CADI
Hayat çok garip. Hayatımızın her saniyesinde pek çok şey olabiliyordu ve hiçbirimiz bunu bilemiyorduk. Gaybı, Allah dışında kimse bilemiyordu. Benim 1 saat öncesinde bundan sonraki yaşamımı başka bir yerde sürdüreceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Fakat şu an buradaydım. Biz 1 saniye sonrasını bile bilmediğimiz bir durumun içindeydik.
Hayatımda ilk defa ormanda bu saate kadar ve bu kadar uzun süredir kalıyordum. Bazı kurtların uluma sesleri, yaprakların kımıldama sesleri ve isim bulamadığım bazı sesler kulağımı işgal ediyordu. Bir yandan karanlık gecenin soğuğu beyaz tenime işliyor, beni az da olsa ürpertiyordu. Büyük ihtimalle pembe yanaklarım daha da kızarmış, burnumun üstü kıpkırmızı olmuştu. Fakat bunlara alışmam lazımdı. Belki de hayatımın geri kalanını burada geçirecektim. Ormanda yaşamanın şartlarına alışmam lazımdı. Başka türlü hayatta kalmam imkansız gibi bir şeydi.
Derin düşüncelere kafamı daldırdıktan sonra içimde oluşan bir his düşüncelerimden kafamı çıkarmama sebep oldu. Bu his çoğu zaman oluyordu. Her zaman olmasa da içimden ani bir ürperti hissettiğim zaman iyi veya kötü bir şeyler oluyordu. Bunun sebebini ben de hâlâ tam olarak anlamış değildim. Belki de yarı vampir olduğum içindir.
Tekrardan düşüncelere dalmışken arkamdan kurumuş
yaprakların üstünde yürüme seslerinin geldiğini işittim. Arkama baktığımda gözlerim bir silüet ile buluştu. Kadın veya erkek olduğunu kesin olarak çıkaramıyordum fakat saçlarının beline kadar uzanmasından dolayı kadın olduğunu düşünüyordum. Bulunduğum yere biraz daha yaklaşınca kadın olduğunu tamamen kesinleştirmiş oldum. Bana biraz daha yaklaşınca ayağa kalktım ve olduğum yerde önüme veya arkama bir adım bile atmadan kaldım. Bir yandan kaçmak, bir yandan da yanına gidip kim olduğunu öğrenmek istiyordum fakat bu iki zıt düşünce ne yapacağım konusunda beni engelliyor, bir ağaç gibi yerimde sabit bir şekilde kalmama sebep oluyordu. Bu sebeple bana yaklaşmasını bekledim.
Yanıma gelince gözlerim saçları pamuk kadar beyaz olan yaşlı bir bayanın gözleri ile buluştu. Gözleri aynı derin bir okyanusu andırıyordu. Ten rengi ise zenci denebilecek kadar esmerdi. Gözleriyle ten renginin arasındaki zıtlık aynı siyah ve beyaz gibiydi. İlk bakışta çok saçma gibi görünse de aralarında değişik bir ahenk vardı. Adeta kusursuzdu.
Yaklaşık 10 saniye gözlerimin içine baktı.Bakışları o kadar derindi ki… İçinde kaybolmamak mümkün değildi. Gözlerine 10 saniye bile aralıksız bakmak beni boşluğa itiyordu. Geniş ve yoğun bir boşluğa. Sakin bir tavırla
“Sen kimsin?” dedi.
Sesinden de yaşlı olduğu belli oluyordu. Ne diyeceğimi bilemeden
“Ben…” Dedim.
Kendimi nasıl tanıtacağımı, ne diyeceğimi bilemedim. Sanırım hâlâ o boşluğun içinden tam olarak çıkamamıştım.
Kendimi açıklayamamamdan sonra
“Sen vampir misin?” dedi.
Bu sefer ne diyeceğimi gerçekten bilememiştim. Vampir olduğumu söyleyemezdim. Eğer söylersem kendimi bir tabutun içinde bulma olasılığım çok artmış olacaktı. Ayrıca vampir olduğumu nereden anlamıştı? Vampir olduğumu ormana geldiğimden beri asla belli etmemiştim. Zaten normal yaşamımla bir vampirin yaşamı arasında kocaman bir uçurum vardı. Bunu somut bir şekilde anlaması imkansızdı. Şaşırmış bir şekilde
“Vampir olduğumu nereden biliyorsunuz?” dedim.
Yaşlı kadın yüzündeki ifadeyi asla değiştirmeden
“Ben, kimin ne olduğunu anlarım. Şimdi söyle, vampir misin?” dedi.
Yüzümdeki şaşkın ifadeden asla ödün vermeden
“Evet. Ama insan genleri de taşıyorum.” Dedim.
Bu lafımın karşısında kafasını salladıktan sonra
“Burada ne arıyorsun?” dedi.
Yaşadıklarımı anlatacak hâlim yoktu bu sebeple kısa bir özetle
“Yaşadığım evden atıldım. Bu sebeple bundan sonra burada yaşayacağım”. Dedim.
Bunun karşılığında hiç beklemeden
“Gel benimle.” Dedi.
Onunla gitmemin doğru mu yanlış mı olduğunu bilmiyordum fakat gidecektim. Bana ne yapacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu fakat risk alacaktım. Tabi ki bunun garantisi yoktu fakat bana bir şey yapacak olsaydı bunu büyük ihtimalle hissederdim.
Onu takip ederken içimde az da olsa bir korku vardı. Karnımın tam ortasında bulunan küçük bir rahatsızlık… Beni rahatsız etmesine rağmen bir yandan da beni iyi hissettiriyordu. Bu sebeple iyi veya kötü bir şeyler olacağını kestiremiyordum. Hislerim düşüncelerimi yine nötrlemişti. Yani şu an kocaman bir sıfırın içindeydim.
……………………………………………………………………………………….
Onu takip etmem yaklaşık yarım saati bulmuştu. Yarım saat sonra gözlerim ahşaptan yapılma, küçük bir kulübeyle karşılaştı. Bu küçük kulübenin çok eski ve yıpranmış olduğu, gecenin aynı bir *obsidyeni andıran karanlığında bile belli oluyordu. Yaşlı kadın ahşap kulübenin içine girince eliyle bana gel işareti yaptı. Biraz tedirgin olsam da onu dinleyip ahşap kulübenin içine girmeyi seçtim.
İçerisi de aynı dışarısı gibi karanlığı besliyordu. Masanın üzerinde duran gaz lambasını alıp yaktı. Gaz lambasının ışığı pek ferli olmasa da en azından etrafımızdaki nesneleri görmemize yardımcı oluyordu.
Gaz lambasını yaktıktan sonra tekrardan masanın ortasına koydu ve masanın etrafındaki sandalyelerden birini çekip beni de karşısına davet etti. Birkaç saniye bekledikten sonra yavaş adımlarla bende masaya yönelip sandalyelerden birine oturdum. Yüzündeki ciddi ifadeyi asla eksiltmeden
“Vampir olan ebeveyninin adını söyle.” Dedi.
Direk konuya böyle girmesi beni şaşırtmıştı. Çok beklemeden
“Victorina Faure.” Dedim.
Bunun karşısında yüzündeki ciddi ifadenin yerini şaşkın bakışlar aldı. Şüpheli bir ses tonuyla
“Victorina’nın kızı mı var?” Dedi.
*Siyah bir doğal taş.
Bu kadar şaşırmasına anlam verememiştim. Ayrıca annemi tanımasına da. Şaşırmış bir şekilde
“Evet ama siz annemi nereden tanıyorsunuz?” Dedim.
Bir süre bekledikten sonra mavi gözlerinin dolduğunu gördüm. Hassas bir ses tonuyla
“Annen de senin gibi ailesinden kaçmak için ormana gelirdi hep. Bir gün ben de aynı seni bulduğum gibi onu da ormanda bir başına bulmuştum. Sonrasında ne zaman bir derdi olursa ilk benim yanıma gelirdi. Büyüyünce de o baba dediğin adamla tanıştı.” Dedi.
Biraz bekledikten sonra
“Vampirlerle insanların evlenmesi geçmişten günümüze kadar hep yasaktı. Fakat annen çok dik başlı bir kadındı. Ailesi izin vermese de yine kendi bildiğini okudu ve o adamla evlendi.” Dedi.
O anlatmaya biraz ara verince
“Peki bu yasağın cezası neydi?” Dedim tedirgin bir sesle. Umarım umduğum şey değildir.
Sakin bir şekilde
“İdam.” Dedi.
Gerçekten kafam karışmıştı. Çok beklemeden
“Yani annem öldü mü?” dedim gözlerim dolmaya başlarken.
Mavi gözlerindeki yaşlar taşarken
“Evet.” Dedi kafasını sallarken.
Gerçekten kafam çok karışmıştı. Annemin öldüğünü bilmiyordum. Hayatım boyunca yaşadığını sanıyordum.
Yaşlı kadın yaklaşık 1 dakika sonrasında şüpheli bir ses tonuyla
“Sen bilmiyor muydun?” Dedi.
Kafamı hafif bir şekilde iki yana sallarken
“Hayır. Sadece beni 1 yaşında terk ettiğini biliyordum.” Dedim.
Bu söylediğimin üzerine çok beklemeden şaşkın bir ifadeyle
“Annen seni terk etmiş olamaz. Babanla evlendiğinden yaklaşık 9 veya 10 ay sonra öldü. Yani sen doğduktan sonra hemen ölmüş.” Dedi. Gerçekten anlam veremiyordum. Benim bildiğim hikaye bambaşkaydı. Üzgün ve şaşkın bir şekilde okyanus mavisi gözlerine ilk birkaç saniye bakmadan
“Yani ben 15 yıldır kocaman bir yalanla mı büyümüşüm?” Dedim. Yaşlı bayan sadece kafasını “evet” anlamında sallamakla yetindi.
“Annen seni terk edip gitti anla artık bunu!”. “Annen seni karnında taşımak bile istemedi, benim zorumla dünyaya geldin sen!”. “Seni terk eden bir kadının adını ağzına almayacaksın!”. “Senin annen sadece Ophelia.”. Küçüklüğümden beri duyduğum cümlelerdi bunlar. Beni hep annemden soğutmaya çalışmıştı. Annemin beni terk ettiğine inandırmıştı. Annemi hep sadece kendini düşünen, sorumsuz biri olarak tanıtmaya çalışmıştı bana.
Peki niye? Niye beni annemden nefret ettirmeye ant içmiş gibiydi? Bu kadar masum ve onu seven bir insanı niye bu kadar çok suçlamıştı? Benim babam nasıl böyle kalpsiz bir adam olabilirdi? Ve daha kafamda dönen milyonlarca soru…
……………………………………………………………………………………….
Geceyi yaşlı kadının kulübesinde geçirmiştim. Bu sebeple kendimi biraz yük olmuş gibi hissediyordum. Çok iyi tanımadığım insanlara yük olmak en sevmediğim şeylerden biriydi. Bundan dolayı uyanır uyanmaz sabahın erken saatlerinde o uyanmadan sessiz adımlarla teşekkür notu bırakıp kendimi ormana attım. Ormanın sabah saatlerindeki sessizliği hoşuma gitmişti. Bu sessizlik sayesinde ormanda gerçekleşen faaliyetlere kendimi daha iyi odaklayabiliyordum. Rüzgarın kısa süreliğine selam vermesiyle havada kıpraşan yapraklar, bonkör yaseminin etrafıyla paylaştığı kokusu ve mesafeli soğuğun kuruluğu bana eşlik ediyordu.
Ormanda uyku sersemi yürürken arkamda yaşlı kadının kalın sesini duydum.
“Nereye?” Dedi.
Çok beklemeden önüme dönüp
“Beni dün ağırladığınız için çok teşekkürler fakat artık gitmem gerekiyor.” Dedim.
Yaşlı kadın hafif sinirli bir şekilde
“Nereye gideceksin? Atıldığın eve mi?” Dedi.
Tabi ki o eve gitmeyecektim fakat tanımadığım bir kadının evinde de yaşayamazdım.
“Hayır ama… “ derken daha cümlemi tamamlamadan bir işaret parmağını kaldırarak bana “sus” işareti yaptı. Başıyla evi göstererek
“Tamam o zaman hemen geç içeri.” Dedi. Bu sözünün karşısında itiraz edemedim çünkü öyle bir şekilde konuşmuştu ki sanki söylediği kanundu. Bu sebeple sadece kafamı sallamakla yetindim.
İçeriye adımını atar atmaz komple bir duvarı kaplayan kitaplığına yöneldi. Pek fazla zaman kaybetmeden eline neredeyse bir karış kalınlığında, kapağı siyah ve kırmızı renklerden oluşan ciltli bir kitap aldı. Sonra hızlı adımlarla kitabı ortada duran ahşap masaya bırakıp beni yanına çağırdı. Yanına geldiğimde başıyla oturmamı işaret edip kendisi de ahşap sandalyelerden birini çekip karşıma oturdu. Tedirgin bir şekilde
“Ne yapacağız?” Dedim.
Kararlı bir ses tonuyla
“Senin spesiale krag’ını bulacağız.” Dedi.
Neyden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Hayatım boyunca “Spesiale krag” adında bir şey duymamıştım. Şaşkın bir ifadeyle
“Spesiale krag nedir ?” Dedim.
Kendinden emin bir şekilde
“İlk vampirler Afrikalılardı. Afrikalılar Fransa’daki azınlıklar olduğu için vampirlik sonradan Fransızlara yayıldı ve nesilden nesile aktarıldı. Bu sebeple Afrikaanca sözcüklerle karşılaşabilirsin. Anlamı özel güç demek.” Dedi. Zaten bu yaşlı bayanın görünümünden Afrikalı olduğu net bir şekilde anlaşılabiliyordu. Sonrasında deminki ses tonunu asla bozmadan
“Her vampirin ve kurdun kendine özgü bir özel gücü vardır: Kimisi zihin okuyabilir, kimisi geleceği görebilir, kimisi birinin zihnini manipüle eder. Bu kişiden kişiye değişir. Şimdi seninkini bulacağız.” Dedi.
Bu kulağıma çok garip gelmişti çünkü vampirlerin kendilerine özgü özel güçleri olduğunu bilmiyordum.
……………………………………………………………………………………….
Güneş, yavaş yavaş bize veda etmeye başlamıştı. Gökyüzünü kızılımsı bir renk ele geçirmişti. Fakat biz hâlâ “Spesiale krag’ımı” bulamamıştık. Şimdiye kadar 40 tane
güç için 40 tane deneme yapmıştık fakat hiçbiri de bende çıkmamıştı. Artık özel bir gücümün olmadığını düşünmeye başlamıştım. Sıkılmış bir şekilde
“Belki de özel gücüm yoktur bıraksak olur mu?” Dedim.
Biraz bekledikten sonra
“Evet. Sanırım haklısın. Geriye 5 tane kaldı fakat onlar da çok nadir görülüyor zaten” Dedi.
Bu cevabı karşısında biraz şaşırmıştım çünkü ısrar edeceğini düşünüyordum. İlk masaya oturduğu kararlı ve hevesli tavrıyla şimdikinin alakası yoktu. Fakat mutlu olmuştum çünkü sabahtan beri deneme yapmaktan bıkmıştım.
Oturduğum yerden kalktığım anda tekrardan içimde bir şeyler hissetim. Fakat bu sefer daha farklıydı. İçimde yoğun bir kıpırtı hissediyordum. Gözlerim hemen mutfak masasının üstünde duran cam bardağa kaydı. O cam bardağa bir şey olacaktı. Bardağa ne olacağını göremiyordum fakat başına bir şey geleceğini hissedebiliyordum. Düşebilirdi, devrilebilirdi, bir darbeyle sallanabilirdi… Ama mutlaka başına bir şey gelecekti. Bunu iliklerime kadar hissedebiliyordum. Bardağa bakarak yaşlı kadına
“Bardağa bir şey olacak.” Dedim.
Yaşlı kadın şaşkın bir sesle
“Nerden biliyorsun?” Dedi.
Gözlerimi bardaktan ayırmadan
“Hissetim.” Dedim.
Gözlerimi bardaktan ayırdıktan sonra yaşlı kadının cam bardağı pür dikkat izlediğini fark ettim. Gözlerinin içinde merak vardı. Acaba bardağa bir şey olacak mı? Kız, doğru mu söylüyor? Nerden biliyor?... Bu soruların kafasında döndüğüne adım kadar emindim.
Bu düşüncelere dalarken sallandığımızı hissettim. Bu küçük kulübe sallanıyordu. İlk birkaç saniye biraz afallasam da sonradan bir depremin içinde olduğumuzu fark ettim. Pek şiddetli bir deprem değildi fakat hafif de sayılmazdı.
Gözlerim hemen mutfak masasının üzerinde duran cam bardağı buldu. Bizim sallanmamızla beraber o da bize eşlik ediyordu. Fakat bizim kadar sabit kalamıyordu. Durmaksızın, depremle beraber sallanıyordu. Düşmek üzere olduğu apaçık belliydi. Anlaşılan birazdan hislerim doğrulanacaktı. Yaşlı kadın
“Bildin.” Diye mırıldandı.
Bu lafından birkaç saniye sonra cam bardak havayı delerek yerle buluştu ve küçük parçalara ayrıldı. Bazıları küçük, bazıları büyük parçalara ayrılmıştı bardak. Yaşlı kadın şaşkın bir tavırla ve ses tonunu biraz yükselterek
“Sen ne olacağını hep böyle hissedebiliyor musun?” Dedi.
Birkaç saniye sonrasında mavi gözlerine bakarak
“Her zaman değil. Arada bir oluyor. Fakat böylesi ilk defa başıma geldi.” Dedim.
Kafasını salladıktan sonra kapağı kırmızı ve siyah renklerden oluşan ciltli kitabı tekrardan eline alıp içini karıştırmaya başladı. Son sayfalara geldikten sonra kitabı ahşap masaya koyup beni eliyle yanına çağırdı. Yanına hızlı adımlarla geldikten sonra kitabın içinde bilmediğim bir dille ve altında yazan diğer harflere göre daha büyük bir puntoyla yazılmış kelimeleri göstererek
“Altıncı his.” Dedi.
Sanırım kastettiği şey özel gücümdü. Şüpheli bir ses tonuyla
“Özel gücümden mi bahsediyorsunuz?” Dedim. Kafasını sallayarak cevap vermekle yetindi yaşlı kadın. Mutlu bir şekilde
“Bu, çok nadir görülen bir güç. Bu gücü kullanarak gelecekte ne olacağını, geçmişte yaşanmış olup fakat görmediklerini, kimin iyi veya kötü niyetli olduğunu hissedebilirsin. Hatta ilerleyen zamanlarda bunu kontrol altına bile alabilirsin.” Dedi.
Açıkçası büyük bir şaşkınlığa uğramıştım. Hislerimin kuvvetli oluşunun aslında özel gücümün olduğu hiçbir zaman aklıma gelmemişti. Şaşkın bir şekilde
“Ama bu Gaybı görmek olmuyor değil mi?” Dedim.
Bunun olması imkansızdı. Gaybı sadece Allah görebiliyordu.
Kafasını hafif bir şekilde iki yana sallayarak
“Hayır tabi ki. Geleceği görme gücüne sahip vampirler bile tam olarak Gaybı bilemezler. Çünkü bazen gördükleri değişken olabiliyor. Bu evrende Allah dışında kimse Gaybı göremez.” Dedi. Afrikalı olduğundan Müslüman olduğunu tahmin etmiştim fakat bu cevabıyla doğrulamış olmuştu fikrimi.
Özel bir gücüm vardı. Evet, özel bir gücüm vardı. Hem de en nadir güçlerinden biriydi. Ve şimdiye kadarki yaşamımı bunu bilmeden sürdürmüştüm. Her gün yeni bir gelişme, yeni bir şok… Bakalım yarın nasıl bir şey olacaktı?
Birkaç dakika sonrasında tekrardan benimle mavi gözlerini buluşturunca
“Adın ne?” Dedi. Bu şekilde aniden ve konudan alakasız bir soru sorması beni şaşırtsa da çok beklemeden
“Fayette. Sizin ne?” Dedim.
Kafasını “tamam”anlamında salladıktan sonra
“Achieng.” Dedi.
Anlamını bilmesem de kulağa hoş gelen bir ismi vardı.
……………………………………………………………………………………….
Sabah yeşil gözlerimi açar açmaz karşımda yaşlı kadını buldum. Karşımdaki yıpranık sandalyeye oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti. Uyandığımdan birkaç saniye sonra yüzünde bıyık altı bir gülümsemeyle
“Sana yeni bir aile buldum.” Dedi.
Neyden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. “Yeni aile”den kastının tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Uykulu bir şekilde
“Yeni aileden kastınız nedir tam olarak?” Dedim.
Gülümser ifadeyle
“Dün gece annenin samimi bir dostuyla konuştum. O dostu senin gibi tek başına kalmış vampir çocukları evlatlık alarak bir aile kurmaya çalışıyor. Sen de bundan sonra o aileye dahil olacaksın.” Dedi.
O anki şaşkınlığım ve kızgınlığımla ani bir şekilde ayağa kalktım. Hafif agresif bir tavırla
“Nasıl yani? Ben bundan sonra tanımadığım insanlarla mı yaşayacağım?” Dedim.
Bu lafımın karşısında aynı benim gibi sinirli bir şekilde
“Başka seçeneğin var mı peki? Bu küçücük kulübede birlikte kalamayız. Atıldığın eve de dönemezsin. Ne yapacaksın ormanda kurtlara yem mi olacaksın?” Dedi.
Aslında dedikleri bir bakıma doğruydu. Fakat hayatımda bir kere bile görmediğim insanlar mı sorumluluğumu üstlenecekti? Çok saçmaydı fakat başka bir seçeneğim yoktu. Bu sebeple sakin bir şekilde sadece
“Doğru haklısınız. Ama gelmemi istiyorlar değil mi?” Dedim.
Benim sakinleşmem karşısında yumuşadıktan sonra
“Tabi ki istiyorlar. Hem senin yaşlarında senin gibi evlatlık çocukları da var. O evde iyi hissedeceğine adım kadar eminim.” Dedi.
Umarım dedikleri doğru çıkar.
