Sadece rüzgarın sesi duyuluyordu.Rüzgar onun yüzüne vuruyor ve etrafındaki otları oynatıyordu.Sert adımları ile ihtiyacı olan otu bulmak için etrafına hızlıca bir göz gezdirdi ama aradığı ota benzeyen hiç bir şey bile bulamadı.
Tüm ümidini yitirmiş ve bulamayacağını düşünerek eve dönmek istedi ama burda kalması için sanki bir şey fısıldıyordu.Şövalye etrafına bakındı ama yine hiç bir şey bulamadı.Sadece çok ama çok uzakta duran şatonun sallanan bayrağını gördü.İçinde uyuyan öfke tekrar uyandı ve gözleri ateş gibi parlamaya başladı.Yıllar önce haksızlığa uğramış ama buna boyun eğmemişti.Annesi onu böyle yetiştirmişti ve o annesini unutamadığı gibi söylediği her cümleyi hatırlıyordu.
Ardından kazandığı onca zafere ve fedakarlığa karşılık kendisi sürgün edilmeye layık görülmüştü.Kolayca kullanılıp bir kenara atılmıştı ve önceden çok sevilen ve saygı duyulan ismi bir daha kimsenin ağzından çıkmamıştı.Onlar için yaptığı her şeyden,verdiği her karardan ve en çokta kendinden nefret etmişti.Fakat elinden hiç bir şey gelmiyordu işte bu işkenceden daha da beterdi.Elinden hiç bir şey gelmemesi...
Xerath kendine geldiğinde gözleri hala dalgalanan bayraktaydı.Derin bir nefes alıp içindeki öfkeyi bastırmış ve arkasını dönüp gidecekken tuhaf bir ses duymuştu.Duyduğu sesi hiç bir şeye benzetememiş ve belki de rüzgarın sesi diye düşünerek geri dönmek istedi ama tekrar aynı sesi duyunca bunun bir insan sesi olduğunu fark etti.Hızlıca etrafına bakındı ve sesin nerden kaynaklı olduğunu aradı ama görünürde bir şey yoktu sadece inilti sesleri vardı rüzgarın içinde.
Xerath bu durumdan canı sıkılmış bir şekilde etrafına bakmaya devam ediyordu.Başını çevirdiğinde biraz uzakta bir bez parçası fark etti.Bembeyazdı ama üzerinde kırmızı lekeler vardı.Xerath yavaş ama sağlam adımlarla bez parçasına yaklaştı ama bunun bez parçası olmadığını fark ettiğinde otların içinde yatan kadını gördü.Bembeyaz,uzun saçları otların üzerinde durmuş rüzgarda dans ediyordu ve yüzü diğer tarafa dönüktü.Üzerinde bembeyaz bir elbise vardı ama elbise kirlenmiş,yıpranmış ve kana bulanmıştı.Xerath hiç bir zaman bu kırmızı rengi kadınlara yakıştırmazdı Bu narin canlılar için değildi sadece acımasız adamların eline bulaştığı sıvıydı.
Xerath eğildi ve kadının karın bölgesinden yaralandığını fark etti.Elini üzerine koydu ve kanın hala kurumamış olduğunu fark edince kadının yaşadığını umut etti.Dizlerinin üzerine çöktü ve kadının nefes alıp almadığını kontrol etmek için başını kendisine çevirdiğinde donakaldı.Viren...
Viren'i ilk kez sarayda bulunan ama kimsenin pek ziyaret etmediği gül bahçesinde görmüştü.Bu bahçe cennetin yer yüzündeki hali gibiydi.Bahçe umut ve sevgi besliyordu ama duvarların arkasında gerçek hayat yani nefret ve ölüm bekliyordu.Diğer hayatların nefesi kesmek için pusuda bekliyordu.
Xerath her ne kadar kraliyetten nefret etse bile prensesten asla nefret etmemişti...hatta bu kadın onun taş kalbini yumuşatıyordu.Fakat doğup büyüdüğünüzde elinizde kılıç olduğunda zayıf yönünüzü saklamak zorunda kalırsanız.Xerath'a göre zayıflık sadece ölüme giderdi.Ölümü bize getirirdi ve hayal ettiği kendisini kaybetmiş sadece yarattığı o güçlü şövalyenin yaptığı yoldan gitmek zorunda kalmıştı.
Aslında prensesten nefret etmemesinin en büyük sebebi aynı kadere bağlı olmalarıydı.Onunla doğmuş kusuru yüzünden kaç kapı yüzüne kapandı bilinmez ama o hiç bir zaman gardını indirmemişti.İnsanlar her zaman onun güzelliğiyle konuşur dururdu ama onun asıl güzelliği kusurlarıydı.Bembeyaz tüyleri ve yemyeşil,görmeyen gözleri.Bir insan için çok zor olan bu durum ile nasıl başa çıkabildiğini hep merak etmişti Xerath.Ama bir şövalye,prensesin yanından geçmeye bile layık görülmezdi onlar sadece korumak ile görevliydi.Sanki onların bir kalbi yokmuş gibi bakılırdı yüzlerine.Lakin prenses hep farklıydı o bu dünyayı görmese bile her insanın aynı olduğunu ve her hakka sahip olduğunu savunurdu.İşte bu yüzden ondan nefret etmemişti Xerath...edemezdi...
