İçeriğe geç

Kanlı Gözyaşı

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Kanlı Gözyaşı

Bölüm 2

1. Bölüm

Kapıda dikilmiş, gözlerimi kocaman açmış anneanneme bakıyordum. İnanamıyorum. Anneannemle ne alakası vardı bunun?

Kapıyı tam açacakken başım döndü. Gözümün önü kapkara oldu. Midem bulandı. Kapıyı yavaşça kapattım. Anneannem hâlâ konuşuyordu. Off, tam sırası mıydı?

Uyku ilacı içtiğimi hatırladım. Hem de altmış damla. İlkim, tabii ki miden bulanır. Hemen parmak ucunda yürüyüp odama girdim ve yere yığıldım. Yarın anneannem bana ne oldu, ne bitti, her şeyi söylemeliydi.

Bilincim yerine gelmeye başladığı gibi hemen gözlerimi açtım. Bir anda ayağa kalktım. Kalktığım gibi başım ağrıdı. Hâlâ uykum vardı.

Doğru ya, anneanneme söyleyeceklerim vardı.

Bunu hatırlayınca kendime gelmek için tokat attım. Çok şükür, dengemi sağlayabildim. Duvardaki saate baktım, çıkmama en fazla üç dakika kalmıştı.

Salonun kapısını açtım. Anneannem botunu giyiyordu. "Anneanne, sen o adamı biliyor musun?" dedim bağırarak. Montunu tam giyecekken eli havada kaldı.

"Anneanne, bırak şu rolleri. Kimdi o, 'Torunumun peşini bırakacaksın.' dediğin kişi?" dedim daha çok bağırarak.

Güldü. "Hahaha... Bak İlkim, o okuldaki zorbaların sana kötü davranıyor, biliyorum." dedi.

Nasıl yani? Tam ağzımı açtım, "Neyse, çıkıyorum ben. Kahvaltıyı da hazırladım. Yersiniz siz artık." dedi. "Nereye?" dedim. Arkamdan Efsun'un, "Abla, niye bağırıyorsun anneanneme?" diyen sesini duydum.

Arkama döndüm ve "Yok, ablacım, bir ş-" diyecektim ki midem acıdı. Kusmam lazımdı, koşarak banyoya girdim hemen.

"Abla, ne oluyor, iyi misin sen?" Efsun arkamdan gelmişti. "Hastayım, ablam." Elimi yüzümü yıkadım, banyodan çıktım. "Efsun, sen kahvaltını et ablacım. Benim midem bulanıyor, okuluma yetişmem lazım." dedim. Odama geçtim.

Üniformamı giydim. Çantamı da alıp çıktım. Efsun çizgi film izliyordu. "Ablacım, ben çıkıyorum. Canın ne istiyor?" dedim. Anneannem de ben küçükken hep böyle sorardı.

"Bir şey istemiyorum, abla." dedi. Ben de siyah botumu, montumu, atkımı giyip hemen çıktım. Çok geç çıkmamıştım aslında.

Bir dakika... O adam yine beni takip etmeye gelirse? Bu aklıma gelince koşmaya başladım. Yaklaşık on dakikada vardım.

Okulun kapısının önünde sert nefesler alarak nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. "Vay vay vay, prensesimiz nasıl da süzüle süzüle koşuyor." dedi arkamdaki çocuk.

Arkama döndüm. Bu da kendini bir şey sanmış ucubelerden biriydi. Sarı platin saçlarıyla herkese "Doğal saçım." diye hava atıyordu. Bu grup ve dün kavga ettiğim grup bir araya gelip takım kurmuşlardı. Okul kapısının dışındaki banklara kurulmuşlardı.

Sarı platin saçlı kızın, yani Vera'nın arkasındaki Polat, benim taklidimi yapıyordu. Elini göğsüne koyup, "Nefes alışına bakın, sanki çarpılmış. Haaaha haaaha haaaaha." diye dalga geçti.

Artık yetti ama. Parmağımı kaldırdım. "Bana bakın. Siz toplanıp bir köpek bile etmezsiniz." dedim. Bence bu kötü bir cümle oldu çünkü köpeklere hakaret.

Vera bankta tek oturuyordu. İzin vermiyordu diğer arkadaşları gelip otursun. Ağzındaki pembe Topitop'u çıkarıp yere fırlattı. İki üç adım atarak tam karşıma geçti.

"Yeşil gözlerini oydurtma bana. Ne dediğine dikkat et. Sen kime sesini yükseltiyorsun?" dedi. Ben de ona bir adım atarak, "Sağır mısın, sana da dedim. Var mı diyeceğin?" deyip karşısına geçtim. Zengin bir kız diye bana böyle davranmayı kesmeliydi.

Tam elini saçıma atıyordu, arkadaki kızıl saçlı kız, "Vera, hoca!" dedi. Sırıttım, kulağına yaklaşarak, "Bu kadar korkaksınız işte." deyip geri çekilip arkama döndüm. Hoca falan yoktu. Olsa da okul dışındaki olaylara karışmıyorlardı.

Tam iki adım attım. Arkamdan saçıma asıldı. "Yok, ben çıkış falan dinlemeyeceğim. Dersini verelim şunun." dedi.

Beni geri geri çekiştiriyordu. Elimi onun saçlarına uzatıyordum ama yetişemiyordum. Boyu bayağı bir uzundu.

Onun inadına bağırmadım. Beni erkek bir çocuğun eline verdi. "Bunu alın, bizim oraya götürün, ben geliyorum." Bizim oraya dedikleri yer, çer çöp, çığlıkların duyulmayacağı bir yerdi ve ben haftada bir buraya getirilirdim. Hep burada dayak yerdim.

Erkek çocuk saçlarımdan öyle bir çekti ki gözlerim doldu. "BIRAAAK!" diye bağırdım. Dirseğimle ona vurmaya çalıştım. "KES SESİNİ!" dedi. Artık oraya gitmek istemiyordum. Kızıl saçlı kız, yani Pelin, "Sen kaşındın, İlkim." dedi. Pelin de bilerek bana hoca dedi. Beni tuzağa düşürdü, o şeytan.

Okuldan biraz uzaklaşıp bir arabanın yanına geldik. Ön koltukta yaşlı bir amca vardı. O zengin kızın yardımcısıydı. Amca arabanın bagajını açıp kalın ip ve bir de bant almışlardı. Bunu hiç yaşamamıştım. Burada hiç ipe bağlanmamıştım. Bant ve ip nereden çıktı? Bunlar bana ne yapacaktı?

Ağzımı bantlayıp beni zorla arabaya bindirdiler. Kısa bir zaman ardından bir kulübenin önüne geldik. Burası neresiydi?

Kulübe ve ağaçlardan başka hiçbir şey yoktu. Arabadan indik ve kulübenin önüne geldik. Beni zorla iki erkek yere uzandırdı. Bacaklarımı ve elimi iple bağladılar.

"Bırak! Yardım edin!" Sesimi duyabilecek birileri vardır inşallah. Bu kulübe ve ağaçlar vardı sadece. İki erkek çocuk beni oturttu.

Lüks bir araba geldi ve araçtan Vera indi. Yanıma geldi. Bana doğru ağır çekimde geliyordu. Üzerime eğildi ve sırıtarak, "Son diyeceğin bir şey var mı, bücür?" dedi.

"Ölmeyeceğim." deyip yüzüne tükürdüm. Kız dona kaldı ve tüm gücüyle karnıma sert bir tekme attı. "Haberin yok ama ölümden beterini göreceksin." dedi tükürürcesine.

Erkek çocuklar beni kaldırdılar ve kulübenin içine soktular. Kalbim durdu sandım. Burada neler yaşandı? Kulübenin içi... kan gölüne dönüşmüştü tavanda asılı ipler, kanlar vardı.

Burada nefes almak bile zordu. Burada öldürülmüş yada işkence görmüş bir sürü çocuk gelip gitmişti. Allah kahretsin ölmek istemiyordum.

Çığlık attım beni çıkarın diyordum bağrıyordum ama ağzımdaki ip izin vermiyordu. En son ağlamaya basladım. Bunlar nasıl vicdansızlar böyle ya.

Bir adım bile atmıyordum onlar beni taşıyordu. Ayğımı yere basırıyordum arkama baktım ve verayı gördüm sırıtarak, bana bakıyordu.

Aklıma annemin bana Efsunla birlikte verdiği bıçak geldi o gün bana "bunu kaybetme hep yanında taşı demişti" kemerime takmıştım onu. Ve elim arkamdaydı.

İpi ayarlamak için beni bir köşeye bıraktılar. Sakin kalmaya çalışıyordum. Nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Sen İlkim Korkmazsın. Sakın korkma.

Bir dakika yoksa siyah adam bunlardan birimiydi. Allah hepsinin belasını versin. Elimi zarzor kemerimdeki bıçağa attım. "Oynaşma" dedi kapıdaki çocuk. Kafamı salladım.

Sonunda bıçağı aldım. İlk adım önce bileğindeki ve ayağındaki ipi çöz. Bir dakika kapıdaki nöbet tutan çocuk mal mal göz kırpmadan bana bakıyor Nasıl ayağımdaki ipten kurtulacaktım? Neyse en iyisi doğaçlama gitmek.

Elimdeki ipi çözdüm ve çocuğun bana gelmesini bekledim. Çocuk beni asmak için bana tam bir adım attığı esnada ben hemen ayağa fırlayıp, annemin bana verdiği bıçağı çocuğun koluna sapladım ve serçe çektim.

Dilan, "ne oluyor lan burada" diyip elimdeki bıçağı almaya çalıştı. Ben vermedim.

Çocuk çok sert bir şekilde bağırdı "bittin kızım sen" diyip saçıma asıldı ve beni yumruklamaya başladı ve dilan nöbetçiye "bezi ver" dedi ve bezi aldığı gibi burnuma bastırdı.

Nefes almamaya çalıştım ama dayanamadım. Dilan "bunun olacağını bilyordum." Ve bir anda bayıldım bu uyku ilacından daha berbattı...

Birisi üstüme buz gibi bir kova su döktü. Yavaşça gözümü açtım ve kendimi asılı buldum. İpi tavana bağlayıp benim bileğimden asmışlardı.

Montumu botumu çıkartmışlardı. Hava karanlıktı içeriyi sadece sarı lamba vardı. Hava buz gibiydi. İçerisi daha berbattı.

Odada bir erkek ve iki kız vardı. O kızlar da maalesef baba parası yiyen Buket ve Veraydı.

"Ooo prensesimiz uyanmış." Dedi platin kafa. Efe, "ben şimdi bu prensesi öld-" deyip bir adım atmıştıki "yaa Efe biraz zevkini tadalım. Bakalım bize nasıl davranıyor. Ona göre dayak atarız." Dedi limon kafa Buket

"O kirli ellerinizle sakın bana dokunmayın" dedim. platin kafa da elini bana kaldırıp sert bir tokat attı. "Sen benim elime kurban ol. Salak ya asılı hâla konuşuyor." Sarı saçlı Buket beni arkama çevirdi gözlerim kocaman açıldı.

Burda çeşit çeşit işkence aletleri vardı. Arkamdan Efe'nin "ben dayanamıyorum artık" diyip sert bir yumruk attı. "AAAAAA" Allahım bu nasıl bir acıydı. Ateş verdiler sandım belime.

Gözlerimden yaş aktı. Buket beni kendine çevirdi. Ve karnıma ser bir tekme attı. Ben acı çekişirken o "ben 5 yıl tekvandoya gittim." Efe de "bende 7 yıldır boksa gidiyorum" dedi platin kafa da orada benim acımdan keyif alıyordu. "Ee desenize işimiz kolay hahhahahaha"

Zenginlere hayat güzeldi işte her gün baba parası yiyorlardı ama kıymetini bilmiyorlardı. Onlar için paranın önemi yok ezerler geçerler. Onların anneleri babaları olduğu için güç buluyorlardı.

Ama polatın babası oğlu tarafından öldürülmüş ben olsam 2 dakika gözümü ayırmazdım.

Onlar anne baba kıymetini bilmeyen zengin veletlerin tekiydi işte.

28 gün sonra

O kadar çok dayak yedim ki, her yerim kırılmış gibiydi. Belkide kırılmıştı da. Kan ve ter içinde kalmıştım. Kanlar üstümde katman oluşturmuştu bazıları daha yeniyken bazıları kurumuştu.

Her yerimde kesik vardı işkence aletlerini çok kullanmamışlardı. Beni kendi ellerinde öldürmek istiyorlardı. Ama buna izin vermeyecektim.

Bu veletler 3 günde bir yemek ve su yediriyordu o da yediği yemeklerin artıklarını... bunlarda hiçmi vicdan diye birşey yok?

Bu kulübe iki odalıydı diğer odada onların eğlence odasıydı oraya gidip yemek yiyorlardı alkol tüketiyorlardı. Bazende karşıma geçip "ailenide bitiriceğiz" derlerdi.

Bunlar tanıdığımdan da kötü çıktı. Bu kulübede rahatlık yoktu. Ne zaman uyusam soğuk suyla uyandırılıyordum. Aile içinde yaşadıkları sorunların acısını benden çıkartıyorlardı.

Hele şu... sol el bileğimi neredeyse koparacakmış gibi sıkan ve ağırlığımı verdikçe bilegimi kesen bu ipler... bileğim mosmor olmuştu, su toplamıştı, tahriş olmuştu, kesilmişti. Ne zaman baksam ya kusuyordum, yada ağlıyordum.

Birde anneannem ve Efsun ne haldeydi onları hiç düşünmek bile istemiyordum. Onları evde yanlız bırakmaktan çok korkuyordum.onlara zarar gelmesin nolur.

Okuldaki zorbalarım aileme karıştıysa. Ben ölmem ben burda iki parçaya bölünsemde ailemi bırakamam. Efsun'u annem bana verdi kimseye vermem onu.

Bu iki gruptan oluşan takım araçlarından inip kulübenin önüne geldiler. Belki yaklaşık 7-8 kişilerdi. Pencereden gördüm. 3 kişi beni döverdi diğerleri de izlerdi. Buna "eğlence" adını vermişlerdi. Eğlencenize tüküreyim zengin şerefsizler.

Aralarından biri içeri geldi bu Polat'tı. "Vay vay vay sizin kız gebermemiş daha" karşıma geçti. "Beyler ve hanımlar bu gün eğlence benden olsun." Diyip piskopat gibi yüzüme yaklaşıp güldü. Diğerleri de içeri girip yere oturup bize baktılar.

"Nasılsın küçük kukla?" cevap vermeyince. Elini kaldırıp sol kulağıma vurdu "lan ne aval aval bakıyorsun" ip bir sağa bir sola sallandı. Kulağım çok kötü çınladı ama tepki vermemeye çalıştım. Yoksa onların eğlencesi olurdum.

Bu yüzden ses çıkartmamalıydım. "Oğlum şuradaki çantamın içindeki on iki yıllık viskiyi versene. Biraz eğlenelim" Neee hayır olmaz böyle birşey. Bu yaptıklarından daha ağır olurdu "Buket ipi alçaltsana" yok hayır yok olmaz bilincim gitmemeliydi.

Bilincim gitse bana ne yaparlardı onu bile tahmin edemiyorum. buna asla izin vermemeliydim.

Çok şükür ayaklarım yere değmişti. Nöbetçi Elimdeki ipi çözdü. Çözdüğü gibi ben yere yığıldım. Yerden tam kakacaktım polat beni tuttu.

Şişeyi ağzımın dibine getirdiler. Altın sarısı rengindeydi. İs kokuyordu. Sişeyi itmeme rağmen elimi tuttular, ağzımı açmamama rağmen ağzımı zorla açtılar, ayaklarımı tuttular ve şişeyi ağzıma bocaladılar.

Şişenin yarısından fazlasını içtim. Kalanı da kandan görünemeyecek üniformama döküldü. Midem çok kötüydü.

Midemi öyle bir yakıyordu ki nefes aldıkça o sıcaklığı hissediyordum. o yanıklık beynime kadar gitmişti.

Beni kaldırıp bıraktılar ve yürüdüğümde sendeledim. Gözümün önünü göremiyordum. Ve arkamdan 40 yıldır gülmemiş gibi hayvanca güldüler.

Sendeleye sendeleye birkaç adım attım. Pencerenin önüne geldim ve lüks arabaların arkasında biri dikilmişti.

Bu o maskeli adam...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.