İçeriğe geç

Kanlı Maskeler

Bölüm 3 · 13 dk okuma

Kanlı Maskeler

Bölüm 3

Üçüncü bölüm

Mesajı okuduktan sonra içimde bir korku dalgası yükseldi. Adamın güvenliğini düşünürken, bu mesajın gelmesi her şeyi altüst etti. O an, geçmişin peşimi bırakmadığını, karanlık bir gölge gibi üzerimde dolaştığını fark ettim.

Mira, korkuyla telefonu yere bıraktı. Adam, bu durumu fark etti ve hemen Mira'ya bakıp "Ne oldu?" diye sordu. Gözlerimle telefonu işaret ettim. Adam mesajı okuyunca, yüz ifadesi ciddi bir hal aldı.

Ancak Mira, gözlerindeki endişeyle içindeki korkuyu gizlemekte zorlanıyordu. "Onun burada olduğuna dair bir kanıt yok, değil mi?" diye sordu. Adam, "Hayır ama dikkatli olmamız gerekiyor," dedi.

Hızlıca bir plan yapmaya karar verdiler. Adam, Mira'yı hemen dışarıya çıkarmak istemedi, öncelikle ne yapacaklarına karar vermeleri gerekiyordu. “Belki de en iyisi, yerimizi değiştirmek.” dedi adam, düşündüğü sıradışı çözümle.

Gözlerimi telefonun ekranından ayırmadan duraksadım. O mesajı okumak, geçmişte yaşadığım anların canlanmasına sebep olmuştu. Nefesimin daraldığını ve kalbimin hızla attığını hissettim.

"Bir sorun mu var?" dedi, adamın sesiyle irkilerek ona döndüm.

Tekrar "Ne oldu, yüzün bembeyaz?" diye sordu.

Beni bulmayı başarmıştı. İyi de nasıl bulmuştu beni? İçimde bir ses, bu adamın güvenilir olmadığına dair endişelere kapılmama sebep oldu.

Ben konuşmayınca tekrar "Ondan mı mesaj geldi?" diye sordu.

Düşünmekten adama cevap veremiyorum. O sormaya devam etti: "İyi misin Mira? Arkadaşlarına mı bir şey yaptılar?"

Söylediği kelimelerle, tüm içim bir anda irkildi. Adımı ona söylemediğimi düşünmeye başladım. Söylemiş miydim yoksa? Hiçbir şeyden emin değildim.

"Adımı söylediğimi hatırlamıyorum!" dedim, sesimdeki tereddütü gizlemeye çalışarak.

Gözlerini kaçırıp ses tonunu düşürerek "İlk tanıştığımızda söylemiştin, hatırlamıyor musun?" Dedi.

"Hayır, hatırlamıyorum," dedim, kendimden emin bir sesle.

"Nasıl hatırlamıyorsun, Mira?"

Bu adam benimle dalga mı geçiyordu? Hatırlamıyorum diyorum, anlamıyor mu?

Bir an sessiz kaldım ve yeni bir düşünceyle tekrar konuştum: "Biz nereye gidiyoruz?"

"Güvenli bir yere, tabii ki!" dedi, ses tonu yükselmişti.

Şüphe ederek sordum: "Güvenli yer derken, nereyi kastediyorsun tam olarak?" Adam cevap vermedi ve bu durum sinirlerimi daha çok yıprattı. Tekrar "Neden sustun?" diye sordum, cevap beklercesine.

Sinirle çıkıştı: "Gidince görürsün nereye gittiğimizi!"

İçimde tarif edilemez bir korku yayıldı. Ama beni katilden o kurtarmıştı. Madem kötü biri o zaman bana neden yardım ettin ki? Gittiğimiz yerin şehirden uzak olması içimdeki şüpheyi daha da artırdı. Yoldan başımı çevirip "Şehir dışına geldik, nereye gidiyoruz?" diye sordum.

"Kaçmak için uğraştığın yere! Çok az kaldı, birazdan oraya varacağız ve seni ona teslim edip tonla para kazanacağım. Daha önce de bu işin içindeydim. Senden önceki de bir adamdı. Yaşı senden büyüktür eminim," dedi ve yüzünde pis bir gülümseme belirdi. Ardından kahkahalarla güldü.

Hayır! Olmaz, bunu bana yapamazdı!

Sinirden adama saldırmaya başladım. Adam, diksiyonu tutuyor bir yandan da elleriyle kendini korumaya çalışıyordu.

Araba kontrolden çıkmıştı ve karşımızdaki ağaca çarptığını hatırlıyorum.

Ne kadar böyle kalmıştım bilmiyorum ama tek düşündüğüm, bir an önce buradan kaçmaktı. Bu sefer kimseye güvenmemeliydim.

Araba, ağaçla çarpışmanın etkisiyle darmadağın olmuştu. Açık havada uyanınca, etrafımda bir kaos manzarası gördüm. Arabadan yükselen siyah dumanlar gökyüzüne doğru yükseliyor, içimdeki korku tırmanıyordu.

Yanımda oturan adamın durumu daha kötüydü. Arabanın ön tarafı ağaç tarafından ezilmişti, bu da onun üzerindeki baskıyı artırmıştı. Benim yaralarım, onun yanında daha önemsiz görünüyordu ama kaşımdan sızan sıvıyı hissedebiliyordum. Elimi ıslaklığa değdirince, kan olduğunu anladım.

Taktığım kemer beni hayatta tutmuştu.

Dışarı çıkmak için çabalamaya başladım. Kemerimi çözmeye çalışırken zorlandım. Etrafımda yanan arabanın tuhaf sesi ve dumanı, panik yapmama neden oluyordu.

Yanımdaki adam ağır yaralı gözüküyordu. Kafasından akan kanlar direksiyona ve oradan da bacağının arasından yere damlıyordu. Bedeni buz gibiydi. Yarı açık ağzıyla nefes almakta zorlanıyordu.

Ona yardım etmekte bir ân tereddüt ettim. Yaralı birini öylece bırakıp gitmeli miydim? Benim yerimde bir başkası olsa belki de bu adama yardım ederdi.

Vicdanımın sesini dinlemenin vakti değildi ve şu an kanlar içinde olan bu adam, beni tekrar katile geri göndermeyi planlıyordu. Kazayı yapmasaydık ve ben tekrar o katilin yanına geri dönseydim muhtemelen ölecektim ve bunda birazda bu adamın payı olacaktı. Bunları düşünmeye çalıştım. Zor da olsa karar vermiştim. Ona yardım etmeyecektim ve buradan kaçmanın bir yolunu bulacaktım.

Arabanın kapısını açmayı denedim fakat açılmadı. Camı kırıp dışarı çıkmayı denedim. Hızla etrafa bakınıp duruken camı kırmaya yarayacak bir şeyler aramaya başladım. Torpido gözünü karıştırınca içinde bir tornavida buldum ve camı kırmayı başardım.

Dışarı çıkıp polisi aramaya çalışsam da telefonum çekmiyordu. Arabadaki yaralı adam için yardım çağırsaydım bile ben yardım getirinceye kadar kesin ölecekti. Bunları düşünerek olmayan vicdanıma biraz olsun rahatlatıyordum.

İnsanlıktan çıkmış, yaşam mücadelesi uğruna ölmeyi ve öldürmeyi göze alıyor oluşum, ben de ağlamama neden olmuştu.

Birkaç adım attıktan sonra geriye baktım; arabanın yandığını, yanımdaki adamın orada sıkışıp kaldığını gördüm. İçimde bir şey boğuluyordu; özgürlük ve korkunun çatışmasıydı bu.

Yağmur yağmaya başlamıştı. Önceleri damlalar halinde yağmaya başladıysa da dakikalar içerisinde, sağınak halini aldı. Nerede olduğumu bilmediğim yerde yürüyordum. Kaza yerinin ters istikametine doğru yol aldım.

Göğsümde bir daralma hissediyordum. İç kanama geçirip ben de arabadan birkaç metre sonra yere yığılacaktım. Yağmurun etkisiyle gözlerim görüş alanımı kısıtlıyordu.

Adımlarımı sıklaştırıp bir ağacın altında yağmurun dinmesini bekledim. Akşam olmak üzereydi. Bu da beraberinde türlü tehlikeleri getiriyordu.

Bir süre oturduğum yere kafamda sorular döndü, ama sonunda katilin gölgesinden kaçmayı başarmıştım. Ormanın derinliklerine doğru yöneldim.

Artık geçmişimdeki korkuları ardımda bırakmalıydım. Eğer hayatta kalmak istiyorsam, yeni bir hayata başlayacak ve geçmişimin üzerime gelen karanlığından tamamen kurtulacaktım.

Yalnızlığın soğuk rüzgarı vücudumu sararken, içimde yaşayacağım sonuca dair bir umudu hissedebiliyordum. Cesaretimi topladım ve ormanın derinliklerine doğru adım attım ve bir daha asla geriye bakmayacaktım.

"Adam belki de çoktan ölmüştür," diye düşündüm. Ölmeden önce oraya çok yaklaştığımızı söylediğini hatırladım. Demek yine aynı yere gelmiştim! Bu sıkıntılı günlerin bitmesi için Allah’a yalvarıyordum. Gözlerimden akan yaşlar, yağmur damlalarıyla birleşiyor; tüm acılarımı da beraberinde götürüyordu.

Çaresizce yürümeye devam ettim. Tekrar yakalanma korkusuyla sık sık hızlanıyor; hatta koşuyordum. O gün kaçtığım ormandan bir türlü çıkamamıştım. Gece olunca, bütün yerler birbirine benziyordu. Akşam olmadan bu ormandan çıkmalıydım; aksi halde tekrar kaybolacak ve sürekli geçtiğin yolları tekrar geçmek zorunda kalacaktım.

Bana yardım edecek biri karşıma çıkarsa, onlara güvenip güvenemeyeceğimi bile bilmiyordum. Birden köpek sesleri duydum. Uzak mesafede olduklarını düşündüm, ama yine de kendimi riske atmadan koşmaya başladım.

O sırada telefonuma göz attım, çekebileceğim bir yer arıyordum. Durduğum yerde sinyal az da olsa vardı. Hemen polisi aradım. Her çaldığında, ömrümden bir dakika daha gidiyormuş gibi hissediyordum. Bir an, telefonun diğer ucunun asla açılmayacağını düşünürken bir ses duydum.

X: Polis çağrı merkezi, size nasıl yardımcı olabilirim?

"LÜTFEN YARDIM EDİN! BİR KATİL VAR PEŞİMDE, YAKALARSA BENİ ÖLDÜRECEK!"

X: Bir katilin peşinizde olduğunu söylüyorsunuz, doğru mu?

Yok şaka yapıyorum! Bu duruma sinirlenmekten kendimi alamıyordum; içimden küfür edecektim ki zor tuttum kendimi.

Bu sefer daha sakin olmaya karar verdim ve tane tane söylemeye çalıştım. "Katil peşimde, yardım edin. Ormanlık bir yerdeyim."

X: Tamam, lütfen sakin olun ve bulunduğunuz yeri tarif edin!

"Nerede olduğumu tam olarak bilmiyorum. En son şehir dışının tabelasını gördüm. Lütfen, yardım edin!" dedim, sesimdeki umutsuzluk artıyordu.

X: Anladım. Hatta kalmaya devam edin lütfen. Ve bana katilin eşkalini tanıtın!

Katili oturup inceleme fırsatım olmamıştı. O sıra kendi can derdime düşmüştüm ve bunlara dikkat etmemiştim. Yüzüne taktığı maske onu tanınmaz kılıyordu.

"Yüzüne maske takıyor. Saçları siyah, uzun boylu, yeşil gözlü biri! Yüzüne bakmaya korktuğum için dikkat etmedim."

X: Anlıyorum. Şu anda bulunduğunuz orman hakkında herhangi bir bilgiye sahip misiniz? Yakınınızda görünen bir yapı, ağaç ya da görünür bir işaret var mı?

"Henüz herhangi bir yapı göremiyorum. Etrafımda sadece ağaçlar var ve köpek sesleri de daha da yaklaşıyor,” dedim.

X: Tamam. Lütfen telaşlanmayın.

Köpek sesleri hâlâ arka planda yankılanıyordu. "Köpek sesleri duyuyorum. Muhtemelen bana yaklaşmış olalılar," dedim.

X: Çok dikkatli olun. Şu anda acil bir destek ekibi ile iletişime geçiyorum. Lütfen bulunduğunuz yerde kalmaya çalışın. Onlar size ulaşana kadar yer değiştirmeyin.

Yardım elinin önümde belirdiği düşüncesi içimde bir umut kıvılcımladı. Ancak ardında saklanan karanlık düşüncelere teslim olmayı reddettim.

X: Saklanacak güvenli bir yer bulun ve oradan ayrılmayın! Polis ekibi 30 dakika sonra alınan sinyal noktasına ulaşacaklardır.

"30 dakika mı? Köpek sesleri yakınlaşmaya başladı ve beni bulması ân meselesi, şu an bulunan sinyal noktasından ayrılmam gerekecek." dedim. Hayatımın son derece kritik bir anındayken birilerine ulaşabilmek içimdeki boşluğa bir kıvılcım olmuştu

X: Güvende hissettiğiniz yere gidip oraya saklanın ve sesinizi çıkarmayın!

Sürekli duyduğum köpek sesleri, artık çok yakındı. Gittikçe daha fazla panik içinde düşünmeye başladım: Eğer yakalanırsam, işim bitmiş olacaktı. Geçmişin yükü artık daha ağır geliyordu; geçmişimdeki karanlık gölgeleri geride bırakmanın bir yolunu bulmalıyım. Koşmaya başlayınca telefon tekrar çekmemeye başladı. Kaza yaptığımız yerden uzaklamayı başarmıştım. Gördüğüm tabelayla şehrin içinde olduğumu anladım.

Yardım ekibinin gelmesini beklerken, etrafıma dikkatle bakmaya başladım.

Tüm gücümü kaybetmek üzereydim. Midem bulanıyor, kalbim çarpıyordu. Etrafın karardığını ve ağaçların döndüğünü hatırlıyorum sadece.

...

Uyandığımda, başımda korkunç bir köpek gördüm. Hayvan, dilini dışarı çıkararak derin nefesler alıyor, kuyruğunu sallıyordu. Beni bulduğunun bilincindeydi. Korkudan geriye doğru attım kendimi.

Derin bir nefes alıp havlamaya başladığında, anladım ki bu katilin köpeğiydi. Uzaktan, iki köpek daha geliyordu ve onlarla birlikte daha da karanlık bir yüz ortaya çıkıyordu: katil! En azından bu hayvanların iradeleri yoktu, ama karşımdaki manyak, insanların canına kasdetmekten zevk alıyordu.

Kaçmayı denedim ama çalınan ıslıkla köpeğin, bana doğru koştuğunu ve hırladığını görünce korkudan vazgeçtim. Yanıma geldiler, ellerimi bağlandı ve yürümemi emretti. İçimdeki küfürler çığlık gibi patlıyordu ama o, her şeyden habersizdi.

Köpekler, eve geldiğimizde dışarıdaki kulübelerine geri döndüler; biz de inimize doğru götürüldük. Oturttuğu koltukta bu sefer ayaklarımı da bağlamayı ihmal etmedi. Ateşi yakıp karşısındaki koltuğa kurulmuştu.

"Kendini kurtarmak için kaçmaya çalışacağını biliyordum. Ama bana olan korkun, köpeklere olan korkuna ağır bastı demek!" dedi alaycı bir gülümsemeyle.

He, salak, zaten gel beni öldür diye bekleyecektim ben de, kurbanlık bir koyun gibi diye düşünürken ona cevap vermedim.

"Korkudan dilini yuttun sanırım. Hiç konuşmuyorsun!" dedi kahkahalar içinde.

Seni anne babana müjdeleyen ebenin ağzına tüküreyim! İçimden küfretmeye devam ederken sessizliğimi sürdürdüm.

"Hâlâ hayatta olman senin için büyük bir mucize! Demek arabadaki adama yardım etmedin ve kaçmaya çalıştın; senin sayende adam öldü! Kendi hayatını düşünürken onunkini hiçe saydın, işte bencillikte büyük bir adım!" diyerek tebrik eder gibi sesi neşeliydi.

Bu sözlerden sonra adama yardım etmediğim için pişman olmuştum ama hiç ilgilenmemiş gibi konuştum: "Beni sana teslim edeceğini söyledikten sonra neden o adama yardım edecektim ki? Yaptığım gurur duyulacak bir şey değil, biliyorum! Ben senin gibi biri olamam!"

"Bir katili en çok cesaretlendiren şey nedir biliyor musun?" diye sordu, gözlerimin içine bakarak.

"Nedir?" demeyecektim elbette!

Yanıtını aldıktan sonra cümlesini tamamladı. "Bir katile en çok cesaret veren şey yakalanmamaktır!" Kahkaha atıyordu.

Aman, ne komik!

"Yüzüne neden maske takıyorsun?" dedim.

Gözlerimin içine bakarak bir süre durdu, sonra cevap vermeden dışarı çıktı.

Neden maske taktığını bilmemekle birlikte, kurbanları üzerindeki gücünden ve kontrolünden zevk aldığı açıktı. Korkumdan ve çaresizliğimden zevk alarak benimle oynarken, gözlerindeki sadist zevki görebiliyordum.

Saatler geçtikçe benimle alay etmeye devam etti. Ara sıra odadan çıkar, daha uğursuz bir planla geri dönüyordu. Hayatta kalma şansımın zayıf olduğunu biliyordum ama pes etmeyi asla istemiyorum. Kaçmak ya da karşılık vermek için herhangi bir fırsat arıyorum, ancak o hep bir adım öndeydi. Kapıda duran köpekler bunun bir örneğiydi. Bunu titizlikle planlamıştı ve çıkış yolu yok gibiydi.

Oturduğum yerden kalkamıyordum. Denemeye çalıştım fakat başarılı olamadım. Yere düştüm; canımın acısı umurumda değildi ama düştüğümde çıkardığım sesin katilin dikkatini çekeceğinden korkuyordum.

Günler geçiyor, ama zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Sabahın erken saatleri olduğunu, gökyüzünün aydınlanmaya başladığını gördüm. Rüzgar etkisini artırmış, ağaçlar hırçın bir şekilde sallanıyordu. Sanırım yine yağmur yağacaktı.

Kısa sürede tekrar kaçmanın bir yolunu bulamazsam, onun çarpık oyununda başka bir kurban ve başka bir istatistik olacaktım. Katil, elinde bir şırınga ile geri dönmüştü. Ellerim bağlıyken ona karşı hiçbir şey yapamıyordum. İçinde ne olduğu bilmediğim şeyi koluma sapladığında, içimde bir korku dalgası yükseldi. Ardından evden çıkıp gitti.

Her geçen saniye, bu korkunç yeri daha da dayanılmaz hale getiriyordu. Şırınganın içindeki madde neydi? Zihin oyunları mı, fiziksel bir tehdit mi? Bu sorular zihnimi kemirirken, aklımdan kurtulma planları geçirmeye devam ettim.

Ellerim bağlı olduğu için düşünmek zorundaydım; fakat katilin sürekli tetikte olduğunu biliyordum. Her an, her fırsatta dikkatli olmalıydım. Geçen günlerdeki beyaz ipler, benim için bir korkunun sembolü haline gelmişti. Onların olduğu yerde, özgürleşmem imkânsızdı.

Gözlerim dış kapıdaki köpeklere kaydı. Onlar, katilin psikopatlığından dolayı ağızlarını açarak bana baklıyorlardı; çeneleri oynamak için gergin bir bekleyişteydi. Belki ben de bu durumdan bir çıkar yol bulabilirdim.

Kapıyı kitlememişti. Bu, benim için bir fırsattı. Dikkatsiz davranmış ve kitlemeyi unutmuştu. Küçük bir fırsat penceresiydi ama onu kullanmamam gerektiğini biliyordum. Doğru anı bekleyecektim ve o an geldiğinde kaçacaktım.

Yerimden dahi kıpırdayamıyordum. Gözlerim kapıya odaklanmıştı fakat kaç kapı olduğunu bilemiyordum. Gözlerimi açıp kapadım, başımı salladım; çift görüyordum ve uykum geliyordu. Bir şey yapacak gücüm yoktu.

Daha fazla dayanamadı ve derin bir uykuya daldı. Rüyasında kendisini ormanda koşarken buldu. Peşinden hızla koşan köpeklerin ona doğru yaklaştığını fark etti. Korkuyla dolan kalbi, hızla çarpmaya başladı ve nefes almakta zorlanıyordu.

Ormanda yabancı bir yerde olduğunu anladı. Ağaçlar arasında kaybolmuştu ve karanlık her yanı sarmıştı. Köpeklerin havlamaları kulaklarını dolduruyor, ona yaklaştıkça yüreği daha da hızlanıyordu. Panik içinde koşmaya devam etti ama köpeklerin nefeslerini ensesinde hissediyordu.

Köpekler etrafını sarmış, korkunç bir şekilde havlıyorlardı. Katil ona doğru yaklaşıyordu. Dışarıdan gelen havlama sesi, Mira'nın uyanmasına sebep oldu. Kabus gördüğünü anladıysa da uzun süre etkisinden çıkamadı.

Yağmur dinmiş ve öğle vakti gelmekteydi; hava güneş açmaya başlamıştı. Ancak hâlâ soğuktu ve üşüyordu. İçeri elinde odunlarla katil girdi. Taşıdığı odunları ateşin yanına bıraktı, sönmekte olan ateşi harlamak için birkaç odun daha ekledi. Ardından içindeki közü karıştırmaya başladı.

"Bundan sonraki günlerinin tadını çıkarmaya bak. Çok az bir vaktin kaldı. Bakalım, bu oyuna sen ne kadar dayanacaksın?" dedi. Yüzüme bakmadan, sırtı dönük koltuğa oturdu.

"Üşüyorum, çok soğuk!" dedim. Dişlerim birbirine değmesine engel olamıyordum.

"Burası otel değil! Yaşadığına dua et!" diye çıkıştı. Sonra bir defter çıkarıp incelemeye başladı. "Haftaya salı gidiyorsun," diye ekledi.

Nereye gideceğimi sorgularken korkum arttı. Ahirete mi gidiyordum? Düşünmeyi bırakıp sordum: "Nereye gidiyorum?"

Sinirle soluyarak ters ters baktı: "Maldivlerde tatile! Nereye olacak, ölüme!" Tekrar işine döndü.

"Polat senden hemen sonra ölecek. Ardından da Nehir. Üçünüzün çok iyi anlaştığınızı biliyorum. Derya'yı sizden ayrı bir yere gömeceğim!" dedi.

Ses çıkarmadan onu dinliyordum. Yerinden kalkıp bir sandık getirdi. Bu sandık benim açmaya çalışıp da kilitli olduğu için açamadığım sandıktı. Kucağındaki sandığı yere koyup üstündeki tozları temizledi, boynundaki anahtarla içini açtı. Demek anahtarı boynunda taşıyor. Dikkatle sandığın içine bir süre baktıktan sonra bana doğru yürüyünce ne yaptığına anlam veremedim. Elimi tutup bilekliğimi kopardı. Acıdan yüzümü buruşturdum. Bilekliğimin bir değeri olmadığını biliyorum ama onu öylesine takıyor olmama rağmen, önceki hayatımı ne kadar özlediğimi anladım. Elimi bileğime götürdüm; boşluk hissi içimde bir acı oluşturdu. Sımsıkı bağlanmış iplerden sonra üstüne bir de bilekliğimi koparınca yere birkaç damla kan düşmüştü. Ellerim morarmak üzereydi. Parmak uçlarım buz gibiydi. Kangren olmadan iplerden kurtulmalıyım.

O sırada kutunun ağzı, hem değerli hem de değersiz mücevher ve eşyalarla doluydu. Katil sandığın içinden bir yüzük çıkardı; üzerinde kurumuş kan lekeleri vardı. Yüzüğü bıraktıktan sonra, altın bir kolye çıkardı. Detaylarına dikkat ederek inceledi ve onu da yerine koydu. Acaba içindekilerin hepsini mi inceleyecekti? Şimdi sırada ne vardı?

Bir alyans çıkardı, ışığa doğru tuttu. Katilin yüzüne bakınca tuhaf hissetim. Gülüyor muydu, ağlıyor muydu belli olmuyordu. Maske yüzünden hiçbir şey göremedim.

Alyansa dikkatle bakarken bir şey hatırlamış gibi sustu. “Nişanlının mıydı?” dedim, zayıf bir ânını kovalarken.

O, maskesinin ardında bile alaycı bir gülümsemeyi hissedebildiğim bir ifadeyle yanıtladı: “Bir kadınındı. Onu ben öldürmedim ama parmağındaki yüzük çok dikkatimi çekmişti. Şişmiş vücudundan çıkaramamıştım ilk başta, son çare olarak ben de parmağını kestim!”

Bir mezar hırsızlığı eksikti, o da oldu tamam oldu!

Derin bir nefes alarak ona baktım. Gözlerimde, “Bunu niye yapıyorsun?” der gibi sormak istediğimi hissettirdim.

Aniden ayağa kalktı ve kapıya doğru baktı: “Buldular bizi!” dedi.

Bölüm sonu

20 yorum