Bölüm İki - Laf Cambazı
"Daima kazanan haklı olan değil, manipülatif olandır."
Leith Hunter
Neye öncelik vereceğimi kestiremiyordum çünkü böyle bir şey hayatımda ilk defa başıma geliyordu.
Küvette eritmem gereken bir ceset, baygın yatan hırsız kılıklı bir kız (hala hırsız olabileceğinden şüpheleniyorum), Kyle'ın araması...
Şaşkınca yerde yatmaya devam eden kıza ve ardından elimdeki telefona baktım. Kyle'ın zamanlaması mükemmeldi gerçekten. Ama şu anda ona hiçbir şey söyleyemezdim, eğer beni bir kızın gördüğünü öğrenirse benim hatam yüzünden (tekrarlıyorum bence bu kız bir hırsız ve ben hatalı değilim) boş yere bu kızın ölmesini isteyecek ve bana bir yerine iki ceset temizlettirecekti. Gerçi kızın ölmesi için boş bir neden değildi ama dediğim gibi kızın cesedi görüp görmediğinden emin değildim ve buna emin olmadan birilerinin canının alınmasını istemiyordum.
Bu konuda fazla rahat gibi görünebilirdim ama kesinlikle değildim. Kızın ne zaman uyanacağını kestiremediğim için banyoya dönüp cesetle ilgilenemiyordum ama bir an önce o işi halletmeliydim. Aslında amacım olabildiğince hızlı olup bu odadan ayrılmaktı ama bu kızın içeri girmesi tam bir sürpriz olmuştu. Bu odanın yarın sabaha kadar boş olacağını sanıyordum. En azından bana öyle söylenmişti.
Maskeden nefes almam gittikçe zorlaştığı için maskeyi çıkardım ve dağılmış koyu kumral saçlarımı geriye attım. Cesedi görmemiş olabilirdi, bunu kendimi avutmak için demiyorum. Gerçekten de içeriye baktığını görmemiştim ve kapı yeterince aralık değildi. Bunu anlamanın tek bir yolu vardı. Küçük bir oyun oynamam gerekiyordu.
Kızı kaloriferin yanına sürükleyip çarşafla ellerini kalorifere bağladım. Yüzünü rahat görebilmek için şapkasını ve gözlüğünü çıkardım. Daha önce gördüğüm bir yüz değildi. Beni birinin takip ettirdiğini düşünmüyordum. Zaten amacı beni takip etmek olan biri gelip karşımda bayılmazdı. Bu kızın muhtemelen şu anda burada olup bitenlerle en ufak bir ilgisi yoktu. Yine de şüphe gardımı tamamen indirmedim, içeriye beni suçlu düşürebilecek herhangi bir kanıt veya başka bir şey bırakmış mı diye göz gezdirdim. Kapının yanına geldiğimde daha önce görmediğim küçük siyah bir çanta gördüm. Bu kızın olmalıydı.
Yatağın üzerine oturup çantayı ters çevirdim ve içindekilere baktım. İki kredi kartı, bu küçücük çantanın içine nasıl sığdırdığını asla anlayamadığım bir sürü ıvır zıvır ve asıl aradığım şey kimlik kartı.
Vanessa Helen North.
24 yaşında Los Angeles doğumlu birisiydi. İsminde de hırsız havası yoktu ki.
Aklım hala banyodaki cesetteydi ama kızın ben içerideyken uyanmasından çekiniyordum. İşimi yarım bırakamazdım, kurtulma yolum olacak olan asit o kadar ağır kokacaktı ki kız bir terslik olduğunu anında anlayacaktı. Ama hiçbir şey yapmazsam da bu sefer cesedin kokusu ağırlaşacaktı. Sabırsızca gözlerimi kızın üzerine dikerek uyanmasını bekledim.
Birkaç dakika sonra Kyle tekrar aramaya başladı. Hakkımda endişelendiğini falan düşünmüyordum, beni sinir etmek için bulaşıyordu. Telefonu tam sessize aldığım sırada kızın mırıldandığını duydum. Telefonu uzak bir yere koyup yanında diz çöktüm. Başta oldukça anlamsız gelen mırıldanmaları sonunda anlaşılır bir hal aldı. Su istiyordu. Umursamadan odanın barındaki su şişesini açtım ve kızın çenesini diğer elimle hafifçe kaldırıp içirmeye çalıştım. Başta başarısız olup birkaç damla üzerine döksem de sonunda bir iki yudum içti ve sersemlemiş bir halde gözlerini kırpıştırmaya başladı.
Daha fazla su isteyip istemediğine emin olamayarak şişeyi yakınında tutarak gözlerinin içine bakıyordum. Sersemlemiş bakışları önce şaşkınlık sonra korkuyla doldu. Boştaki ayaklarını üzerime doğru savurmaya başladığında bir küfür savurup yanından hemen uzaklaştım, ayağa kalkmaya çalışırken suyun ufak bir kısmını başına dökmüştüm.
"Ne yapıyorsun be?!" Üstüne su dökmeme sinirleneceği aklımın ucundan geçmemişti. Şaşkınlıktan gülerken mırıldandım. "Ne yapıyorsun be mi?"
Çatık kaşları yavaşça gevşedi ve ne halde olduğunu ancak o zaman fark etti. Sertçe yutkunarak bağlı ellerine bakmaya çalıştı. Ayakları yerde tekrar debelendi. Konuşmak üzere ağzını araladığında ondan önce davranarak üstünlüğü elde ettim. Küçük planı devreye sokmanın zamanıydı. Tek bir şansım vardı. Hiçbir şey görmediğini varsayarak ağzını aramak zorundaydım. Kendimi açık edemezdim.
Duruşumu dikleştirdim ve üstten ona baktım. "Asıl benim sana ne yaptığını sormam gerekir. Odama gizlice girip elini kolunu sallaya sallaya beni soyabileceğini mi sandın?" Açıkçası fazla iddialı girdiğim için biraz gerilmiştim ama olabildiğince kendime güvenmeye çalıştım. Gören oyunculuk okudum falan sanırdı herhalde, bence gayet iyi bir rol kesmiştim.
Tam da beklediğim gibi şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Yani tamam açık olmalıyım aşırı bir şekilde bu tepkiyi beklemiyordum çünkü hırsız olduğundan şüphelenmiştim gerçekten de. Üstüne bir de kollarımı göğsümde bağladığımda başını daha da şaşırarak yana eğmesiyle neredeyse gülecektim. Neyse ki rahatlamıştım. Kız hiçbir şey görmemişti. Yoksa çoktan çığlık çığlığa yardım dilenmeye başlamıştı.
Tekrar ağzını araladı sonra vazgeçti. Birkaç saniye sonra nihayet konuşmaya başladı. "Sanırım bir yanlış anlaşılma oldu ama bu aşırı tepkinizi anlayamıyorum. Beni buraya bağlarken aklınızdan ne geçiyordu?!" Kurduğu cümleler gayet mantıklı olsa da sesi o kadar güçsüzdü ki üste çıkması gereken yerde bu onu aşağı çekiyordu. Seve seve bundan faydalandım.
"Dilerseniz bir de cüzdanımı size verip sizi dışarı yolcu etseydim." Yalandan kızgınmış gibi sesimi sertleştirdim ve kaşlarımı çattım. "Polis gelene kadar elbette sizi gözetim altında tutmam gerekiyor. Size güveneceğimi de nereden çıkardınız?"
"Polis mi?!" Feci halde korkmuştu. Delirmiş gibi gözlerini kırpıştırıp etrafına bakmaya ve iyice debelenmeye başladı. "Be-beyefendi size yemin ederim bir yanlış anlaşılma var! Lütfen! Lütfen polis çağırmayın. Konuşup halledebiliriz. Gerçekten!"
Şimdi üstünlüğü kesin olarak elime almıştım. Artık benden şüphelenemezdi, ilgilenmesi gereken daha büyük sorunlar vardı. Polis tehdidi gibi... Oysaki tabii ki böyle bir şey yapmam mümkün değildi. Polis önce gelip beni alırdı. Ama tabii ki kızın konuşmalarından rahatça anladığım üzere bu kız bunu bilmiyordu.
Eğilip onunla aynı hizaya geldim. Onu biraz daha korkutmak istiyordum. "Hiç sanmıyorum. Sen insanları soyup elini kolunu sallayarak dışarıda gezmeye alışmış olabilirsin ama benim vicdanım böyle bir şeye asla müsaade edemez." Biraz daha abartırsam gerçekten bu kızın kalbine inecekti ve şeytanın ta kendisi gelip beni tebrik edecekti. Yine de sadistçe görünse de kızın çaresizce çırpınması hoşuma gitmişti. Ki bunun sadistlikle hiçbir alakası yoktu, sadece korkunca tatlı görünüyordu.
"Lütfen önce beni dinleyin. Yoksa çoktan polisi çağırdınız mı?" Gözleri fal taşı gibi açıldı.
Başta buna ne cevap vereceğimi kestiremedim. Hangi cevabın benim açımdan daha iyi olacağını tahmin edememiştim ama fazla uzatmadan bir yanıt vermem gerekiyordu. Kızı şüphelendirmek son istediğim şeydi ve daha fazla üstünlük taslarsam o da üste çıkmak için bir şeyler hatırlayabilirdi. Gaz maskesi gibi... "Hayır, henüz çağırmadım. Çünkü gerçekten savunmanızı merak ediyorum doğrusu." Yüzümü buruşturdum ve ayağa kalktım. "Böyle tatsız meselelerle uğraşmak son isteğim olabilir. Onca işim varken bir de hırsızın birine takamam."
Tamam biraz abartmış olabilirdim çünkü kız sinirlenmiş ve korkusu dağıldığı için kafasını çalıştırmaya başlamıştı. "Beni böyle hadsizce suçlamayı nasıl kendinize hak görüyorsunuz bilmiyorum ama ben bu odayı tuttum beyefendi!" Ellerini sertçe çekiştirdi. "Böyle barbarca çözümlere başvurmadan önce gidip resepsiyondaki görevliyi çağıralım da sizinle o muhatap olsun!"
Şimdi bu kızın hırsız olmadığı ve gerçekten odayı tuttuğu kesinleşmişti. Resepsiyondaki görevliyi kesinlikle çağıramazdık. Tabii ki de burada olduğumu bilmiyordu. Benim işim kısa sürecekti aslında. Bu kızın zamanlaması oldukça berbattı. Ayrıca Kyle bana bu odanın sabaha kadar boş olacağını söylemişti. Aptal adam bir işi de düzgün yapamazdı zaten.
Durumu toparlamaya çalışarak yalandan bir kahkaha attım. "Az önce polisi aradım sanıp ödünüz kopuyordu, şimdi bakıyorum da iddialı iddialı konuşmaya başladınız. Ben görevliyi çağırmaya gidince aklınız sıra kaçacaksınız, değil mi? Bir akıllı siz misiniz?" Manipüle yeteneklerimi kimse sorgulayamazdı. Bu performansımı kayıt altına alıp okullarda izletmeleri lazımdı. Koca bir yetenek harcanıyordu gerçekten. Bir sürü diplomat benim getir götürümü yapardı.
Tabii ki boşuna iddialı konuşmuyordum. Kız dilini yutmuş gibi ağzı yarım açık kalakaldı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Ona da acıyordum aslında. Yavrucak kim bilir ben nelere bulaştım diye kendi kendine yakınıyordu şimdi.
Kız gerçekten fotoğrafı çekilesi derecede şaşkın dururken sonunda konuşmaya başladı ama şaşkın ifadesi hala sürüyordu. Hala komikti. Eğleniyordum ama işimin başına da bir an önce dönmem lazımdı. Yoksa ortadan kaldırmadığım ceset ciddi manada başıma bela olacaktı. Kızın sinirleri bozulmuş olmalı ki konuşmadan önce güldü. Sonra bir anda ciddileşti. Korkutucu bir tipti doğrusu.
"Odada telefon denen bir şey var değil mi?" Meydan okurcasına başını dikleştirdi. "Bu kadar korkuyorsanız arayın ve kendisi gelsin. Ayrıca bu odaya zorla girecek halim de yok. Girişteki masaya bakarsanız içeri girdiğim kartı görebilirsiniz." Derin bir nefes aldı. Artık psikolojik olarak üstünlüğü eline aldığını düşünüyor olabilirdi. Hafifçe gülümsedi bile. "Eğer daha fazla beni elim bağlı bir şekilde tutmaya devam ederseniz bağırıp yardım çağıracağım ve sizin sapık olduğunuzu söyleyeceğim."
Tamam hata bendeydi. Bu işi fazla uzatmıştım ve kıza düşünecek zaman vermiştim. Hazır panik halindeyken oldu bittiye getirmem gerekiyordu. Fazla eğlence de şimdi benim başıma bela olacaktı.
Kaşlarımı çattım. "Şimdi de beni tehdit ediyorsunuz, öyle mi?!" Yine her tepkimde olduğu gibi yalandan sinirlendim ve girişteki masanın yanına gittim. Gerçekten de masanın üstünde bir anahtar kart vardı. Kartı alıp şaşırmış gibi yaptım ve tekrar öfke moduna girdim. Tekrar kıza baktığımda üstünlük taslayarak başını göklere çıkarmıştı. Elleri boşta olsa eminim saçlarını savururdu. Hala kontrolün benim elimde olduğundan habersiz kendi kendine seviniyordu işte.
"Böyle bir saçmalık kabul edilemez! Gidip o görevliye haddini bildireceğim!" Kapıya yöneldiğimde kız arkamdan bağırdı. "Önce elimi çözseniz ya!"
Arkamı dönmeden önce bıkkınca bir nefes verdim. Unutmuşum gibi bir tavır takınıp hızla yanına gittim. Bir yandan ellerini çözerken diğer yandan hızlı hızlı açıklama yapmaya koyuldum. "Çok özür dilerim, bir anda odama girince sizi hırsız sandım. Daha geçen hafta başka bir otelde aynı vakayla karşılaştığım için kuruntu yapmış olmalıyım. Ama merak etmeyin o görevliyle konuşup sizin düzgün bir odaya yerleşmenizi sağlayacağım." Neredeyse nefessiz bir şekilde konuştum ve onun bir karşılık vermesine izin vermeden hızlı adımlarla odadan çıktım. Kızdan önce görevliye gidip hemen durumu düzeltmem gerekiyordu. Yoksa feci halde patlayacaktım.
Burası 209 numaralı odaydı. 206 numaralı odanın öğleden beri dolu olduğunu biliyordum, ben burayı kontrol etmeden önce oradan sesler geliyordu ve gece otele geldiğimde de sesler duymuştum. Çalışanların vardiyalı çalıştığını da biliyordum, yani öğlen veya daha öncesinde 206 numaralı odayı veren çalışanla gece bu kıza 209 numaralı odayı veren çalışan farklıydı. Numaralar da benzerlik gösterdiği için görevli eğer dikkatsizce ve ben üste çıkmasını bilirsem onu kandırabilirdim. 209 yerine 206 numaralı odayı verdiğini sanabilirdi. Yapacağım tek şey 206 numaralı oda doluymuş ve oradaki benmişim gibi yapıp bu kızın başka bir odaya yerleşmesini sağlamaktı.
Aşağıya olabildiğince hızlı ulaşmak için merdivenleri kullandım. Nefes nefese aşağıya indiğimde neredeyse koşar adım resepsiyona gittim. Kız gelmeden meseleyi halletmeliydim. Zaten kızın çok hızlı geleceğini sanmıyordum, olayın şokunu atlatmaya çalışıyor olmalıydı.
Şanslı olabilirdim çünkü görevli telefonuna bakarken gözleri neredeyse yarı kapalı haldeydi. Görevli koltuğunda oturuyor olmasına rağmen sertçe önündeki zile bastım ve olabildiğince öfkeli bir ifade takındım. "Dolu olan odayı başka bir müşteriye verecek kadar uykunuz varsa belki de bu işte çalışmamalısınız beyefendi!"
Görevli neye uğradığını şaşırıp oturuşunu düzeltti ve oynadığı telefonunu hemen kapatıp masaya koydu. "A-anlayamadım beyefendi, sorun nedir?"
"Sorun şu ki henüz daha öğlen aldığım odama az önce bir kadın geldi ve onda da anahtar olduğunu iddia etti! Ya aynı odayı iki kişiye satmaya kalkacak kadar gözünüz dönmüş ya da dediğim gibi bu işi yapamayacak durumdasınız!"
Görevli korkudan ayağa fırladı. "Efendim bir yanlış anlaşılma olmalı! Öğlen vardiyasında başka bir arkadaşım vardı o yüzden sizi hatırlayamamış olmalıyım, özrümü kabul edin lütfen. Oda numaranızı öğrenebilir miyim?"
Hoşnutsuz bir şekilde homurdandım. "206."
Görevli önündeki bilgisayar kayıtlarına bakmayı akıl edecek durumdaydı. Eğer kayıtlara bakıp kimliğimi isterse yalan söylediğimi anlayacaktı ve kimliğimi isteyip istememesini riske atamazdım. Ayrıca zamanım daralıyor olabilirdi, kız her an buraya gelebilirdi. Görevlinin gerilmesini sağlayacak şekilde tekrar bağırdım.
"Kadın daha az önce geldi, hangi numarayı verdiğinizi bilmiyor musunuz? 206 diyorum size!"
Baskım üzerine zaten hatalı olduğunu düşündüğü için daha da üsteleme gereği duymadı ve art ardına özürler dizerken arkama baktım. Kız sinirli sinirli asansörden çıkmış doğruca buraya geliyordu.
İşleri hızlandırmak için dramatik bir şekilde söylenmeye devam ettim. "Yarın sabah erkenden toplantım var ve yaşadığım şu rezilliğe inanamıyorum!" Tam lafımı bitirdiğimde kız yanıma ulaştı. Gözlerinden alev çıkıyor desem abartı olmazdı. Sinirden dişlerini sıkarken ellerini beline koyup bana baktı. "Umarım sorunu halletmişsinizdir."
"Beyefendi biraz daha yardımsever davranırsa eminim halletmiş olacağım."
Adam bir tur da kıza özürler dizdikten sonra neyse ki o anki mahcup haliyle başka bir odanın anahtarını alıp kıza uzattı. "Çok özür dilerim hanımefendi. Bir karışıklık olmuş size odanızın anahtarını vereyim."
Kız kısa bir an tereddütte kalsa da anahtarı aldı ve "Sorun değil," diye sessizce mırıldandı. O anki tavırları karşısında resmen şok olmuştum. Yukarıda az kalsın üstüme atlayıp beni parçalamaya yeltenecek kız bu değilmişçesine adam karşısında hanımefendi tavırları takınmıştı. Şaşkınlığımı bir kenara atıp toparlandım. "Sorunu hallettiğimize sevindim. İyi geceler dilerim." Kısa bir baş selamı verdim ve kızın bir şey demesine izin vermeden hızlı adımlarla asansöre yöneldim. Şimdi halletmem gereken çok daha büyük bir sorun vardı.
Adım seslerinden kızın koşturduğunu anladım ama merdivene koşturuyor olması için dua edecek haldeydim. Tanrı geçmişte olduğu gibi yine yüzüme gülmedi. Asansörün önüne geldiğimde kız da bana yetişmişti. Yırtıcı haline bürünmüştü yine. "Eşyalarımı odanıza saçtığınızı ne çabuk unuttunuz! Üstelik tek bir özür bile dilemediniz."
Hiç uzatacak durumda değildim, kızın yüzüne bile bakmadan kuru bir özür diledim. "Özür dilerim." Özür dilediğimde asansörün kapısı açılmıştı. Tabii ki burada da peşimi bırakmadı. "Çok içten bir özür oldu gerçekten," diye mırıldandığında hiç konuşmamış gibi davrandım. Bir kere karşılık verirsem eminim ki karşılık verdiğime pişman ederdi.
Ayrıca kıza çok ters gitmemeliydim. Sonuçta yüzümü çok iyi görmüştü, uzun süre muhatap olduğumuz için iyi tanımlayabileceğine emindim. İşimde bir terslik olursa onun tanıklığı epey can sıkıcı olurdu. Bir de beni birilerine şikayet etmesi riskini hiç göze alamazdım. Bu yüzden o eşyalarını alıp gidene kadar olabildiğince ılımlı olacaktım.
Kapı açıldığında hızlı adımlarla önden yürüdüm. İnatla bana yetişmeye çalışıyordu, bu hali komikti ama ifademi bozmadım. Odaya girdiğimde hızlıca konuştum. "Eşyalarınızı alabilirsiniz. Olabildiğince hızlı olursa memnun olurum, uyumam gerek."
Alaycı bir kahkaha attı ve ellerini yine beline attı. "Tek uyuması gereken sizsiniz galiba. Az önce beni dinlemeden kalorifere bağlayan ruh hastası siz değilmişsiniz gibi böyle davranmanız ne komik."
Sakinleşmesi için ellerimi hafifçe kaldırdım. "Sorun çözüldü, lütfen daha fazla uzatmayalım. İkimiz de tatsızlık istemiyoruz değil mi?" Sözlerimi sempatik olabileceğini düşündüğüm bir gülümsemeyle sonlandırdım. Onun adına sempatik olmamış olmalı ki yüzünü buruşturdu ve bir hışımla yatağın üzerindeki eşyalarını çantasına attı.
O eşyalarını toplarken telefonum tekrar çaldı. Kyle. Bir daha açmazsam kafamı uçuracaktı ama şu anda gerçekten zamanı değildi. Telefonu sessize aldım. Ayrıca bu durumdan Kyle'a bahsedersem bu kız yarın yaşamıyor olurdu. Ve başıma temizlenmesi gereken ikinci bir ceset çıkardı. Bu asla istediğim bir durum olmadığı için Kyle'a bundan bahsetmeden her şeyin yolunda gittiğine dair onu inandırmalıydım. O yüzden önce hızlıca işimi bitirip sonra Kyle'ı aramaya karar verdim.
Kız nihayet çantasını topladığında eliyle girişe attığı anahtarı gösterdi. "Odanın yedek anahtarıydı galiba. Burada mı kalsın?"
Başımla onayladım. "Ben görevliye veririm."
Kız da başıyla onayladı. Kısa bir süre ne diyeceğini bilemeyerek tereddüt etti. Belki de özür dileyecekti, bunu duymak çok hoşuma giderdi ama gerçekten diken üstündeydim. "İyi geceler o halde," diyerek hafifçe tebessüm ettim. O da nezaketen gülümsedi ve dışarı çıktı. Arkasından kapıyı kapatırken kapıya yaslandım ve derin bir nefes verdim. Gerçekten çok ucuz atlatmıştım. Patlamaya hiç bu kadar yaklaştığımı hatırlamıyordum. Boncuk boncuk terlemiştim, alnımı sildim ve saçlarımı geriye attım. Şimdi olabildiğince hızlı olup buradan çıkmalıydım. Çok fazla dikkat çekmiştim bile.
Birkaç adım atıp tuvaletin önüne geldiğimde yerde siyah bir şapka gördüm. Şapkayı görmemle küfür etmem bir oldu. Kız şapkasını unutmuştu. Ve bu da odaya geri dönebileceği anlamına geliyordu. Şimdi daha çok hızlanmalıydım, çünkü bir kere başladığımda bu odaya girdiği anda kokuyu anlayacaktı. Ayrıca kıza verdiği oda numarasına bakma zahmetine bile girmemiştim.
En sonunda gelirse onu içeri almamaya karar verdim ve şapkayı alıp girişe koydum. Hızlıca tuvalete girip küvetteki cesedin üzerine eğildim. Birkaç saattir ölüydü ve kasları kaskatı kesilmiş, cildi solmuştu. Gömleğinin üzerindeki kırmızı leke neredeyse kurumuş ve katılaşmıştı. Genç birine benziyordu, belki yirmilerinin sonunda otuzlarının başındaydı. Hafif kaslı yapısı vardı. Ölü olmasından bağımsız gözaltlarındaki morluğu görebiliyordum. Muhtemelen uyuşturucu kullanıyordu. Belki borcu vardı, belki de sahtekarın tekiydi. Gömleğine bakılırsa ütüsü yoktu ve çok da şık durmuyordu. Yine de tarz bir gömlek denilebilirdi. Bakımsız gömleğinden tek yaşayabileceğini çıkardım. Cesetler hakkında bana kişisel bilgiler verilmezdi, bu yüzden onlar hakkında tahminlerde bulunmayı severdim. Biraz ürkütücü görünebilirdi ama hoşuma gidiyordu.
Asit karışımını hazırlamadan önce maskemi ve eldivenimi taktım. Maskemi takmazsam bunların kokusu bile ciğerlerimi parçalamaya yetebilirdi. Az sonra bu karışım bu koca cesedi bir hiçe çevirecekti. Bunu izlemeyi pek sevmiyordum, çok sevdiğim bir ceset kaldırma yöntemi de değildi ama elimdeki şartlarda başka seçeneğim yoktu. Ceset bu odadaydı ve bu otel en ufak bir hareketlilikte dikkat çekebilecek kadar sessizdi. Onu dışarı çıkaramazdım. Ayrıca odanın penceresi arka tarafa baksa bir şansım olabilirdi ama caddeye bakıyordu. Ne kapıdan ne pencereden bir yolu yoktu. O yüzden tek yol onu bir hiçe çevirmekti.
Tam asiti dökeceğim sırada telefon sesi duydum. Başta benim telefonum sandım çünkü melodisi aynıydı. Ama sesin geldiği yer başka bir yerdi. Doğrudan cesedin üstünden geliyordu. Bir küfür savurup asit karışımını kenara koydum ve cesedin ceplerini karıştırdım. Telefonu cesedin üstünde bırakmak hangi çağda kalmıştı gerçekten? Kyle yaşlanıyordu, onu bu konuda kesinlikle azarlayacaktım. Telefon gibi önemli bir kişisel eşya benim sorumluluğum değildi.
Telefonu çıkarıp ekrana baktım.
Butterfly.
Kaydetme şekline bakılırsa sevgilisi falandı herhalde. Telefonu duş başlığının kenarına vurduğumda kullanılmayacak şekilde kırıldı ve etraf tekrar sessizliğe gömüldü. Sim kartını çıkarıp cesedin üstüne attım ve ardından asiti döktüm.
𓆩𓆪𝓱 𝓵𓆩𓆪
leith bence oldukça eğlenceli bir karakter sizlerin de çok seveceğinizi umuyoruum
umarım bölümü sevmişsinizdir,
sevgilerle, matmazel.