İçeriğe geç

Kanlı Kelebek

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Kanlı Kelebek

Bölüm 2

1. kader ağı

Bölüm Bir - Kader Ağı

"Kader ağlarını örerken oyuncular yerlerine yerleştirilir."

Vanessa Helen North

"Beş dakika içinde seni sahneye alacağım, Van." Claudia'nın uyarısıyla iki tarafında ufak kelebek kanatları olan safir mavisi göz maskemi taktım. Rujumun kusursuz göründüğünden emin olduktan sonra açık kumral saçlarımın örgüsünün düzgünlüğünü de kontrol ettim. Sahneye çıkmak için hazırdım.

Neredeyse.

Tek sorun partnerimin hazır olmamasıydı. Huzursuzca bir iç çekip odamdan ayrıldım ve koridorda uzaklaşan Claudia'ya seslendim. "Hal ne halt ediyor? Hala hazır değil mi?" Öfkeli sesim görüntüme tersti. Birkaç gösteri arkası çalışanı göz ucuyla bana baktı. Onlara aldırmadan sadece Claudia'yı izledim. Arkasını döndü ve mavi gözlerini devirip kısa siyah saçlarını sinirle savurdu. "Hal hala ortalıkta yok. Tek çıkabilirsin."

Claudia tekrar arkasını dönüp uzaklaşacaktı ki buna izin vermeden uzun adımlarla yanına gittim. "Bu iki kişilik bir gösteri, Claudia! Ne demek Hal yok? Tanrı aşkına, sirk maymunu değilim ben. Bu gösteri iki kişi duyurulduysa öyle yapılmalı. Ben buradaysam Hal de burada olmak zorunda."

Claudia gülünç bir tebessüm etti. "Sirk maymunu olmayabilirsin ama pek farklı bir şey de yapmıyorsun, Van." Kaşlarımı çattığımda tam hararetle araya girecektim ki Claudia elini kaldırıp beni durdurdu ve hızlıca daha sakin bir ses tonunda devam etti. "Hem Hal'u umursama, böyle devam ederse tekmeyi yiyecek ve sen o sahnede tek başına parlayacaksın. Zaten bu işin başrolünde sen varsın, bunca insan seni izlemeye geliyor. Hal kimsenin umurunda değil. Biraz rahatla olur mu? Gerginlik performansını kötü etkileyebilir."

Claudia bir şey dememe izin vermemeye çalışarak arkasını dönüp giderken ardından bağırdım. "Ama bu iki kişilik çalışılmış bir gösteri!"

Claudia eliyle iki işareti yaptı. "Son iki dakika, Van! Yukarı sahneye geç."

Sakinleşmeye çalışarak derin bir nefes aldım ve her sinirlendiğimde olduğu gibi daha da hızlanan adımlarımı yukarıya çıkan merdivenlere yönelttim. Hal çoğu zaman geç kalıyordu ya da son dakika geliyordu ama ilk defa bir gösteriyi kaçırıyordu. Claudia'nın bu durumu bu kadar normalleştirmesi de kesinlikle sakinleşmeme yardım etmiyordu. Gösterideki her şey iki kişiye uygun planlanmıştı, tek başıma planladığım bir gösteri yoktu. Şimdi tamamını kusursuzca planlanmış gibi görünen bir doğaçlama olarak yapmak zorundaydım.

Merdivenleri çıkarken duraksadım. Neredeyse maskemi çıkarıp aşağı inecektim. Ama sonra gerçekten kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Tecrübesiz değildim, uzun zamandır metrelerce yükseklikte birkaç ip ve tahta parçasıyla akrobasi yapıyordum. Başka birine ihtiyacım yoktu, kendi başıma pratik yaptığım zamanlar da vardı. Bunu basit bir pratik gibi düşünmeliydim. Fevri davranarak paralar dökülmüş bir gösteriyi mahvetmemeliydim. Adapte olması zor olsa da kendimi ikna etmeye çalışarak merdivenleri çıktım.

Sahnenin ışıklarını birkaç metre ileride görebiliyordum. Yukarıda beni bekleyen Bendy'nin elinde ellerimin kaymaması için bulunan özel eldivenlerim vardı. Bendy yalnız olacağımı biliyor muydu, bilmiyordum. Çünkü o hep beni karşılardı, Hal karşıdaki platforma çıkardı. Bendy her şey yolundaymış gibi gülümserken Hal'un olmadığını bilmediğini düşündüm. Ona doğru gelmediğimi görünce Bendy bana yaklaştı ve ellerimi ellerine alıp eldivenlerimi giydirmeye başladı.

"Hal yok," diye fısıldadım.

Bendy oldukça sakin bir tonda "Biliyorum," diye mırıldandı. Daha önce defalarca eldivenimi giydirdiği için -bunu kendince gösteriye uğur getirmesi için yapıyordu- artık çok hızlanmıştı, mırıldanırken ikinci elime geçmişti bile. "Claudia ve sen bunu nasıl bu kadar normal karşılıyorsunuz, anlamıyorum," dedim kaşlarımı çatarak. Sitem ediyor olsam da gösteri öncesi kendimi sakin tutma sözüm devam ediyordu, bu yüzden sakin tonumu korudum.

Bendy tekrar gülümsedi ve bir eliyle alnına dökülen siyah saçlarını geriye attı. "Çünkü bu gösterinin yıldızı sensin." Reverans yapar gibi hafifçe eğildi ve elime ufak bir buse kondurdu.

"Şimdi göster hünerlerini, Butterfly."

Gülümsemeye çalıştım ama içimden bir ses işlerin yolunda olmadığını söylüyordu. Claudia ve Bendy başından beri her şeyi çok normal (!) karşılayarak tamamen beni rahatlatmaya çalışıyorlardı. Bilmemi istemedikleri ama kesinlikle iyi olmayan bir şeylerin gerçekleştiğine emindim. Düşüncelere dalmış bir halde sahnenin ışıklarını izlerken Bendy beni kendime getirmek ister gibi ellerimi yavaşça sıktı. Gözlerimi kırpıştırdım ve Bendy'e elimden geldiğince gülümsemeye çalıştıktan sonra ellerimi yavaşça ellerinden ayırıp sahneye yaklaştım.

Bendy hazır olduğuma dair işareti vermek için elindeki butona basmış olmalıydı ki anons koca sahnede yankılandı.

"Karşınızda Los Angeles'ın akrobasi kraliçesi Butterfly!"

Anonsum ilk defa tek başına geçmişti. Yutkundum ve anonsun verilmesiyle tüm ruh halime büyük bir maske çekerek sahne ışıklarının altına geçtim. Reverans vererek eğildiğimde çığlıklar havada uçuşuyordu.

Hızımı alarak yakınımdaki asılı çubuğa atladım. Ardından aynı hızla bir sonrakine atladım ve az önce atladığım çubuk hala sallanmaya devam ederken ayağımla onu yakalayarak ellerimi serbest bıraktım. Baş aşağı asılı dururken çubuk büyük bir hızla sallanmaya devam ediyordu. Daha ileride gösteride sadece benim kullandığım uzun kumaşa atıldım ve ellerimle yakalayarak çubuğu geride bıraktım. Aynı anda ayaklarımı kullanarak kumaşı bacaklarıma doladım ve meşhur hareketimi yaparak ellerimi serbest bırakarak sadece ayaklarımın kumaşa tutunmasına dayanarak ellerimi yukarı kaldırdım. Muhtemelen bunu ilk defa görenler şimdi gerçekten kulağı sağır edici çığlıklar atarak alkışlıyorlardı. Alkışları biterken aniden ayaklarımın gerginliğini de bırakarak hafif bir düşüşe izin verdim. Aynı anda atik davranarak ellerimi tekrar kumaşa doladım. Bazıları gerçekten düştüğümü sanarak korku çığlıkları atsa da bu duruş ve ardındaki hafif düşüş gösterimin imzasıydı.

Gösterinin devamında Hal ile birlikte devam etmemiz gerekiyordu ama o olmadığı için doğaçlama bir gösteriye devam ettim. Çubukları ve halkaları kullanarak devam ettim. Kulağım seyircideydi. Bu yüzden gösteri boyu süren çığlıklar ve alkışlardan kötü bir izlenim vermediğimi tahmin ediyordum. Gösterinin sonunda platformdaki yerime döndüm ve nefes nefese gülümseyerek son bir reverans verdim.

Ardımdan sahne ışıkları söndüğünde aynı anda zorlama gülümsememe son verdim. Hızlı adımlarla karanlığa aldırmadan merdivenleri indim. Sinirliydim. Doğaçlama yapamayabilirdim ve Hal'un saçmalıkları yüzünden bu seyircide verdiğim izlenime mal olabilirdi. Onun sorumsuzlukları çoğu zaman beni zor duruma sokmuştu ama bu derece olacağını asla tahmin etmemiştim. Claudia ve Bendy'i anlamak ise imkansızdı.

Benden sonra başka gösteriler devam ettiği için Claudia ve Bendy hala hazırlıklarla ilgileniyordu. Yine de Claudia'yı görünce yanına gittim. "Hal meselesini daha sonra konuşacağız, Claudia. Şimdilik bir şey demiyorum ama bunu konuşacağız."

Claudia derin bir nefes aldı. "Zaten işim başımdan aşkın, Van. Ne olursun sen de üstüme gelme. Canını da böyle basit şeylerle sıkma. Hal işte." Claudia arkasını dönüp daha fazla bir şey dememe bile izin vermeden giderken arkasından şaşkınca bakakaldım. Gün boyu yaşadığım stres ve yorgunluğun üstüne bir de bununla şu anda uğraşamayacaktım. Ama kesinlikle bu işin aslını da öğrenecektim. Şimdilik yakalarından düşmeye karar vererek kulis odama yöneldim. Maskemi çıkarıp makyajımı sildim. Spreyle dalgalı modeli sabitlenmiş saçım iyi bir duş görmeden kendine gelmeyecekti, o yüzden o anlık saçıma dokunmadım. Yeşil tonlarındaki gösteri elbisemi çıkarıp dikkat çekmemek için siyah bir pantolon ve siyah tişörtümü giydim. Üstüme kapüşonluyu giyip şapkamı da taktığımda çıkmak için hazırdım. Son bir kez aynaya bakıp güneş gözlüğümü taktım. Neredeyse yarım saat önce sahnede metrelerce yükseklikte çubuklar arasında akrobasi yapan ben değilmişim gibiydi. İstediğim izlenim de buydu zaten.

Claudia ve Bendy'e son kez görünmeden oradan ayrıldım. Binanın en alt katındaki otoparka gittiğimde etraf loş ışıklarla aydınlatılmıştı ve sessizdi. Hafif bir küf kokusu, duvarın özensiz ve dökülmüş boyasının etrafındaki lüks arabalar ironikti. O lüks arabalardan biri olan arabama yöneldim, kimsenin olmaması daha rahat hissettiriyordu. Kaçamak adımlarla başımı eğerek yürümek zorunda değildim. Hayır, bir akrobasi sanatçısı olarak bir sapığım falan yoktu. En azından şimdilik... Ya da imzalardan kaçınmaya çalışmak falan değildi amacım. Amacım Butterfly'dan çok fazlasıydı. Amacım Butterfly'ı saklamak değildi. Helen'ı saklamaktı.

Helen asıl bendim. Butterfly ise Helen gibi hissettirmiyordu. Butterfly olduğumda bir başkası gibi hissediyordum, bu belki de benim için bir kaçış yoluydu. Helen'ı kısa bir süreliğine geride bırakıp nefes aldığım bir çıkıştı bu. Helen her ne kadar asıl ben olsa da, Helen kimliği içinde asıl ben olarak davranamıyordum. Yaptığım her şeyin, istediğim her şeyin, hatta düşündüğüm her şeyin başkaları tarafından çizilmiş bir sınırı vardı. Silinmeyecek bir çizgiydi bu, benim değiştiremediğim hayatımda koca bir lekeydi. Butterfly bu çizgilerin üzerini örtüyordu, onları kısa bir süreliğine görünmez yapıyordu. Bu ne kadar süre daha yetecekti bilmiyordum ama şimdilik bunu düşünecek enerjim yoktu. Bu çıkış kapısı hangi noktaya kadar var olursa o noktaya kadar arkama bakmadan ilerleyecektim.

Helen yani ben, bir bakanın tek kızıydım. Ailemizin görünüşü benim hayatımdan daha önemliydi. En azından babamın gözünde öyleydi. Bu hayattan bana kalan yegane yetenek de profesyonel bir şekilde yalan söylemekti. Bu konuda belki de babama çekmiştim.

Akrobasi ekibimiz Los Angeles'ta ünlü olsa da zaman zaman gösteriler için Amerika'nın başka şehirlerine gidiyorduk. Bu da en önemli gösterilerimizden biriydi, New York'ta ikinci günümüzdü. Daha dün ilk günümüzken Hal ile birlikte performans sergilemiştik, daha ikinci günde gösteriyi satmasını gerçekten anlayamıyordum. Yarın ise son gündü, en azından son gösteri gününde orada olmalıydı. Bugün işin peşini bırakmış olsam da yarın Claudia'ya sağlam bir şekilde yüklenecektim.

New York'ta sadece üç gün kalacağımız için burada üç günlük bir otel odası kiralamıştım. Bir problem çıkması düşük ihtimaldi ama yine de ne olur ne olmaz diye oteli özellikle gösteri merkezine uzak seçmiştim. Şimdi bu fikir pek hoşuma gitmemişti, zira otele sürerken bile arabayı zar zor kullanıyordum. Yorgunluktan neredeyse uyumak üzereydim.

Neyse ki bir sorun olmadan otelin otoparkına park ettiğimde odaya çıkacak gücü bile kendimde bulamıyordum. Esneyerek gerindim ve adeta ayaklarımı sürüyerek sadece otelin giriş kısmına çıkan otopark asansörüne yöneldim. Asansörün kapısı açılır açılmaz otelin resepsiyonunda iki adamı konuşurken görmemle afalladım. Uykudan gözlerim bana bir oyun mu oynuyordu yoksa babam resepsiyonun önünde başka bir adamla mı konuşuyordu?

Panikle asansörün kapısını kapatma tuşuna bastım. Aniden tüm uyku halim dağılmış yerini kalbimin şiddetli çarpıntıları almıştı. Hızlıca kuruyan boğazımı yutkunarak ıslatmaya çalıştım. O kadar panik olmuştum ki kapısı kapalı bekleyen asansörün içinde öylece dikiliyordum. Aklım durmuştu ve bunun uykuyla hiçbir alakası yoktu. Babamın burada, tam da benim kaldığım otelde ne işi vardı? Neler döndüğünü öğrenmiş miydi? Nereden öğrenmiş olabilirdi ki, bu işi üç yıldır sessizce yapıyordum. Elimle başımı ovaladım ve sonunda çalışmaya başlayan aklımı dinleyerek otoparkın tuşuna bastım. Ben içeride boş boş beklerken birisi kapıyı açmadığı için şanslıydım. Babam tesadüfen beni görebilirdi. Ya da kim bilir tam da benim için gelmişti buraya.

Kapı açıldığında koşar adımlarla arabama ilerledim. Ellerimin titrediği yetmiyormuş gibi bacaklarım öyle bir titriyordu ki kendimi zar zor ileri atıyordum. Arabaya ulaşmak birinci önceliğimdi ama aklım mantığını o kadar yitirmişti ki aklıma gelen her şeyi düşünmeden yapıyordum. Arabaya ulaşıp bakmak varken telefonumu bir anda cebimden çıkardım ve diğer yandan babamın arayıp aramadığına baktım. Telefonumda cevapsız bir çağrı yoktu. Telefonumu cebime koyduğumda arabaya ulaşmıştım.

Otoparktan hızlıca çıkıp ne yapacağımı bilmeden şehrin içine karıştım. Adrenalin damarlarımda kol geziyordu, yol beni nereye götürürse oraya gidiyordum ve konum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Aklım sadece otelde gördüklerimdeydi. Babamın iş gezilerinden genelde haberim oluyordu ve asla New York bahsi geçtiğini hatırlamıyordum. Paranoyaklaşmanın bir manası yoktu, her iş gezisini haber vermek zorunda değildi. Birkaç günlük bir şey de olabilirdi bu, illa beni takip etmiş olması gerekmiyordu ki.

Ama tanrı aşkına New York kocaman bir yerdi ve burada yüzlerce otel vardı. Benim kaldığım oteli bulması kocaman bir tesadüf olabilir miydi? Korkarak telefonumu tekrar kontrol ettim, hala bir arama yoktu.

Bunları düşünmemeye çalışırken diğer yandan da arkayı kontrol ediyordum. Bir süre kontrol etmemin ardından beni birinin takip etmediğine karar verdim. Zaten asansörde beni görmemişti. Kendimi biraz rahatlatmaya çalıştım ama hala ellerim titriyordu. Yavaşlayıp ara sokaklara girdim ve arabanın navigasyonundan bulduğum başka bir otele yöneldim.

Bu otel önceki gibi konforlu görünmüyordu ama bir gece için işimi görebilirdi. Ayrıca artık ne olursa olsun dinlenmek zorundaydım. Daha fazla bir şeyleri düşünmeye çalışırsam kendimden geçecektim.

Bu otopark öncekine göre çok daha küçüktü ama buna rağmen içinde pek araba yoktu. Ve oldukça karanlık olduğu için etrafımı göremiyordum, gördüğüm ilk park yerine arabayı park ettim. Tek sıkıntı tüm kişisel eşyalarımın diğer otelde kalmış olmasıydı. Yanımda hiç kıyafet yoktu, kıyafeti geçtim en ufak bir eşya yoktu. Sadece küçük çantamın içinde cüzdanım ve birkaç ıvır zıvır vardı. Arabayı park edince kısa bir süre içinde kalıp sakinleşmeye çalıştım. Başımı direksiyona yasladım ve uyumamak için kısa bir süre olmasına özen göstererek gözlerimi kapattım. Şu anda gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum, her şey berbattı ama en azından cüzdanım yanımda olduğu için şükretmeliydim. Eşyalarımı geri almak için sonrasında bir yol bulacaktım ya da hiç riske girmeyip o otele bir daha asla dönmeyecektim. Muhtemelen korkakça ikinci seçeneği seçecektim.

Derin bir nefes aldım ve çantamı elime alıp arabadan çıktım. Neredeyse ayaklarımı sürüyerek otelin içine girdim. Küçük sakin bir girişi vardı. Sağ tarafta bakımsız birkaç koltuk ve boyası atmış sehpaların üzerine gelişigüzel atılmış eski püskü dergiler vardı. Resepsiyon kısmında bir tane görevli vardı ve telefonuyla oynuyordu. Ben tam karşısına geçmeden önce o kadar derin bir şekilde esnedi ki esnememek için çenemi sıktım. Başını kaldırıp beni gördüğünde telefonu bir kenara koydu ve gözlerini ovuşturup gülümsemeye çalıştı. "Nasıl yardımcı olabilirim?"

Ben de gülümsemeye çalıştım ama hiç halim yoktu. Nasıl göründüğüme dair de hiçbir fikrim yoktu. Muhtemelen kısa bir süre önce yaşadığım panik halinden betim benzim atmıştı; siyah şapkam, gözlüğüm, simsiyah kıyafetlerim de pek iyi bir izlenim vermiyor olabilirdi. Öyle ki görevli başta refleks olarak gülümsese de halimi görünce yüzü istemsizce soldu ve beni yavaşça süzdü. Şu anda bir katil gibi görünüyordum galiba. Rahatsızca kıpırdandım ve tezgahın üzerindeki parmaklarım istemsizce birbirine dolandı.

"Tek kişilik bir oda alacaktım. Bir gecelik." Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki girişte ölüm sessizliği olmasa görevli dediklerimi duyamayabilirdi.

Görevli bozuntuya vermedi. "Elbette, boş odamız var. Kimlik alayım." Ben çantamda kimliğimi ararken görevli kafasında başka senaryolar kuruyor olmalıydı çünkü dikkatli dikkatli çantamda dolanan elime bakıyordu. Herhalde bu senaryolardan birinde çantamdan silahımı çıkarıp onu vuruyordum. Nihayet kimliğimi çıkardığımı gördüğünde tuttuğu nefesini verdiğini fark ettim. Bu halsizliğimin arasında gülmemek için kendimi zor tuttum. Katil kimdi ben kimdim gerçekten.

Kimliğimi inceleyip giriş işlemlerimi ayarladı ve ücreti de nakit olarak aldıktan sonra oda anahtarımı verdi. Gönülsüzce iyi geceler dilediğinde karşılık verecek halim bile kalmamıştı. Geldiğimde olduğu gibi ayaklarımı sürüyerek odalara çıkan tarafa yöneldim. Merdiven çıkacak halim yoktu. Asansörün tuşuna neredeyse gözüm kapalı bastığımda kapı açılmadı. Başımı kaldırıp kapıya baktığımda asansörün önündeki kocaman 'Arızalı' yazısını gördüm. Kendi kendime söylenerek üçüncü kattaki odaya tırabzanlara tutuna tutuna çıktım.

Üçüncü kata ulaştığımda ağlayarak kendimi yere atmamak için zor duruyordum. "Hadi Helen birkaç adım ve sonra yatağındasın," diye kendi kendime mırıldanarak ayaklarımı odaya sürüdüm. Elimdeki anahtarda yazan sayıyla önünde durduğum kapıda yazan sayıya baktım. İkisini sıra sıra kontrol etmeye yetecek hafızam bile kalmamıştı artık. Anahtarı kaldırıp kapıdaki numaranın yanına tuttum ve gözlerimi kısarak baktım.

Evet, Tanrıya şükürler olsun doğru kapının önündeydim. Şimdi de mutluluktan ağlamamak için zor durarak kapıyı ikinci denemede açtım. Adımlarım olabilir gibi daha da hantallaşmıştı.

Kapıyı ardımdan kapattım ve çantamı nereye bıraktığımı umursamadan kolumdan attım. Yatak nihayet gözlerimin önündeydi. Ama öncesinde tuvalete gitmem gerekiyordu. Tüm bu adrenalinin mal olduğu şeyler de vardı.

Elimi banyonun kapısına attığımda kapı kolayca açılırken bunun kapıdan kaynaklı olduğunu sanmıştım.

Kapı açılır açılmaz karşımda aynı benim gibi giyinmiş, yüzünde gaz maskesi olan adamın yeşil gözlerini mavi gözlerime dikeceğini düşünmemiştim. İşte bu gerçekten katil gibi görünüyordu. Kulaklarım çınlamaya ve bedenimin tüm dengesi kaybolmaya başladı. İşte olan oluyordu. Gözlerim karardı ve en sonunda tüm duyularımı yitirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.