Aklıma Polat'ın en yakın arkadaşı Eren'i aramak geldi. Onunla hep beraber eğlenirlerdi. Çoğu zaman yanında görmeme rağmen fazla bir muhabbetimizin olduğu söylemezdi. Belki o biliyordur diye Eren'i aramaya karar verdim. Rehberimden Eren'in numarasını tuşladım ve açılması için beklemeye başladım.
Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Eren'in ince sesini duydum: "Alo, kimsin sen, numaran kayıtlı değil?"
O gün yanına telefonunu almayı unutan Polat, arkadaşına ulaşmak için benim telefonumu kullanmıştı. Numarasını daha önce Polat tarafından kaydedilmişti.
Kim olduğumu söyledikten sonra sakin olmaya çalışan ses tonumla konuştum: "Eren kaç gündür Polat'ı arıyorum ama bir türlü ulaşamıyorum. Siz yakın arkadaşsınız biliyor Onunla ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorum."
Eren sessizce bir süre düşündü ve sonra konuşmaya başladı. "Mira, sen miydin? Pardon... Polat'ı mı arıyorsun? Onunla ile ilgili gerçekten de garip bir durum var. Birkaç ay önce onun davranışları değişmeye başladı. Daha önceki enerjik ve neşeli halinden eser kalmadı. Son zamanlarda ise hiç görüşmüyoruz. Kendisini sürekli olarak kapatmış durumda."
Bu bilgiler beni daha da endişelendirmişti. Polat'ın hâli gerçekten de kötüye gidiyordu. Ona yardım etmek için ne yapabileceğimi düşünmeye başladım.
"Eren, Polat'ın nerede olduğunu bilmiyor musun?"
"Evet, maalesef bilmiyorum. En son birkaç ay önce onunla konuştum. O zamandan beri hiç görüşmedik. Ama eğer onunla iletişime geçersen, ona yardım etmeye çalış. Bu durumu ailesine bildirmek iyi bir fikir olabilir."
Eren'in bu önerisi aklımda yer etti. Polat'a yardım etmek için ailesiyle iletişime geçmek en doğru adım olabilirdi. Belki onlar daha fazla bilgi sahibiydi ve Polat konusunda yardımcı olabilirdi.
Polat'ın annesinin numarasını bulup aradım. Birkaç saniye içinde telefon çaldı ve hemen açıldı.
Sonunda bir kadının sesini duydum. "Alo, kimsiniz?"
"Merhaba teyzeciğim hatırladın mı? Ben Mira. Polat'ın arkadaşıyım. Ben şey için rahatsız etmiştim... Polat hakkında "
Kadının sesinde şaşkınlık vardı. "Polat'ı uzun zamandır arıyoruz. Onunla iletişime geçemedik. Ah yavrum başına kim bilir neler geldi? Sen nerede olduğunu biliyor musun?"
Bir ân doğruyu söylemeli miyim diye düşündüm. Ardından: "Ben Polat'ı son olarak bir markette gördüm. Sonra onu takip ettim ve bir klübe girdiğini gördüm. Ama orada ne yaptığını bilmiyorum."
Kadın sessizce bir süre düşündü ve sonra konuştu. "Teşekkür ederim, Mira. Eğer Polat hakkında bir gelişme olursa bana da haber et olur mu? Lütfen onu bulmamıza yardımcı ol."
Telefonu kapattıktan sonra içimde bir mutluluk belirdi. Polat'ın ailesi şimdi durumdan haberdar olacaktı ve onu bulmak için ellerinden geleni yapacaklardı. Böylece ben de Polat'ı aramaya devam edecektim. Onun neden böyle davrandığını ve neye kaçtığını öğrenmek için elimden geleni yapacaktım. Polat'a yardım etmek ve onu yeniden ailesiyle buluşturmak için her şeyi yapmaya hazırdım.
Eve vardığımda ilk işim Nehir'i aramak oldu. Numarayı tuşladım ve açılmasını bekledim.
Telefonu evin içinde çalıyordu. Evde bırakıp gitmiş olmalı.
Kapattım ve Kerim'in numarasını tuşladım. Yakınlarda bir titreşim sesi geliyordu. Kerim de mi evde unutmuştu telefonunu? İşler iyice garip bir hâl almaya başladı.
Telefonumu kapatmadan sese doğru gittim. Ekranda benim numaram vardı. Kerim ve Nehir'in telefonlarını evde bırakıp gitmeleri akıl alır gibi değildi.
Evin oturma odasındaki masanın üstünde, bir cüzdan gördüm. Cüzdanı açtığımda, içinde Nehir’in kimlik kartı ve birkaç kredi kartı vardı. Kerim’in adını taşıyan cüzdanı da buradaydı. Bir dizi düşünce zihnimde dolaşmaya başladı. Hızla Nehir’in numarasını tekrar tuşladım, telefon çalmaya başladı ama bir cevap gelmedi. O an, bir şeylerin çok yanlış gittiğini hissettim.
Onlar beraber dışarı çıktılarsa o zaman neden ikisinin de cüzdanları buradaydı?
Telefonumu çıkartıp acil numarayı tuşlamaya karar verdim. O sırada Nehir’in odaya bıraktığı cüzdanın içindeki kredi kartlarına bakarken araya sıkıştırılmış bir not fark ettim. Küçük bir kağıda “Birlikte uzaklara gidiyoruz. Bizim için endişelenme.” şeklinde bir mesaj yazılıydı.
Kağıttaki yazı Nehir'in yazısına benzemiyordu. Belki Kerim yazmış olabilirdi ama para ve kimlik olmadan nereye kadar gidebilirler ki diye düşünürken telaş içinde akşama kadar evde bekledim. Saat sekizi geçmesine rağmen hâlâ ortada yoklar. İnsan telefonsuz bu kadar saat geçirebilir mi? Başlarına bir şey geldiğini düşünüp şüphelenmeye başlamıştım.
Gece boyunca onları bekledim. Sabaha karşı uyuyakalmıştım. Gözlerimi açtığımda evde yalnız olduğumu fark ettim. Saat, sabahın erken saatleriydi. Hızla telefonuma baktım, hiçbir mesaj ya da arama yoktu. Odanın içinde dolaşarak bir şeyler bulmaya çalışırken cüzdanları tekrardan kontrol ettim ama içinde sadece boş kredi kartları ve Nehir’in kimliği olduğu için daha fazla bir şey bulamamıştım. O an, cüzdanın yanındaki küçük not tekrar gözlerimin önüne geldi. “Birlikte uzaklara gidiyoruz. Bizim için endişelenme.” Bunlar kesinlikle ikisinin de tarzına uymuyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sanki bir şeyleri gözden kaçırıyordum. Polise gitmeliyim diye düşündüm. Hemen çantamı alıp evden çıktım. Kapının dışına çıktığımda, derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Hızlı adımlarla yürüyerek durakların oraya ilerledim. İçimde bir yerlerde, onların başına kötü bir şey geldiği korkusu büyümeye başladı.
Korktuğum başıma gelmişti. İkisi de dünden beri kayıptılar. Bütün bunların sebebi ben olabilir miyim diye düşünmekten kendimi alamadım. Eğer katil Nehir ve Kerim'i kaçırdıysa o zaman onları kullanarak beni yakalamaya çalışacaktı. Hayır, böyle bir şeyin olmasına asla izin vermeyecektim. Artık katilin keyfi yüzünden bir kişi daha zarar görmeyecekti.
Yolda yürürken kendimi düşüncelere kaptırmış olduğum için şaşkınlığımı fark eden Polat, hızlı bir şekilde başını kaldırdı ve yanımdan geçip gitmeden hemen önce gözleri gözlerimle buluştu. O an aramızda bir anlık sessizlik oldu, ne yapacağımı bilemez bir şekilde birbirimize bakakaldık. Tanıdık olmasına rağmen bir yabancı gibi görünüyordu. Sonunda Polat, sakin bir şekilde başını sallayarak gözlerini benden kaçırıp hiçbir şey olmamış gibi yoluna gitti.
İşte yine Polat'ı görmüştüm ve yine beni görmemiş gibi davrandı. Onu tanıyordum, eskiden yıllardır aynı mahallede yaşamıştık. Dosttan öte kardeşim gibiydi. Onu takip etmem gerektiği hissine kapılarak peşinden gittim. Hızlanmak için koşmaya başladım.
Yanına yaklaştığımda nefes nefese kalmıştım. Nihayet beni fark etmişti. Kalp atışlarım yavaşlarken Polat'ın yüzünde hâlâ korku dolu bir ifade vardı. "Polat neden benden kaçıyorsun?" diye sordum.
Cevap vermeyip gidecekti ki kolundan tuttum. Elini hızla çekip uzaklaşırken ben de peşinden gittim. O kadar hızlıydı ki yetişemeyince arkasından bağırmak zorunda kaldım: "Neden böyle davranıyorsun Polat?"
Arkasına bakıp susmamı işaret ettikten sonra adımlarını yavaşlatınca yanına gittim. "Beni neden takip ediyorsun, peşimden gelerek ne yapmaya çalışıyorsun?" Diye sordu.
"Sadece seni merak ediyorum. Asıl sen böyle yaparak ne yapmaya çalışıyorsun?"
Polat bir an tereddüt etti, ardından kısık bir sesle "Ne yaptığımı boş ver. Peşimden gelmeyi bırak! Kimse görmeden uzaklaş buradan!" dedi.
Polat bu hâldeyken sözlerine inanıp hiçbir şey olmamış gibi arkamı dönüp gidemezdim. Gitmemekte inat edip sözlerime devam ettim: "Ben hiçbir yere gitmiyorum! Niye bu kadar korkuyorsun yoksa sen birilerinden mi kaçıyorsun?"
"Bunlar ayaküstü konuşulacak şeyler değil Mira! Beni görmemiş gibi yap ve evine git!" Sesini yükselterek beni kızdırabileceğini zannediyor ama, gerçeği öğrenmeden bu işin peşini bırakmayacaktım.
"Bu sen değilsin Polat! Çok tuhaf davranıyorsun ve son günlerde bir şeylerin seni rahatsız ettiğini fark ediyorum. Eğer bir sorunun varsa lütfen bunu bizden saklama. Sana yardım için buradayım. Bir sorun olduğu çok belli oluyor, lütfen bana anlat!" dedim.
Bir süre sessiz kaldı, sağına soluna baktıktan sonra uysallaşarak "Evet maalesef büyük bir sorunum var." diye itiraf etti. "Geceleri bilmediğim bir numara tarafından aranıyorum. Hakkımda her şeyi bildiğini söylüyor. Sürekli bir takip altında olduğumu hissediyorum."
"Polise neden gitmiyorsun?" Diye sorunca umutsuzca başını sallayarak konuştu: "Polise gidersem eğer suçlu olduğum için anında beni tutuklayacaklar!"
"Polat ne diyorsun Allah aşkına! Seni polis neden tutuklasın? Belli ki biri seni rahatsız ediyor, bunun seninle ne alakası var?"
"Olayın ne olduğunu bilmediğin için böyle konuşuyorsun Mira! O, seni görmeden hemen buradan git!"
"Güvenli bir yere gidelim! Başına herne geldiyse seni anlayışla dinleyeceğime söz veriyorum."
Polat'ın yüzüne bakınca gözlerindeki korkuyu görebiliyordum. Onun için bu durum ne kadar zorsa, benim için de o kadar sıkıntılı bir durumdu. Sessizce konuşmaya çalıştı:"Sana o adam beni takip ediyor diyorum, sen ise bana güvenli bir yere gidelim diyorsun!"
Tekrar etrafa bakındı ve sonunda derin bir nefes aldı. "Tamam ama burası da güvenli değil. Çok dikkatli olmalıyız." dedi.
Ona güven vermek için sakin görünmeye çalıştım. "Nereye gideceğiz?" diye sordum.
Polat, yanındaki bir sokakla bir süre boyunca düşüncelere daldıktan sonra, " Kütüphaneye gideceğiz. Beni tanımıyormuş gibi yap ve birkaç adım arkamdan gel!" dedi.
Başımı sallayarak onayladım. Birbirimizdeb oldukça uzakta yürüdük. O nereye gidiyorsa ben de o taraftan gittim. Kütüphaneye ulaşınca, Polat kapıyı açtı ve içeri girdi. Biraz bekledikten sonra ben de peşinden gittim. Kütüphanenin sessizliğinde yalnızca ayak seslerim duyuluyordu. Polat nereye gitti diye bakınırken bir el, beni bileğimden tutarak hızla odanın içine doğru çekti.



