Uyandığımda ellerim bağlıydı ve nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum kalkmak için doğrulmuştum ki bir ses işittim. Hemen koltuğa geri uzanıp uyuyor taklidi yaptım. Muhtemelen beni kaçıran katil mutfaktaydı ve olduğum yere doğru geliyordu. Ayak seslerini duyuyordum. İçimden uyanmış olduğumu anlamamış olmasını diliyordum. Korkudan kalbim hızla çarpıyordu. Buna engel olamıyorum. Gözlerimi açtığımda katilin çok yakınımda olduğunu fark ettim. Korkuyla yüzüne bakıp konuştum: "Kimsin sen?"
Katilin gözleri, karanlık bir derinlikte kaybolmuş gibiydi. Sesim titreyerek, “Kimsin sen? Benden ne istiyorsun?” diye tekrar ettim. Sözlerim havada asılı kalmıştı. Cevap vermek yerine, o sadece beni incelemeye devam etti. Hissettiğim korku, bir katil karşısında olmakla değil, onun soğukkanlı bakışlarıyla yüzleşmekle ilgiliydi.
Bir an, kendimi kaybetmemek için ne yapmam gerektiğini düşündüm. Bağlı ellerimle hareket edemediğim için bu durumu lehime çevirmem gerekiyordu. Gözlerim odanın etrafında dolaşırken, tek tük ışık kaynaklarından birinin beni belki de kurtarabilecek bir şey sunabileceğini düşündüm.
Tam o sırada, adam bir adım ileri gitti ve sesini yükseltti. “Biliyor musun, senin için burada olmamın bir sebebi var. Aslında, seni görmek istememdeki sebep farklı.”
Merak ve korku, zihnimde sırayla dans ediyordu. “Ne demek istiyorsun?” dedim, sesim hala titrekti ama gözlerimde bir cesaret parıltısı belirebildi.
Gülümsemiyor, ama bana doğru yaklaşmaya devam ediyordu. “Sadece bir şey deneyeceğiz. Hayatta kalmak için mücadele etmeyi isteyip istemediğini görmek istiyorum. Seninle bir oyunumuz var.”
Oyun? İçimdeki kıyamet senaryoları daha da karmaşıklaşmaya başlamıştı. “Oyun mu? Ne tür bir oyun?” diye sorduğumda, dikkatimi çekmek için parmağını dudağına götürdü ve hışırdayan bir sesle, “Yalnızca hayatta kalma içgüdünü sınayacağım. Eğer başarılı olursan, belki de seni serbest bırakırım.”
Zihnimde yüzlerce düşünce birbiriyle çarpışıyordu. Hayatta kalmak zorundaydım ama bunun ne anlama geldiğini bilemiyordum. “Tamam, ne yapmam gerekiyor?” dedim.
Katil, bir anda gözlerindeki merakla fark ettiğim bir değişimle gülümsedi. “Çok basit. Sorularıma doğru cevaplar vereceksin, ya da…” Bir an sustu, ve sesi tekrardan soğuklaştı. “Ya da sonuçları ağır olacak.”
Kalbim yerinden fırlıyormuş gibi çarparken odanın karanlığında bir tuhaflık hissettim. Kimi zaman hayatta kalmak istemek, başkalarını hayal kırıklığına uğratmak demekti. “Tamam sor bakalım,” dedim. Kendi cesaretimi bulmak için tekrar gözlerine baktım.
İlk sorusu, karanlık bir sırla yapılmış bir anlaşmanın başlangıcını açığa çıkaracaktı. “Sence insanlar doğuştan mı kötüdür, yoksa çevreleri mi onları böyle yapar?” Bu sorunun altında yatan derin anlamları düşünmek zorundaydım.
Bir an kendimi düşündüm. Yanıtım, sadece kendi geleceğimi değil, belki de hayatta kalıp kalmayacağımı belirleyecektir.
Derin bir nefes aldım. Zihnimdeki karmaşa içinde, doğru cevabı bulmaya çalıştım. “Bence insanlar doğuştan kötü değillerdir,” dedim kendimden emin görünmeye çalışarak. “Çevreleri, yaşadıkları, maruz kaldıkları deneyimler onları şekillendirir. Herkesin içindeki iyi ve kötü potansiyeli vardır. Bu durumda bir seçim yapmaları gerekir.”
Katil, gözlerindeki merakı daha da derinleştirerek başını hafifçe eğdi. “İlginç bir bakış açısı. Ama bu, senin bu oyunun sonunda hayatta kalmanı sağlamak için yeterli mi?”
Ona cevap vermedim. Sorularından kaçamıyordum. İçimdeki korkunun yanında, bu adamın beni anlamaya çalıştığı hissi de vardı. “Diğer sorum; eğer birini korumak için masum birini feda etmen gerekirse o zaman ne yaparsın?”
Cevap vermeden önce derin bir nefes aldım. Arkadaşlarım için kendimi feda etmiştim. Bu soruyu neden sorduğunu anlamadım ama yine de sorusuna cevap verdim: “Bunu söylemek kolay değil, ama eğer gerçekten birini korumak için gereken buysa, belki de zor bir karar vermek zorunda kalırım. Ancak yalnızca geçici bir çözümse, asla masumları feda etmem.”
Adamın yüzündeki ifadeyi inceliyor, onu anlayabilmek için zihnimi zorlayarak düşünüyordum. Gözleri, ilginç bir şekilde bir şeyler bekliyormuş gibiydi. “Son iki sorum kaldı,” dedi. “Birincisi, hayatının en büyük hatası neydi?”
Bu soruya yanıt vermek benim için oldukça zordu. Geçmişim, üzerimde bir yük gibi hissediyordum. “Belki de başkalarını yeterince anlamamak...” dedim. “Birini kaybetmek ya da ona zamanında yardım edememek… Bazen hayatın sundukları önünde çaresiz kaldığımızı düşünüyoruz.”
O kalabalık karanlığın içinde, bir anda ağır bir sessizlik oluştu. Katil, sanki söylediklerimi tartıyormuş gibiydi. Sonra, sert bir sesle, “Son sorum. Kendini savunmak için ne kadar ileri gidebilirsin?”
Bu, beni derinden etkileyen bir soruydu. Kendimi savunmak, tüm bu soruların potansiyel sonuçlarını düşünmeme neden oluyordu. Cevabım, belki hayatımı kurtaracak bir yol olabilirdi. “Hayatta kalmak için her şeyi yaparım,” dedim. “Ama bunu masum insanlara zarar vererek değil, kendimi koruyarak yaparım.”
Katilin yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi. “Öyle mi? Bu cevapların beni bir hayli düşündürdü. Bir insanın içindeki karanlığı ortaya çıkarmak, en zor şeydir.”
Bu sorulardan sonra özgür kalacağımı düşündüm ama bunun oyunun bir parçası olabileceğinden korkuyordum. “Oyun bitmedi mi?” diye sordum.
“Hayır, aslında şimdi başlıyor...”
Bütün bu söyledikleri korkutucuydu. Fakat onun yüzündeki bu gülümseme ardında bir tehdit barındırıyordu. Tek kelime etmeden, nefret dolu bakışlarıyla yüzüme odaklanmıştı. Tanımadığım, korkunç bir çıkmazın pençesinde, ellerim bağlı bir şekildeydim.
Dışarıdan köpeklerin havlama sesi geliyordu. Şehirden uzakta, tehlikeli bir yalnızlık içinde olduğumu hissetmeye başladım. Beni öldürmek için oldukça sakin bir yer seçmişti. Ölmeden önce buradan kurtulmanın bir yolunu bulmalıyım; ama eğer bir ormanda isem, nereye gidebilirdim ki? Yakalanırsam, hiç şüphesiz öleceğimi biliyordum. Düşüncelerim bu karamsarlıktan kaçmaya çalışırken, o ise hâlâ bana bakıyordu.
Gözlerini bile kırpmadan alaycı bir gülümseme yerleştirmişti suratına ve nihayet konuştu: "Yeni hayatına hoş geldin, Mira…"
Sesi sanki odanın içinde yankı yapıyor gibiydi ya da belki ben korkudan öyle algılıyordum. Gözyaşlarımı tutmak için kendimi zorluyordum.
"Ama ne yazık ki yeni hayatın çok kısa sürecek!" dedi ve koltuğunun yanından kalkarak yanıma yaklaştı. "Şimdi elveda zamanı, Mira!" dedi ve silahını benden yana doğrulttu.
Uzun zamandır ağlamamak için kendimi zor tutuyordum ama artık gözlerim bulanıklaşmaya başlamıştı. Hayatımın sona erdiğini düşündüm.
"Köpeklerin sesini duyuyor musun, Mira?" dedi. Silahı indirmiş, sadece yüzüme bakıyordu.
Başımı sallamakla yetindim.
"Onlar senin için buradalar! Buradan kaçmaya çalışman, onlar için bir ödül, senin içinse bir felaket olacak!" dedi ve arkasını dönerek gitti. Son bir kez, "Lütfen, beni bırak!" diye yalvardım. Ama bırakmayacağını biliyordum; yine de içimde bir umut vardı.
İşte bu noktada, yaşama tutunmak insanın doğasında vardı. Yukarıdaki sundurmayı terk ettikten sonra, beni çaresizliğime terk etti. Tamamen gittiğinden emin olmak için yerimden doğrulup o yöne baktım.
Etrafımda kimse yoktu. Artık kurtulmak için bir plan yapmalıydım. İlk adımım, ellerimdeki iplerden kurtulmak olmalıydı.
Acaba ayaklarımı bağlamayı unutmuş muydu, yoksa bunu bilerek mi yapmıştı? Eğer kaçmayı başarırsam, köpekler beni bulabilir miydi? Onların pençesinde ölmek istemiyordum. Ama bu korkularımı düşünmeyi bırakmalıydım. Kaçmak için bir yol bulmalıydım.
Kendimi toparlamaya çalıştım. Öncelikle bulunduğum bu karanlık yerden, bu katilin elinden kaçmak için bir plan yapmam gerekiyordu. Sakin kalmalıyım, ne olursa olsun paniğe kapılmamalıydım.
Gözlerim etrafı taradı. Civarımda birkaç kutu ve bir sandık vardı. Sandığın arkasında ne olduğunu göremiyordum ama belki içinden bir şeyler çıkarabilirim diye düşündüm. Hemen ellerimi üzerimdeki iplerden kurtarmaya odaklandım.
İp, oldukça sıkıydı. Eğer yeterince çabuk olursam ve hareketlerimde dikkatli davranırsam bir şekilde kurtulabilirdim. Dizlerimi bükerek, kurcalamaya başladım. İpleri aşındırmak için parmaklarımı hareket ettirmeye çalıştım. Her geçen saniye, ne kadar tehlikede olduğumu hissettiriyordu.
Bu şekilde bir sonuca varamayacaktım. Hızla ertafa baktım. Bir yandan da sessiz olmaya çalışıyor, onu şüphelendirmekten kaçınıyordum. Yavaşça mutfağa doğru ilerledim.
Çekmecelere baktım ilk olarak, bu rafta çatal, bıçak ve kaşıklar vardı. Bıçağı alıp ipleri kesmeye çalışıyordum. Çok fazla vakitimi alacağa benziyordu.
Kalın ipleri kesmek için daha keskin bir bıçak bulmaya çalışıyordum. Diğer çekmeceyi açmaya çalışıyordum, sıkışmıştı.
Bir süre uğraştıktan sonra bir sürü bıçak görünce şok oldum. Çekmecenin açılmaması ağzına kadar dolu olan bıçaklar yüzündendi. Bazılarının üzerinde kan kurumuştu.
Bu bıçaklarla kaç kişi ölmüştü? Elime gelen ilk bıçağı alıp ipleri kesmeye başladım. Kalbim hızlı bir şekilde çarparken, her bir hareketimde dikkatli olmaya çalışıyordum.
Ellerimdeki ipleri tamamen çözmeyi başardım ve bir an için rahatladım; fakat dışarıdan köpeklerin havlamaları daha da belirgin hale gelmeye başlamıştı. Aklımda bir soru belirdi: Eğer kaçmaya karar verirsem, bu köpeklerin beni yakalaması işten bile olmazdı. Bıçaklardan birini saklamak için yanıma aldım. Ardından çekmeceyi kapattım ve sessizce yerime doğru gittim. Ne yapacağımı düşünürken, yanımda duran kutulardan birini inceledim.
Kutu oldukça ağırdı. Açmaya çalıştım fakat kilitli olduğunu fark edince vazgeçtim.
Etrafı iyice dinledim; dışarıda hâlâ sessizlik hakimdi ama benim için her ses bir tehlike olabilirdi.
Tam o anda dışarıda bir kapı gıcırtısı duyduğumu zannettim. Korkum tavan yaptı. Katil geri dönecekti. Çok az zamanım kalmıştı, hemen planımı devreye sokmalıydım. Etrafı hızlıca taradım ve bir pencereden kaçmanın en iyi yol olduğunu düşündüm.
Pencereyi açmaya çalışırken, kapının sesi daha da yaklaşmaya başlamıştı. İçimde bir korku vardı.
Gece boyunca yağmurun duraksızca yağması, işimi hayli zorlaştırmıştı. Birden, köpeklerin havlamaları patlak verince irkildim. Küçüklüğümden beri köpeklerden korkardım; türleri ne olursa olsun, her birinin varlığı endişe vericiydi.
Onların havlaması, çocuğumun saklı kalmış travmalarını tekrar yaşamama neden oluyordu. En kötüsü de katilin, bu korkumu bildiğiydi.
Mira, sonunda ellerindeki ipleri kesmeyi başarmıştı ama hâlâ tehlikede olduğunu biliyor, kaçması gerektiğinin farkındaydı. Hızla bir pencereye doğru ilerledi, dışarıyı gözlemlemek için dikkatlice ilerliyordu. Yağmur hiç durmuyor ve görüş alanı kısıtlamıştı. Dışarıdaki karanlığı değerlendirmek zorundaydı.
Pencereyi açmak için elinden geleni yaparak, adeta sessizliğin içinde kaybolmasını sağlamaya çalıştı. Pencereyi sonunda açmayı başardı ve dışarıyı dikkatlice inceledi. Köpeklerin sesleri giderek artıyordu. Dışarı çıkmak için sağlam bir plan yapması gerekiyordu.
Birden, yağmurun şiddeti arttı ve köpeklerin havlamaları azalmaya başladı. Bu, bir fırsattı; hemen harekete geçmeli ve bu şansı değerlendirmeliydi.
Mira, odadaki bir masa örtüsünü hızla alarak pencereye gerdi. Bu örtüyü dikkatlice dışarıya sarkıttı ve onu hafifçe sallayarak, sağlam bir ip gibi kullanabileceği bir halata dönüştürdü. Ardından cesurca pencerenin kenarına oturdu ve dikkatlice aşağıya kaymaya başladı.
Yere iner inmez, masa örtüsünü topladı ve ormanın derinliklerine doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Ormanda saklanabileceği ve köpeklerden uzaklaşabileceği umuduyla cesaret buldu. Ancak köpekler hâlâ peşinde koşuyordu. Mira, onlardan kurtulmak için elinden geleni yapıyor, ağaçların arasında saklanarak ve sessizce ilerleyerek izlerini kaybettirmeye çalışıyordu.
Uzun bir süre boyunca koştu, nefesi kesilmişti ama kendini hâlâ güvende hissetmiyordu. Yağmur altında, ağaçların arasında ilerlerken köpeklerin havlamalarının giderek uzaklaştığını duydu. Fakat yine de tehlikeden emin olamayacak kadar temkinliydi.
Ormanda ilerledikçe, ağaçların arasında gizlenebileceği bir yer buldu. Sessizce çalılıklara saklanıp, nefesini tutarak etrafını dinledi. Kulak kesildiği sırada, köpeklerin havlamalarının giderek uzakta olduğunu fark etti.
Bir süre bekledikten sonra, Mira cesaretini toplayarak daha da ilerledi. Nihayet, havlamaların tamamen kesildiğini duydu ve tehlikeden uzaklaştığını düşündü; en azından şimdilik güvendeydi. Derin bir nefes alarak, ormanda yoluna devam etti. Özgürlüğün tadını çıkarmak için hâlâ önünde uzun bir yol vardı.
Mira yolda ilerlerken sürekli arkasına bakmak zorundaydı. Köpeklerin izini kaybettirmiş olsa da, tehlikeden tamamen uzaklaşmadığını biliyordu. Her an yakalanma korkusuyla hareket etmek zorundaydı.
Uzun bir süre boyunca sessizce ilerledi, her adımını dikkatlice seçerek. Ormanda yabani hayvanların sesleri ve yağmurun şiddeti arasında kaybolmuştu.
Bu ıssız ormanda ne kadar zamandır yürüyorum, hiçbir fikrim yok. Bir süre önce bulduğum telefonumu yanıma almamın pek faydası olmadı çünkü şarjı bitmişti. Burası, sonu olmayan bir yer gibiydi; ya da kaybolmuştum, ama umutsuzluğa kapılmadan yoluma devam ettim. Ormanda olmak, bir katilin elinde olmaktan her zaman daha iyidir diye teselli ediyordum kendimi.
Bir süre sonra, ormanın derinliklerinden bir ışık parladı. Merakla yaklaştım ve bir kulübe olduğunu fark ettim. Belki de buradan bir yardım bulabilirdim. Kulübenin kapısına yaklaştığımda, içeriden bir ses duydum. Kapıyı çalmadan önce tereddüt ettim, fakat umutsuzluğum beni harekete geçirdi.
Kapıyı çaldığımda, içeriden bir adam çıktı. Adam, beni şaşkınlıkla süzdü ve yardım etmek istediğini söyledi. Onun samimiyetine güvenerek içeri gittim. Adam, bana bir battaniye ve sıcak bir içecek sundu. Bu küçük jest, bana verdiği güvenle rahatlamamı sağladı. Adam, bana başımdan geçenleri sordu ve ona kaçış hikayemi anlattım.
Bana yardım etmek için bir plan yaptığından bahsetti. Bir araç sağlayacak ve güvenli bir yere götürecekti. Bu teklifi sevinçle kabul ettim. Kulübeden çıktığımızda, kalbim hâlâ hızla çarpıyordu.
Mira ve adam, kulübeden çıkarak hızla bir araca doğru ilerlediler. Adam, Mira'yı güvenli bir yere götürmek için elinden geleni yapacaktı. Araca bindiklerinde, Mira'nın kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Adamın sakin ve güven veren tavrı ona biraz olsun rahatlık sağlıyordu.
Yol boyunca, adam Mira'yı dinleyerek ona destek olacağını ve güvende olacağını söyledi. Bu sözlerle Mira biraz olsun rahatladı. Bir süre sonra, adam Mira’yı güvenli bir sığınak olarak gördüğü bir yere götürdü. Burası, uzak bir köyde bulunan bir aile dostunun eviydi. Katilden çok uzaktaydı artık.
....
Bu sıcak ve güvenli ortamda kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Önce güvenmekte tereddüt etsem de, yanıldığımı çabuk anladım. Aile dostu, bana yardım etmek için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Yeni bir kimlik sağlayacaklar ve güvenli bir şekilde başka bir şehre gitmeme yardımcı olacaklardı.
Bu yardım teklifini sevinçle kabul ettim. Artık geçmişte yaşadığım korku ve tehlikeden uzaklaşma şansım vardı. Yeni bir hayata başlamak için bir fırsata sahip olmuştum. Hâlâ daha buradan kurtulduğuma inanamıyordum. Bunu başarmıştım. O gün yola çıkacaktık ve radyoda çalan müzikle yaşadıklarımı unutmaya çalışıyordum.
Birden telefonumdan bir bildirim sesi geldi. Kilidi açmadan ekrandaki mesajı görünce şok oldum.
Bilinmeyen numara: Benden kurtulamazsın!









