşmaya başlayacakken söze girdim: — Boris’e katılıyorum. Eğer sen geri götürmezsen ben götürürüm. Bu sırada odadaki diğer kişiler bizi merakla izliyordu ama konuşmaya yeltenmediler. Rex sırıtarak Ryan’ın yanına oturdu. Ryan ise buz gibi gözlerle onu süzüyordu. Rex söze başladı: — Beni bu kadar düşünüp korumanız gerçekten gururumu okşadı. Ama ya sizle ya da sizsiz, ben bu davayı araştıracağım. Bu bir günde de sürebilir, bir yılda da. Sizin yerinizde olsam bana yardım eder, bu işi en kısa sürede bitirmeye çalışırdım. Rex kafasına koyduğunu kesin yapardı. Bunu hepimiz biliyorduk. Bu yüzden oda yeniden sessizliğe gömüldü. Rex kendinden emin bir tavırla sırıtarak: — Bu sessizliğinizi evet olarak algılıyorum, canım dostlarım. Bana yardım etmeyi seçtiğiniz için çok mutlu oldum. Yolumuz açık olsun! Bu sözlerden sonra hemen heyecanla ekledi: — Hadi ne duruyorsunuz? Hemen başlayalım. Bilirsiniz ne demişler, ne kadar erken o kadar iyi. Bu lafları yüzünden dehşete düşmüştüm. Nasıl bu kadar rahat davranabiliyordu? Aklım almıyordu. Tavırları birkaç dakika sürecek bir oyuna başlıyormuşuz gibiydi ama gerçekler tam tersini gösteriyordu. Anında söze atladım: — Rex, ben senin her zaman yanındayım. Bunu biliyorsun. Ama tek bir defa soracağım… Gerçekten emin misin? Rex her zaman olduğu gibi tatlı tatlı gülümseyerek kafasını evet anlamında salladı. Ryan, şaşkın mı yoksa sinirli mi olduğunu anlayamadığım bir yüz ifadesiyle bana doğru döndü ve ayağa kalktı. Durdu, dalga geçip geçmediğimi anlamak istercesine yüzümü süzmeye başladı. Kaşlarımı kaldırıp bakışlarımı ona dikince sırıttı. Onun yanına gitmek için ayağa kalktım ama yanlışlıkla bolca kabarık eteğime basıp takıldığım için neredeyse düşecektim. Kendimi düşmeye hazırlıyordum ki Ryan hemen beni tuttu. Hemen toparlanıp ona teşekkür ettim. Ryan sırıtarak sordu: — Ne diyecektin? Şaşkınlıkla başımı ona çevirdim. Gerçekten ne diyecektim? Düşecek olmanın verdiği korkuyla ne diyeceğimi unutmuştum. Boğazımı temizleyerek konuştum: — Ah… şey… Bir şey demeyecektim. Aklıma bir bahane gelmemişti, bu yüzden bir şey diyemedim. Ryan, yalan söylediğimi anladığını belli eden bir gülümsemeyle: — Öyle olsun, dedi. Konu kapandı ama Mabel ancak kendine gelebilmişti. Boğazını temizledikten sonra yutkundu ve lafa girdi: — Rex, ben de seni hep destekledim ama bırak bu meseleyi. Haftaya balo var, onun için hazırlanalım. Orada bir sürü prenses olacak. Seni onlarla tanıştırırım. Hep başımın etini yemiyor muydun? Bu sözleri o kadar kısık ve naif bir sesle söylemişti ki duymak için ekstra çaba göstermek zorunda kaldım. Rex her zamanki gibi gülerek: — Mab, ben hiç hazırlık yapmasam bile o balonun en gözdesi olacağıma eminim. Ayrıca bu davayı çözmem, senin beni yeni prenseslerle tanıştırmana engel değil. Mabel, Rex’le uğraşamayacağını anlayınca derin bir nefes aldı. Odayı yeniden bir sessizlik çöktü. Bu sessizlik beni çok bunaltıyordu. Aradan birkaç dakika geçti. Ben de odayı izlemeye başladım ama gözüm tavandaki saate takıldı. Saat neredeyse ikiyi gösteriyordu. O sırada uykumun geldiğini yeni yeni fark ediyordum. Konuşmalardan ve beynimi yiyen düşüncelerden uykumun bile geldiğini anlamamıştım. Uyumamaya çalışıyor, gözlerimi ovuşturuyor, kapatıp açıyordum ama hiçbiri işe yaramıyordu. Dayanamayıp esnedim. O sırada Ryan’la göz göze geldim. — Bugünlük yeter. Herkes için yorucu bir gündü. Yarın kahvaltıdan sonra devam ederiz. Ve Rex, şu dosyayı güvenli bir yere kaldır ve gerçekten dikkatli ol kardeşim, dedi. Rex evet anlamında kafasını salladı ve dosyayı masadan alıp odadan çıktı. Mabel da hemen arkasından çıktı. Anlaşılan o da uykusuna yenik düşmüştü. Ben de arkasından çıkacakken Ryan’ın sesi yüzünden durdum: — Ufak bir işim var. Sonra odana geleceğim, bir şey demem lazım. Arkamı dönmeden kafamı salladım ve odadan çıktım. Arkamdan Boris’in olduğunu düşündüğüm ayak sesleri geldi ama umursamadan odama gittim. Hizmetçiler küveti hazırladığı için kıyafetlerimi ve mücevherlerimi çıkartıp banyoya girdim. Banyoda uzun süre vakit geçirdikten sonra hizmetçilerin ayarladığı kıyafetleri giyerek çıktım. Yatağıma doğru giderken şaşkınlıkla durdum. Ryan odama gelmiş ve yatağıma uzanmıştı. Ama ben banyodayken hiç fark etmemiştim bile. Ryan’a doğru yaklaşınca sadece yatağıma uzanmakla kalmayıp uyuduğunu fark ettim. Banyoda o kadar mı uzun kaldım diye düşünürken gözlerim duvardaki saate kaydı. Saat üçü geçmişti. Bir saatten fazla banyoda kalmıştım. Ryan’ın ne zaman geldiğini ve ne diyeceğini merak ediyordum ama onu uyandırmak istemedim. Yatakta mı yoksa karşısındaki koltukta mı yatacağıma karar vermeye çalışıyordum. İlk başta koltukta yatmam gerektiğini düşündüm. Koltuğa doğru yürüdüm ama yolun yarısında yatakta yatmamın bir sorun olmayacağını düşünüp geri döndüm. Ryan’ın yatağa iyice yayıldığını görünce tekrar koltuğa yürüdüm. Çıkardığım ayak sesleri istemeden Ryan’ı uyandırmıştı. Yavaşça yatakta doğrulmasını izledim. Gözlerini ovuşturup konuşmaya başladı: — Sonunda banyo keyfin bitti, prenses. Bunu dalga geçer gibi söylemesini umursamadan sordum: — Ne konuşacaktın? Derin bir nefes alarak söze girdi: — Senin daha akıllı kararlar aldığını düşünüyordum. Fakat maalesef yanılmışım. Rex’in dediklerini çok çabuk kabul etmen yanıldığımın kanıtı. Bu sözleri beni sinirlendirse de sakinliğimi korumayı başarıp konuştum: — Rex’e karşı çıkmanın bir anlamı olmadığını sen de biliyorsun. Rex tek başına da olsa bu yolda devam edecekken neden ona yardım etmeyeyim? Ayrıca sen neden hiçbir şey demedin? Sen de benim gibi kabul ettin. Bir süre sessiz kaldı. Konuşacak gibi oldu ama bir şey demedi. Hızla ayağa kalkıp ağzının içinde “İyi geceler.” dedi ve kapıyı sertçe çarpıp odadan çıktı. Hiçbir şey düşünecek hâlim kalmamıştı. Hızlı adımlarla yatağa gittim. Yorganı başıma kadar çekerken bir koku hissettim. Bu, Ryan’ın kokusuydu.

Bölüm sonu

9 yorum