Polat'ın yaşadığı bu zor durumu öğrendiğim için korkmuştum. Burada daha fazla kalmamam gerektiğini söyledi, en son veda ederken şunları söyledi:"Suçsuz olduğumu kanıtlayacak delilleri bulursam belki sana ihtiyacım olabilir Mira, artık gitmen gerek! Bu arada Derya'ya ulaşamıyorum. Ona iyi olduğumu ilet lütfen ve her zaman onu çok sevdiğimi söyle."
Şimdi ayaküstü ona Derya'nın öldürüldüğünü nasıl söylerdim. Önce başındaki beladan kurtulmalıydı. Şimdilik olayı öğrenmemesi daha iyiydi. Sonra ben ona her şeyi anlatırım diye düşündüm.
Vedalaştık ve birbirimizden ayrı istikametlere doğru yürüdük. Düşüncelere dalmaktan eve geldiğimin farkında bile değildim. Mahalledeki teyzenin bana seslenişinden anladım. Yardım etmem gerektiği hissine kapılıp elindeki poşetlerden birkaçını aldım. Beraber evine gittik. Teşekkür etti ardından dualarını sıralayıp beni uğurladı.
Anahtarımı çıkarmış kapıyı açacaktım ki bir zarf gördüm. Üstünde Emir yazıyordu. Kalbim hızla atmaya başladı. Hangi yüzyılda olduğumuzdan haberi vardı inşallah! Kapıyı açarken aklımda bir sürü soru dolanıyordu. Zarfı elime aldım, kağıdı yavaşça açtım. İçinden bir not çıktı.
İçinden aşk itirafı bekliyordum o yüzden heyecanla mektubu okumaya başladım.
Sevgili Mira,
Öncelikle sana neden telefonla değil de mektupla ulaştığımı soracak olursan ortada büyük bir sorunumuz olduğunu bilmeni istediğim içindir. Bu mektubu okuduğunda acil otele gel lütfen.
Emir
Hemen yanındaki odaya geçtim ve birkaç dakika içinde ne giyeceğime karar verip hızlıca hazırlandım. Otel, evime oldukça uzakta bulunuyordu ve ben geç kalmak istemiyordum. Hızla kapıyı kapatıp sokağa çıktım. Adımlarım, kalbimin hızlı atışlarıyla uyumlu bir ritim tutuyordu. Emir’in otel odasının numarasını hatırlamam gerekiyordu; zihnimde onunla geçirdiğimiz anlar beliriverdi. Beni umursamamasına rağmen yine de onu görmek istiyordum.
Kesin başına bir şey geldi. Yoksa telefonla mesaj atmak yerine niye mektup yazsın ki? Bunları düşünmek yerine otele gitmek için bir taksi buldum. Telefonla mesaj atamadığına göre onu da bilinmeyen numara rahatsız etmişti. Bir ekmek almaya çıkmıştım olmayacak şeyler ile karşılaşıyordum. Anlaşılan katil, Emir'i de tehdit etmeye başlamıştı. Ona zarar vermeden otele varmalıydım. Yol boyunca merak içindeydim.
Derya ölmüştü. Nehir ve Kerim kayıptı. Polat'ı rahatsız eden numara ve kimin öldürdüğü meçhul olan ceset... Emir'in başına kötü bir şey gelmişti. Bütün bunlar katilin bir oyunu olabilir. Beni yakalayamayınca etrafımdakilere zarar vermeyi düşünüyor olmalı.
Otele gelince taksiye parasını ödedikten sonra acele ile yukarı çıktım. Emir'in odasına doğru gittim. Kapıyı çalma gereği dahi duymadan odanın içine bodoslamasına daldım.
Benim içeride görmeyi hayal ettiğim manzara çok farklıyken Emir masasına oturmuş içeri fuhuş operasyonu düzenler gibi girdiğim için şaşırarak bana bakıyordu.
Koşturmaktan nefes nefese kalmıştım. O ise gayet sakindi. Gülümseyerek ellerini masaya doğru uzatarak oturmamı söyledi. Beni bekler gibi bir hâli yoktu. Neydi beni acil otele getirmesine sebep olan şey?
Ortam bayağı sakinken ben niye bu kadar panikle içeri girmiştim. Acil otele gel dedi diye başında manyak bir katilin olduğunu düşünmem benim aptallığımdı!
Her seferinde kendimi rezil etmeyi başarıyordum. Allahtan karşımdaki gamsızın biri de pek umursamadı bu tuhaf hâlimi!
Beni neden buraya getirdiğine dair tek kelime etmeyip yüzüme bakması beni çileden çıkardı. Yine de sakin olmaya çalışarak: "Evet, böyle bakışmaya mı geldik? Niye çağırdın beni buraya? "
"Sen niye gerginsin? Kötü bir şey mi oldu?"
Kötü bir şey yoktu. Yani inşallah yoktur.
"Nasıl ya, sen mektupta beni buraya çağırmadın mı? Acil otele gel diye yazmışsın."
"Ben mi mektup yazmışım? Telefon diye bir şey var niye mektup yazayım ki?"
"Bir saniye sen yazmadıysan kim yazdı?"
"Ne bileyim ben, bana niye soruyorsun bunu?"
Allah'ım artık dayanamacağım galiba..
Tüm bedenim buz kesti bir ânda. Düşüp bayılacak gibi oldum. Emir bendeki tuhaflığı fark edip yanıma geldi. Ellerimi tuttu.
"Ne oldu Mira, ne mektubundan bahsediyorsun? İyi misin, rengin bembeyaz oldu?"
"Değilim.. hiç iyi değilim. Artık delirmek üzereyim. Peşimdeki katil benimle oyun oynuyor. Senin adına mektup yazmış.. Çok yakınımda ama ben onu göremiyorum.."
Gözyaşlarıma hakim olmadım. Ne yaparsam yapayım kurtulamayacaktım!
Emir hiçbir şey yapmadan bana bakıyordu. Nasıl bir insandı bu, karşında ağlayan birileri varken onu seyretmek çok mu keyifliydi!
Sanki bana karşı içindeki duyguları açığa çıkarmak istemiyordu. “Mira, lütfen sakin ol,” dedi, fakat sesi pek de ikna edici gelmiyordu
“Sen ne yapıyorsun Emir?” dedim, çığlık atmak istercesine. “Bana yardım etmeyecek misin? Bu bir şaka mı? Ben burada ağlıyorum sen ise sadece oturup bakıyorsun!”
Ona yükselmek istemiyordum, ama içinde bulunduğum durumla başa çıkmam zorlaşıyordu.
Gözyaşlarımı silip ayağı kalktım. Banyoya gittim yüzümü yıkadım. Odaya geldiğimde Emir televizyonu açmıştı. Ben yokmuşum gibi davranıyordu. Robottan daha beter duygusuzdu. Sinirle çantamı alıp dışarı çıktım.
Bir yandan da sesli olarak konuşmayı sürdürüyordum. Taksiye binmek yerine söve saya yolda yürüyordum:
"Pilli robot bildiğin. İnsan tepki verir değil mi? Ama yok!" Sinirden çantamı havada savurduğum ve çekiştirip durduğum için sokaktan geçenler beni deli zannetmeye başladı.
Çocuğun biri bana gülüp "Niye kendi kendine konuşuyorsun? Deliler kendi kendine konuşur."
Bu çok bilmiş küçük yaratığın söylediklerini duymazlıktan geliyordum.
Çocuk annesinin elini bırakmış köşedeki pamuk şekerciye doğru koşturuyordu. Annesi çenesinden bıktığı belli oluyordu. Kendi çocuğundan usanmıştı.
Aynı yöne gittiğimiz bu çocukla yolu beraber geliyordum. Pamuk şekeri alan çocuk 5 dakika sonra balon satan dayıya doğru koşuyordu. Mecburen annesi balonu da aldı. Çocuk yerinde durmuyordu. İleriden gidiyordu.
Annesi onun yanına gelene kadar parktaki spor aletlerine bindi. Ardında kaydıraktan kaydı. Başka bir çocuğun elindeki elma şekerine vurup kaçtı. Yere düşürdüğü şekerine ağlayan diğer çocuk, annesine doğru gitmeye başladı.
Yavaş yavaş yürüyen annesinin kolundan çekiştiriyordu. Valla annede peygamber sabrı vardı. Allah kolaylık versin!
En son çocuk annesinin elini bıraktı ve dümdüz koşmaya başladı. Bayağı uzaklaşmıştı tabii ayağı takılıp düşmeseydi.
O tiz sesiyle bağıra bağıra ağlamaya başladı. Kadın yine sabırla oğluna sarıldı. Ayağı kaldırdı. Sabahtan beri gıcık olduğum çocuğa acıdım bir ânda. Çocuk gözyaşlarını silip annesinin elini tutarak uzaklaştı. Evet, cennet annelerin ayağının altındaydı gerçekten. Bir canlı örneğine şuan şahit olmuştum.
Kimi varlığından bile haberi olmadan çocuk büyüttüğünü zanneder, kimi ise böyle üzerine titrerdi. Ben şanslıydım bu konuda. Ailem her zaman beni desteklerdi. Onları ne kadar özlüyordum. Alışmam kolay olmamıştı yokluklarına..
Gözlerim dolmaya başlayınca başka şeyler düşünmek istedim.
Nehir, Kerim ve Polat...
Mahalleme yaklaştım, arkadaşlarımın başına gelenleri düşünürken kapıya kadar geldim. Bahçe kapısı açık kalmıştı. Oysa sabah kapattığıma emindim. Açık bahçe kapısından geçip kapının önünde durdum. Bu sefer evin kapısını da açık görünce şok oldum.
Mahalleme yaklaştım, arkadaşlarımın başına gelenleri düşünürken kapıya kadar geldim. Bahçe kapısı açık kalmıştı. Oysa sabah kapattığıma emindim. Açık bahçe kapısından geçip kapının önünde durdum. Bu sefer evin kapısını da açık görünce şok oldum. Mahalle herkesin alışık olduğu sakin yapısından uzaktı. Sessizlik, adeta karanlık bir sır gibi üzerime çöküyordu.
Ne yapacağımı bilemezken, içimden bir ses evin içine girmemi fısıldıyordu. Kendimi kontrol ederek derin bir nefes aldım ve adımımı kapının içine doğru attım. Evde sessizlik hakimdi. Ev, bu sefer bomboş gibiydi. İçimde garip bir his uyandı. Neler olmuş olabilirdi?
Merdivenlerden hızla yukarı çıktım ve yatak odasını kontrol etmeye başladım. Her yerin dağınık olduğunu fark ettim. Dikkatlice dolaba doğru yaklaştım. İçimde bir umut belirmeye çalışıyordu, ama gerçeğin ne kadar acı olabileceğinden de korkuyordum. Kapıyı açtım ve içeri baktım; orada, düşmüş bir oyuncak top ve birkaç ayakkabı vardı. Gözlerim genişleyerek etrafa sürüklenirken, odanın köşesinde garip bir gölge gördüm. Hızla oradan çıktım, burada da durum aynıydı ve eşyalar yerlere saçılmış, sandalyeler devrilmişti. Hızla diğer odalara girdim, ama kimseyi bulamadım. Kim dağıtmıştı evimi?
Panikle etrafıma bakındım ve kapıya doğru koştum. Bir süre bahçede dolaştım. Ancak bu bahçe bomboştu. Seslerden ve çocukların kahkahalarından eser yoktu.
Korkuyla içeriye geri döndüm. Bir an önce durumu çözmeliydim. Evinin telefonunu aramak için mutfağa gittim, telefon da yerinde değildi. Evde hiçbir iletişim aracı bulunmuyordu. Dışarı çıkmam gerekiyordu, komşulara gitmeli ve yardım istemeliydim.
Kapıdan çıktığımda, sokakta da kimsecikler yoktu. Her yer sessiz ve sakindi. Yürüyerek komşuların evine doğru ilerledim, umutla kapıyı çaldım. Kapı açılmadı. Komşularımın da nerede olduğunu bilmiyordum.
Gittikçe tedirginleşerek sokakta dolaşmaya devam ettim.
Birden aklıma bir fikir geldi. Evinin yakınındaki markete gitmeliydim. Belki orada birileri vardı ve durumu açıklayabilirdi. Umutsuzca markete doğru koştum. Market de bomboştu. Sahibi bırakıp nereye gitmiş olabilirdi ki?
Artık ne yapacağımı bilemez haldeydim. Her yer sessizlik ve gizemle doluydu. Bir an önce bu durumun nedenini öğrenmeliydim. Tekrar evime dönmeye karar verdim. Belki bir ipucu bırakmışlardı.
Evin kapısına geldiğimde, içeri adım attım ve hala boş olduğunu gördüm. Bir süre sessizce düşündüm. Arkadaşlarımın nerede olduğunu, neden kimseyi bulamadığımı anlamaya çalışıyordum.
Birden, bir ses duydum. Ürpererek kapıyı açıp dışarıya çıktım. Komşu bahçesinden gelen çığlıklar yüreğimi hoplattı. Hızla bahçeye doğru koştum ve orada korkunç bir manzara ile karşılaştım.
Masa ve sandalyelerin olduğu yerde oturan biri vardı ve bana bakıyordu. Yüzü maskeli olduğu için onu hemen tanımıştım. Gerisin geri koşmaya başladım.
Geriye doğru koşarken, kalbim çarpıyordu. O an, aklımdan geçen düşünceler birbirine karışmıştı. Maskeli katil! Yavaş yavaş beynimdeki paniği kontrol etmeye çalıştım. Dönüp baktım ve o hâlâ olduğu yerde oturuyordu, sanki beni bekliyormuş gibi. Maskesinin arkasındaki gözler, tehditkâr bir soğukkanlılıkla beni izliyordu.
Evin gizli köşeleri aklımda canlandı. Hemen yan bahçenin arka kısmına geçtim ve yüksek çitlerin ardındaki ağaca sığındım. Burada, odun yığınları arasında saklanabilir ve durumu gözlemleyebilirdim.
Gölgede kalmayı başararak, maskelinin ne yapacağını izledim. Bir süre etrafa bakındıktan sonra, hızla evin kapısına yöneldi. Kapıyı açmadan önce, boş olan günler içinde buraya nasıl geldiğini hissediyordum; bu kişi bazı sırları barındırıyordu. Bir yandan onun niyetini anlamaya çalışırken, diğer yandan arkadaşlarımın güvende olduğundan emin olmaya çalışıyordum.
Maskeli adam, kapıyı açtı. Gözlerim kapının eşiğinde duran o tanıdık maskeli adamla buluştuğunda, içimde beliren korku dalgası zihnimi altüst etti. İçeri girdi ve bir şeyler aramaya başladı. Evimin içindeki dağılmanın neden olduğunu çözmek için bir şey bulmaya çalışıyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi; onu izlemek zorundaydım ama aynı zamanda kendimi korumalıydım.
Aniden, küçük çantası yere düştü ve içindeki eşyalar etrafa saçıldı. Evden acelesi varmış gibi hızla çıkıp uzaklaştı. O an, evin içinde kim olduğunu bilmememin verdiği gerginliği hissediyordum. Yavaşça evin arkasından dolanarak içeriden bir giriş bulmaya çalıştım. Kapıyı açıp içeriye girdim. Evin derinliklerinden gelen sesler, maskeli katilin hâlâ orada olduğunu hatırlatıyor gibiydi. Dikkatlice koridora ilerledim; her adımda kalbim bir an duracak gibi atıyordu. Ev sessizdi. Cam kenarına geldiğimde katilin düşürdüğü birkaç gizemli not, eski küçük bir harita ve bir çocuk fotoğrafı, dikkatimi çekti. O an, içimdeki merak duygusu baskın geldi. Fotoğrafı elimle çekip yakından bakmaya cesaret ettim.
Gözlerime inanamadım. Bu, benim çocukluk fotoğrafıma benziyordu! Onlar, bu adamın elinde ne yapıyordu?
Korkuya alıştırdıktan sonra, maskeli katilin bulunduğu odayı bulmak için sessizce ilerledim. Yatak odama geldiğimde bir kutunun içindeki mavi bir bebeği elime aldım. O benim çocukken en sevdiği oyuncağımdı! Gözlerim dolmaya başladı. Bu katil benden ne istiyor? Ardından açık olan pencereleri kapattım. Elimi cebime attığımda içinin boş olduğunu fark ettim. Telefonumu düşürecek zamanı bulmuştum!
Hızla mutfağa koştum. Elime aldığım bıçağı sıkı sıkı tuttum. Katil yine beni bulmuştu!
Anlamıyorum hiçbir şey.. izimi kaybetmeme rağmen beni bulmasına anlam veremiyordum. O beni öldürmeye kararlıydı. Artık kaçacak bir yerim yoktu. Güvenli bir konumda durmak zorundaydım ve en önemli kararları vermek için sakin kalmalıyım. Bu an, o kadar etkileyici bir andı ki, her şeyin alt üst olmasına birkaç saniye kalmıştı.
Bir ses duydum sanırım. İçeride olamazdı hayır bu mümkün değil! Her yeri kilitlediğime eminim.
Banyonun penceresi açık kaldı! Orayı kilitlemeyi unuttum. Evden çıktığını gözlerimle görmüştüm. Gerçekten küçük pencereden girebilir miydi? Ayak seslerinin yaklaştığını hissediyorum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Elimdeki bıçak olması beni güvende hissettirmek yerine geriyordu.
Dakikalar geçmesine rağmen kimse görünmüyordu. Anlaşılan korkudan olmayan sesler duyuyordum. Aklım bana oyunlar oynuyor diye düşündüm. Gidip banyo penceresini de kapatacaktım. İçeri adım atmadan önce bir ses daha duydum. Artık emindim kesinlikle içeriye girmeyi başarmıştı. Pencere hâlâ açıktı. Büyük ihtimalle banyo kapısının arkasında olmalıydı. Beni bekliyor...
Oldukça sessiz olmaya çalışarak geri adım attım. Ses çıkarmadan hızlı olmak ne zordu! Gözlerimi yarı açık banyodaydı. Orada olduğunun varlığını hissediyordum. Yavaş adımlarla kapıya kadar gittim. Kilit seslerini duymamasını diledim. İlk kilit sesi sessiz evde yankılandı. Bir şeylerin sesi geldi ve az sonra onu karşımda gördüm. Elinde hiçbir şey yoktu. Benim ise elimde ise bir bıçak var.
Tam yaklaşacakken bıçağı ona doğru doğrulttum. Kararlı ve sert bir ses tonuyla "Sakın yaklaşayım deme! Seni öldürürüm! Bunu yapamam zannetme!" Diye uyardım.
Gözlerini açarak alay eder gibi bir ses tonuyla cevap verdi: "Biliyorum, tıpkı ormandan kaçtığın gün sana yardım eden adamın ölmesine göz yumduğun gün gibi değil mi Mira! Sen de bir katilsin... Birinin ölümüne sebep oldun ve olmaya devam edeceksin."
"Kes sesini! Ben kimseyi öldürmedim tamam mı! O, bana yardım falan etmedi. Aksine beni sana götürecekti. Ona yardım etseydim eğer ben yakalanacaktım!"
"Bu yine de bu birinin öldüğü gerçeğini değiştirmez."
Elimdeki bıçağa bakıyordu. Dikkatimi dağıtmaya çalışıyor. Zayıf bir anda elimden almayı planlıyor. Beni suçladığı şey kendisinin hobi edindiği bir zevkten başka bir şey değildi.
"Sen beni öldüremezsin çünkü korkaksın!" dedi.
İçimdeki gerilimle bir anda ne yapacağımı bilmediğim için biraz duraksadım. Beni bu kadar yakından izlerken düşüncelerimi okuyabiliyor muydu? O sırada, dikkatimi vermem gereken bir şey daha vardı; Korktuğumu belli etmemek!
Maskeli yüzüne bakarak "Elimde bıçak varken böyle iddialı konuşman gerçekten çok gülünç!" Dedim. Bakışları, karamsar bir durumda kalmış gibi görünüyordu ama bu durum kısa sürmüştü.
"Herkes eline bıçak alabilir fakat herkes birine saplama cesareti gösteremez!"
Onu öldürmem için beni gaza mı getiriyor? Hiçbir şey anlamadım. Saçmalıyordu.
Bir plan yapmam gerekti. Maskeli adama karşı daha dikkatli olmam ve hangi eylemin daha doğru olacağını bulmam gerekiyordu. Ben düşünürken tekrar konuşmaya başladı: "Nehir'i bulabildin mi Mira?" Bunu soru sorar gibi söylememişti. Yoksa o mu kaçırmıştı arkadaşımı?
"Nehir'i sen mi kaçırdın!"
"Bir düşüneyim... Sanırım, evet onu ben kaçırdım!"
"Nerede lan arkadaşım! Söyle yoksa seni parçalara ayırırım hiç acımam!"
Son söylediğimi yapabileceğimden emin değildim. Sadece korkutmak için öyle söylemiştim.
"Beni parçalara ayırırsın öyle mi? Takdir ediyorum seni... Bu gerçekten iyi bir başlangıç olabilir!"
Birazdan bana 'gel beraber adam öldürelim!' diye bir teklifte bulunacak gibiydi.
"Bazen tek olmak yoruyor... Benim yardımcım olabilirsin. Ne dersin?"
Ne saçmalıyor bu, gerçekten beni cinayetlerine ortak etmeyi mi planlıyor?"
"Saçma saçma konuşup dikkatimi dağıtacağını zannediyorsun ama çok beklersin!"
Böyle duramazdık. Birilerine haber vermeliydim. Aklıma bir fikir geldi ve katile azarlar gibi bir ses tonuyla "Çıkar telefonunu!" dedim.
Katilden
Ne sanıyor kendini bu salak? Elindeki bıçakla beni korkutacağını düşünüyor zavallı! Belimdeki silahtan haberi olmadığı için pek cesur cümleler kuruyor! Ona biraz daha oyalanması için zaman veriyorum.
Telefonumu cebimden çıkarıp ona doğru uzattım. Elindeki bıçağı bir saniye olsun bırakmıyor. Bir gözü telefonda bir gözü benim üzerimdeydi.
Polisi aramasına izin veremezdim. Belimden çıkardığım silahı hızla ona doğrulttum. Bunu beklemediği yüzünden belli oluyordu. Şoka girdi. Bu benim zaferimin bir işareti!
"Ne oldu şaşırdın mı?"
Elindeki bıçakla kalakaldı. Ağlayacak gibi gözleri doldu. Şimdiden çok eğlenmeye başladım.
"Sen polisi olaya karıştırmadan önce ben alayım o telefonu. Belli ki rahat durmayacaksın."
Burada daha fazla kalamazdım. Sabah vaktiydi ve yakalanma riskim oldukça yüksekti. Aklıma gelen fikirle karşımdakine seslendim: "Yürü gidiyoruz!"
"Yine kaçmayı başaracağım. Bundan emin ol!"
Söylediklerine kulak asmadım ve hareket etmediğini görünce silahı kafasına doğrulttum. "İşte o artık mümkün değil!"
"Göreceğiz kaçıp kaçmayacağımı!"

