İçeriğe geç

Kanlı Pençe

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Kanlı Pençe

Bölüm 1

İlk Kan

Yağmur değil, sanki gökyüzü intikam almak istercesine İstanbul’un üstüne kurşun gibi iniyordu. Her damla tenime değdiğinde cızırdıyor, sanki beni uyarıyordu: “Kaç, Ece… Daha hızlı kaç.” Ama nereye kadar? Ayaklarım çamurun içinde kayıyor, ciğerlerim yanıyor, kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi çarpıyordu. Arkamda üç tane kurt adam vardı. Gerçek kurt adam. Çocukken masal sandığım, büyüdükçe kâbusum olan o yaratıklar. Ve şimdi peşimdelerdi. Çünkü ben onların avıydım.Haliç’in terk edilmiş liman bölgesi. Paslı konteynerler, kırık lambalar, terk edilmiş vinçler… Burası İstanbul’un karanlık kalbiydi. Babam hep “Bu şehirde iki tür insan vardır,” derdi, “ya av olursun ya avcı.” Sanırım ben av kısmına düşmüştüm.“Dur artık, küçük kız!” Sesi tanıdım. Liderleriydi. Adını bilmiyordum ama sesi kulaklarımın içinde yankılanıyordu hâlâ. Kısık, alaycı, biraz da aç. Koştum. Daha hızlı. Elimde babamdan kalan iki tane gümüş kaplama bıçak vardı. Soğuk, ağır ve tek umudum. Bir konteynerin arkasına saklandım, nefesimi tuttum. Yağmur sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Bir saniye… İki saniye… Sonra kokusu geldi. Orman, kan ve vahşet kokusu.Bir gölge üstüme atladı. Dehşet içinde döndüm, bıçağı sapladım. Gırtlağına. Kan fışkırdı, sıcak ve yapış yapış. Yaratık boğulurcasına uludu, pençeleriyle yüzümü tırmaladı. Yanağımdan kan aktı ama durmadım. İkinci bıçağı kalbime doğru gelen pençeye sapladım. İkincisi geldi. Daha büyük, daha hızlı. Bu sefer kaçamadım. Göğsüme öyle bir darbe indirdi ki birkaç metre havaya uçtum, sırtım demir bir konteynere çarptı. Nefesim kesildi. Gözlerimin önünde yıldızlar patladı. Üçüncüsü yavaş yavaş yaklaştı. Liderleri. Ay ışığı altında gözleri kırmızı yanıyordu. “Çok direndin,” dedi gülerek. “Ama artık bitti.” Dizlerimin üstüne çöktüm. Elimdeki bıçak titriyordu. “Babamın intikamını alacağım,” diye fısıldadım. Güldü. “Baban mı? O çoktan öldü, küçük kız.” Sonra eğildi. Boğazıma dişlerini geçirdi.Acı… Sanki biri içime kızgın demir sokmuş gibi. Çığlık attım ama sesim çıkmadı. Damarlarımdan ateş yayılıyordu. Gözlerim karardı, dünya dönmeye başladı. Son duyduğum şey onun sesiydi: “Hoş geldin, yeni kurt.” Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Başım zonkluyor, boğazım yanıyor, bütün vücudum titriyordu. Ellerimi kaldırdım… Zincir. Bileklerimden tavana asılıydım. Nefesim hızlandı. Panik yükseldi. “Merhaba, uyanmışsın.” Karanlığın içinden o çıktı. Kaan. Adını sonradan öğrenecektim ama o an sadece şunu biliyordum: Bu adam şeytanın ta kendisiydi. 1.92 boyunda, geniş omuzlu, siyah tişörtünün altından dövmeleri görünüyordu. Kolları, boynu, hatta parmakları… Sanki her santimetresi hikâye anlatıyordu. Saçları ıslak, çenesinde bir günlük sakal, ama en çok gözleri… Altın sarısı. Kurt gözleri. “Sen… sen beni ısırdın,” dedim güçlükle. “Evet,” dedi sakince. “Ve hayatta kaldın. Bu bile başlı başına bir mucize.” Zincirlerimi salladım. “Beni bırak!” Güldü. Dişleri bembeyazdı, köpek dişleri biraz uzundu. “Bırakayım mı? Seni ısırdım, Ece. Isırık kabul oldu. Artık içindeki kurt uyanıyor. Bir hafta sonra ilk dolunayda ya kontrolü öğrenirsin ya da çıldırırsın ve masumları parçalarsın.” “Adımı nerden biliyorsun?!” Yavaşça yaklaştı. Parmak uçlarıyla çenemi kaldırdı. Tenime değdiği an elektrik çarpmış gibi oldum. “Çünkü seni uzun zamandır izliyorum,” dedi fısıltıyla. “Babanın kızısın. ‘Gümüş Pençe’nin kızı. İstanbul’un en tehlikeli mafya ailesinin varisi. Ama artık yetimsin, değil mi?” Donup kaldım. Babam… 12 yıl önce kaybolmuştu. Annem “öldü” demişti ama detay vermemişti. “Babamı sen mi öldürdün?” Gözlerinde bir gölge geçti. “Hayır. Ama öldüreni tanıyorum. Ve o kişi şu an benim de kanımı istiyor.” Bir adım daha yaklaştı. Burnumuz neredeyse değiyordu. “Şimdi dinle beni iyi, Ece,” dedi. “İçinde bir canavar uyanıyor. Ve o canavar ya senin kölen olacak ya da sen onun yemeği.” Zincirlerimi çözdü. Ayaklarım yere değdiğinde dizlerim titredi, yere çöktüm. Kaan eğildi, yüz hizama geldi. “İki seçeneğin var,” dedi. “Ya buradan kaçarsın ve ilk dolunayda İstanbul’un sokaklarında masumları doğrayıp ertesi sabah uyandığında ellerin kanlı olur… Ya da burada kalır, benden öğrenirsin.” Kapıya doğru sendeledim. “Bir hafta süren var,” diye seslendi arkamdan. “Sonra ya geri dönersin… ya da ben seni bulurum.”Kapıyı açtım. Soğuk yağmur yüzüme çarptı. Koştum. Bütün gece koştum. Ama içimde bir şey değişmişti. Artık av değildim. Avcı olacaktım.Ve Kaan… O henüz bilmiyordu ama bir gün o altın gözleri benim elimde sönecekti. Devamı Bölüm 2’de…

Bölüm sonu

1 yorum