Gözlerinde en ufak bir ışık yok, kötü bir şey söylemişim gibi yüzüme bakmayı sürdürüyordu. Keşke söylemeseydim, neden ben söyledim ki!
"Emir bir şey söyler misin? Yoksa ne söylediğimi duymadın mı?" Diye sordum.
Gerçekten ne dediğimi duymadıysa tekrar söyleyip saçmalamak istemiyordum. Yüzüme bakarak nazikçe gülümsedi ama bu gülüş beni yaraladı. Beni kırmamak için çaba sarf ederek "Mira, ben ne diyeceğimi bilmiyorum, senden böyle bir şey beklemiyordum. Ayrıca beni tam olarak tanımıyorsun bile! Bunu söylemek için henüz çok erken." Dedi.
Adam gerçekten haklıydı. Kim olduğunu tam olarak bilmediğim birine nasıl böyle bir şey söyleyemeye cesaret ettim ben bile şaşıyorum. Sessiz kalarak yüzüme bakıyordu. Bu gözler bana ne anlatmaya çalıyor?
Üzülmüştüm ama tepkisiz bir ses tonuyla "Haklısın." Dedim. Gözlerim doldu ama ağlamayacaktım.
Emir'in söyledikleri beni derinden etkilemişti. İçimdeki umutlar bir anda hayal kırıklığına dönüşmüştü. Onun beni sevmediğini anlamıştım. Belki de gerçekten onu tam olarak tanımıyordum. Üzülmediğimi ona da söylemem gerektiğini hissederek "Anladım, Emir. Seni zor durumda bırakmak istemem. Sadece arkadaş olarak kalmaya devam edebiliriz." dedim, içimdeki acıyı gizlemeye çalışarak.
Yüzünde en ufak bir ifade yoktu. Emir bir an duraksadı ve sonra başını salladı. "Evet, belki de en iyisi bu. Seninle arkadaş olarak vakit geçirmekten keyif alıyorum, Mira. Bu geceyi unutmayacağımızı biliyorum." Dedi.
Hayatımda yeteri kadar arkadaşım vardı. Bir an söylediğinden zevk alıyor gibi hissettim, ama ona katıldığım tek yer; benim de bu geceyi unutmayacağımdı.
Tek istediğim buradan gitmekti. Ne güzel eğlenirken neden söylemiştim bunu? Belki de gerçek aşkı başka bir yerde bulacaktım.
Partinin sonuna doğru, Emir ve ben yine dans pistine döndük. Üzüldüğümü hissettirmedim ona. Dans pistine döndüğümüzde, müziğin ritmiyle duygularımı bastırmaya çalıştım. Kalbimdeki acı, kalabalığın neşesiyle çelişiyordu. Emir’in yanında olmak, ona karşı hissettiklerimi unutmama yetmiyordu. Bunu ona gösteremezdim; ne de olsa arkadaş kalma kararı almıştık. Müzik değişti ve daha sakin bir melodi çalmaya başladı. Hemen bir konu açmaya karar verdim. “Emir, senin için bu gece nasıl geçti? Eğlenebildin mi?” diye sordum, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak.
“Evet, başlarda biraz soğuk gibi hissettim ama seni tanıdıkça daha fazla keyif almaya başladım.” dedi gülümseyerek. Gözleri tekrar parlamıştı. Bir an, biraz önceki karanlık düşüncelerimi unutmuş gibi hissettim.
Emir, o sırada düşüncelere daldı. “Seninle bir gelecek hayal etmek için fazla erken olduğunu düşündüm. Ama, belki de seninle daha fazla zaman geçirmek de kötü bir fikir değildir. ” diye ekledi. Söylediklerine şaşırmıştım.
Bu cümle beni biraz rahatlattı. Belki de zamanla birbirimizi daha iyi anlayabilirdik. “Arkadaşlık her zaman güzel bir başlangıçtır.” dedim, içimdeki umutları yeniden yeşertmeye çalışarak.
Hayatımda belki de unutamayacağım bu gece için teşekkürlerimi ilettiğimde, Emir tekrar gülümsedi.
Parti sona erdiğinde, Emir ve ben yorgun bir şekilde arabaya doğru yürüdük. Yolda sessizce ilerlerken, içimde oluşan duyguları düşünüyordum. Belki de gerçek aşkı bulmak için daha fazla zaman ve sabır gerekiyordu.
Yol boyunca sessizliği sürdürdüm. Gece çöktüğünde istemsizce mutluluğum uçup gitmişti. Otele vardığımızda, Emir bana gülümsedi ve "Bu gece için teşekkür ederim, Mira. Gerçekten eğlenceli bir zaman geçirdik." dedi.
Ben de zorla da olsa gülümseyerek cevap verdim. "Teşekkür ederim, Emir. Sana iyi geceler."
Hızla otele girdim ve odama geçerek yatağıma uzandım. İçimde hala biraz hayal kırıklığı vardı, ama aynı zamanda umut da vardı. Belki de gerçek aşkı bulmak için daha fazla macera yaşamam gerekiyordu.
Bu gece, Emir ve benim için bir dönüm noktası olabilirdi. Arkadaş olarak devam etmek belki de en doğru karardı. Kim bilir, belki de ileride hayatımızın aşkını bulacağımız bir yolculuğa çıkardı bizi bu gece.
Gözlerimi kapattım ve içimdeki umutla uyumaya hazırlandım. Yarın yeni bir gün başlayacak ve hayatımın geri kalanında neler olacağını görecektim. Belki de gerçek aşk, hiç beklemediğim bir anda karşıma çıkacaktı.
Gözlerimi açıp odada gezdirdim. Düşüncelerime engel olamıyordum. Nehir çoktan uyumuştu. Ne olursa olsun kendimi üzmeyecektim ve imkansız aşk yaşamak için uğraşmayacaktım. O sırada karanlık oda aydınlandı mesaj geldiğini bildirim sesini duyunca anlamıştım. Ama telefonuma gelen bildirime bakmayacak kadar yorgundum ve hemen gözlerimi yumdum.
Sabah kalktığımda karşı tarafa bakınca Nehir'in yatağında olmadığını gördüm. Başımı yastıktan kaldırdığımda sanki dün çalan müzikler beynimde yankılanıyordu ama yorgunluğuma rağmen bugün sebepsizce mutlu uyandım. Kapıda Kerim ile Nehir'in sesleri geliyordu. Aklıma dün bakmadığım mesaj gelmişti. Telefonumu elime aldım.
Gönderen: Emir
İyi geceler Mira.
İyi ki bakmamışım dedim kendi kendime. Bir ânlık boşluğuma gelip Emir'e ondan hoşladığımı söylemem büyük bir hataydı. Acele kararlar, geçici çözümler üretirdi. O yüzden daha dikkatli olmalıyım diye düşündüm.
Telefonu bırakıp banyoya gidiyordum ki odaya giren Nehir'le karşılaştım. Dünün aksine bugün oldukça mutlu ve heyecanlıydı. Nehir'e dönüp merakla sordum: "Bugün pek mutlusun. Kerim'le barıştınız mı?"
Gülümseyerek cevap verdi: "Evet barıştık. Bana çiçek almış, içerideydi görmedin mi?"
Kerim'in çiçek aldığına bir an inanamadım. Merakla gidip baktım ve gerçekten çok güzel bir çiçek almıştı. Vay be çocuğa bak, helal olsun!
Nehir yarı alayla yarı ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı: "Bak görürsün yakında bu çocuk bana aşık olduğunu söyleyecek!"
Nehir yine bildiğim gibiydi. Zamanında Ali için aynı şeyleri söylediğini hatırladım. Şimdi Ali maziye karıştı. Adı bile anılmıyor. Ali adına üzülmeyi bırakıp Nehir'e gülümsedikten sonra banyoya gittim.
İçeriden Nehir'in sesi geliyordu. "Sen inanmıyorsun ama yakında kendi gözlerinle göreceksin!" Bu sözleri bana söylediği belli oluyordu. Ben zaten ilk görüşte anlamıştım Nehir'in o çocuktan hoşlandığını ama Kerim'in bu kadar hızlı davranacağını zannetmiyordum. Olaysız geçen günlerimizden sonra dün diğer polisler de bir şey olursa diye hazırda bekliyorlardı ama Kerim hep bizimle kalmıştı. Özellikle Nehir'i bir saniye bile yalnız bırakmıyordu.
Ilık bir duş aldıktan sonra giyinip çıktım. Yine her zaman ki gibi odada tektim. Saçlarımı düzeltmek için aynaya bakmaya başladım. O sırada odamın kapısı çalındı. İçeri girmesini söyledim. Kafamı çevirince Emir'i gördüm.
Bir ân da ona olan bakışlarım değişmişti. Aklıma dün gece verdiğim karar gelmiyordu.
Aynı umursamamazlığını bugün de takınmıştı.
Oturduğum koltuktan kalkmadan "Ne oldu Emir, niye geldin?" Dedim, merakla vereceği cevabı bekliyordum. Oturduğum koltuğun başına o da gelip oturdu. Bu sefer ben ayağa kalktım.
Olduğu yerde hiç kıpırdaman yüzüme bakarak konuştu: "Mira sen neden otelde kalıyorsun?"
Emir şimdi bunu niye merak ediyordu diye düşünürken ona gerçeği söylemek istemedim. Makul bir yalan bulmam gerekliydi. Aklıma gelen bahaneyle "Otelde kalıyorum çünkü evim yandı." diye cevap verdim.
Yüz ifadesi şaşırmış gibi değildi. Alayla gülümsüyordu. Muhtemelen benim sakar biri olduğumu düşünüyor. "Nasıl oldu peki?" dedi gülmemeye çalışarak. Bu çocuk benimle alay mı ediyor? Alay ettiğini görmek canımı sıkıyordu. Ayrıca evim falan yanmamıştı, o yüzden onun gülmesi benim için bir anlam ifade etmiyordu.
"Aslında amacım evi değil içindekileri yakmaktı!" dedim, sesim alaycı çıkarken içimdeki siniri bastırmaya çalıştım.
Emir, artık zorla tutmaya çalıştığı gülüşünü serbest bıraktı. “Gerçekten mi?” diye sordu, yüzündeki ciddiyeti korumaya gayret ediyordu ama gözündeki ışık bunu zor kılıyordu.
Başıma gelen olayı bilsen, böyle at gibi gülmezsin. Sinirli bir tonda "Saçmalama Emir, yandı işte nasıl oldusu mu var bu işin!" Dedim. Bugün şaka kaldıracak biri değildim.
Koltuğun başından hızla kalkıp gitmeye hazırlanıyordu. Ama hayır durup yüzüme bakarak konuşmaya başladı: "Sen bugün bayağı sinirlisin, bu hâlinin sebebi ben miyim?"
"Evet Emir, lütfen gider misin?" Dedim sakince.
Nihayet gidiyordu. Kapının orada durup arkasını döndü. "Tamam gidiyorum, bak gittim bile." dedi. Hâlâ odanın içindeydi. Gülüyor bir de!
O sırada ben de oturduğum koltuktaki yastığı ona fırlattım. "Hâlâ buradasın ama!" dedim alayla.
Tam isabet! Yastık omzuna çarptı, niye benim elimin ayarı yok ya!
“Bravo!” dedi, tebrik eder gibi. Ama yaklaşmaya cesaret edemeyip yastığı yatağıma doğru attı.
Sinirden gülmeye başladım. Onun görmesini istemediğim için kafamı cam tarafına çevirdim. Ardından gülmeyi kesip ciddiyetle Emir’e döndüm: “Masadaki bardağı görüyor musun?”
Ciddi bir ifadeyle bardağa bakmaya başladı. Gözlerini masadan ayırarak yüzüme baktığında “Evet görüyorum. Sırada o mu var?” diye sordu alayla.
Moralim bozulmuştu. “Niye her şeyi tahmin ediyorsun? Keşke fırlatınca anlasaydın!” dedim, şakayla karışık bir hüzünle.
“İyi ki seninle sevgili olmamışım. Yüce Mevlamın da bir bildiği varmış meğer!”
“Bana baksana sen!” dedim, isyan ederek.
Heyecansız düz ses tonuyla konuştu: “Bakıyorum zaten Mira! Noldu?”
Ee bakıyor işte ne yapacaksın Mira, dedim içimden.
“Mümkünse gözüm seni bir müddet görmesin!”
Odama kadar gelip beni sinirlendirmeyi başarmıştı. Dün ilan-ı aşk ettiğim çocuğa bugün bağırıyordum. “Çıkmak için neyi bekliyorsun Emir?”
Yüzüme bakıyordu. Görmemiş gibi yaparak ciddi bir ses tonuyla sordum: “Yüzümde bir şey mi var, niye öyle bakıyorsun?”
Soruma cevap vermiyor. İşte buna daha çok sinirleniyorum. Düşündüm ki, ona karşı içimden geçenleri de ağızdan çıkarabilmeliyim. "Lütfen, dün söylediğim sözleri hiç söylemedim say. Bir anlık aptalca bir şeydi." dedim, sakin olmaya çalışarak.
“Mühim değil, unuttum bile,” dedi ve devam etti sözlerine. “Çok acele davrandın Mira. Anlaşılan bu konuda bayağı acemisin!”
Göz göre göre benimle alay ediyor. kırıldığımı belli etmemeye çalışarak “Dün senin için söylediklerim bir anlam ifade etmedi mi?” diye sordum.
“Birbirimizi tanısak bile bu değişmeyecekti Mira.” Cümlesinde taşıdığı ağırlık beni derinden yaralıyordu. Gözleri, içindeki duyguları açıklamakta zorlandığını gösteriyordu ama bu sırada olup bitene anlam vermenin güçlüğü içindeydim.
Bu kelimeler içimde bir burukluk bıraktı. “Ne kadar da soğuksun, Emir. Sanki her şey bir şaka, senin için her his bir alay.” İçimdeki hüznü gizlemeye çalışırken sesim titremeye başlamıştı.
Emir, söylediklerime hiç kulak asmadan arkasını dönüp gitti. Peşinden gitmemek için kendimi zor tuttum ama sonra içimdeki öfkeden güç alarak sadece onun arkasından bağırdım: “Bir gün benim sana yaptığım teklifin en büyüğünü sen bana yapacaksın. İşte o zaman ben de sana, tıpkı senin bana yaptığın gibi arkamı çevireceğim!”
Ama ne yazık ki, bir yanıt alamadım. Hızla uzaklaştı ve o an, sanki ona bağırmam, karşımda bir duvarla muhattap olduğum hissini güçlendirdi. İçi boş bir mekânda yalnız kalmış gibiydim. Odama geçip kapıyı kapattıktan sonra, derin bir nefes alarak duvara yaslandım. Gözlerimde biriken yaşları silmeye çalışırken, başımı geriye yasladım. İçimde bir savaş vardı; bir yandan ona karşı hissettiğim şeyler, diğer yandan yaşadığım hayal kırıklığı ile birleşmişti. Duygularım birbirine geçmişken, kendimi neye inandıracağımı bilemiyordum: Onunla bir şeyler yaşamak mı, yoksa kendimi herkesten korumak mı?


