Kardeşimle minderlerin üzerinde uzanmış, yağmurun sesini dinliyorduk. Kardeşim Efsun yağmur sesini çok sever, ama ben asla sevmem.
Ben daha sekiz yaşımdayken annem ve yanında bir adamla Efsun'u elime bırakıp gitmişlerdi. Neden on bir yıldır gelmediler, ben de bilmiyorum. Beni ve anneannemi müstakil bir evde Efsun'la yalnız bırakıp gitmişlerdi.
İyi ki anneannem vardı. Bize o bakıyordu. Annemi ne kadar bulmaya çalışsam da bulamadım, babam kimdi bilmiyorum.
Anneannem, "İlkim, Efsun, ellerinizi yıkayın, yemeğe gelin." diye bize seslendi. Efsun hemen ayağa fırladı, "Anneanne, bugün yemekleri sen mi yaptın?" dedi heyecanla. Anneannemin yaptığı yemekleri daha çok seviyordu.
"Oyy, kurban olurum sana ben. Tabii ki de ben yaptım. Ne o surat, ablası, yoksa kıskandın mı?" dedi, çok tatlı bir kadındı. "Anneanne, okuldan geç geldim diye seni yormadım mı?" dedim.
"Ahh, ne o, geldi yine başımın belası cümleler. Asla yormadın beni. Ne olmuş markete gidip ped aldıysan."
Şeyyy... Evet, anneanneme bu konuda yalan söylemiştim. Okuldaki zorbalarımdan dolayı eve çok gelmiştim. Allah korusun, şimdi kadın söylersem kalp krizi falan geçirir, kaldıramam ve onları ben halledecektim.
Efsun'la elimizi yıkayıp sofraya oturduk. Anneanneme yemekleri doldurmada yardım ettim. Altmış bir yaşında kadın olmasına rağmen çok enerjik bir kadındı. Otur diyorsun, oturmuyordu.
Sofraya oturduk. Yemeğimizi yerken kardeşim bir anda, "Anneanne, bizim annemiz ve babamız ne zaman gelecek?" Anneannemle göz göze geldik. "Okuldaki herkesin annesi ve babası var. Beni hep dışlıyorlar.
Hatta Eslem kalemimi kırdı."
Elindeki çatalı masaya vurdu. "Hep hasta diyorsunuz ama yoklar. Neden gelmiyorlar? Yoksa öldüler mi?" Gözüm dolduğu için başımı eğdim.
"Benim niye bir annem babam yok?"
"Anneniz iyileşsin, gelecek." dedi anneannem. "Off, yeter Allah aşkına, ölmüşler işte, ben çocuk değilim, büyüdüm artık." O bal rengi gözleri bir anda doldu. Biz cevap vermeyince, "Bağırdığım için çok üzgünüm. Ben odama gideceğim." deyip kalktı, gitti.
"Anneanne." dedim sesli bir şekilde. Anneannemin gözü önündeki tabağa kenetlenmişti. "Onlara ne oldu?" Her gün bunu ona sormaktan bıkmıştım. Anneannem sadece bilmiyorum dedi.
Ben de yemeğimi bitirip, Efsun ve benim bulaşıkları alıp yıkadım. Anneanneme döndüm, o hâlâ önündeki tabağa dalıp gitmişti. Ne görüyordu Allah bilir orada.
Yanağından öptüm. "Ben çıkıyorum anneanne." Cevap vermedi. Çantamı alıp evden çıktım.
Bir arkadaşım falan yoktu yanına gideyim. Bu yüzden markete gittim. Efsun için çilekli Topitop aldım. Kendim için de su ve çikolata alacaktım.
Tam elimi uzattım, buzdolabının yansımasından rafların arkasında bir maskeli adam gördüm. Hemen arkama döndüm.
Halüsinasyon gördüm galiba, çünkü arkama baktığımda kimse yoktu.
Marketten çıktım. Boş bir sokağa girdim. Bu sokakta birkaç tane dilenci olurdu, ama bu sefer yoktu. Nedense garip gelmişti. Biraz ilerledim. Arkamdan biri beni takip ediyormuş gibi hissettim.
Ya o adam bana kafayı taktıysa? Ama halüsinasyon da olabilirdi. Ama çok gerçekçiydi.
Bir anda arkama baktım. Ağacın arkasında biri vardı. Ne, gerçekmiş! Boğazım yırtılana kadar öyle bir bağırdım ki, nefessiz kaldım. Hemen koşmaya başladım.
Arkama baktım, ama o hâlâ orada dikilmiş, bana bakıyordu. Bu daha korkutucu olduğu için daha hızlı koşmaya başladım.
Evimin önüne geldim. Hemen eve girdim. Kapıyı kapattım ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Botumu ve montumu çıkardım. Banyoya doğru koştum ve elimi yüzümü yıkadım. Aynaya baktım.
Gerçekten halüsinasyon gördüm. Çünkü orada dikilmek yerine beni peşlerdi. Bu sefer daha rahat bir nefes aldım.
"Aaayyy, ne bu ses?" Anneannem uyumamıştı. Banyoya girdi, beni gördü. "İlkim, ne oldu sana? Cin görmüş gibisin." dedi. "Anneanne, çok uykum var, çok yoruldum. Odama giriyorum ben." deyip geçiştirdim. Banyodan çıktım.
İlk önce Efsun'un odasına girip onu kontrol ettim. Uyuduğu için kapıyı sessizce kapatıp çıktım. Ben de odama girip rahat bir nefes aldım.
O adam kimdi? Yoksa ben mi halüsinasyon görmüştüm? Çünkü ben bazen geceleri sabahlıyorum, bazen de saat dörde kadar uyuyamıyorum. Bence de halüsinasyon olabilirdi, çünkü 1,90 boyu vardı, siyahlarla kaplanmıştı, maskeyle yüzünü gizlemişti.
"Ne diyorum ben yaa, uyu İlkim."
Off, bugün erken uyumalıydım.
Üniformamı giyip odamdan çıktım. Bugün de doğru dürüst uyuyamadım. Mutfağa girdim. Sofrayı hazırladım.
Anneannem ve Efsun sofraya oturdular. Ben de birkaç şey yiyip okula gitmeliydim, çünkü fizik hocamızın verdiği projeyi götürmeliydim.
Hemen montumu, botumu giyip evden çıktım.
Bugün hava düne göre daha soğuktu. Kar hâlâ yağmamıştı. Dün olduğu gibi bu sefer de halüsinasyon görsem, psikoloğa gitmem gerekecekti ama o da hangi parayla?
Olmazsa kafede çalışırım. Yirmi dakikalık yolu yürüdükten sonra okuluma vardım.
Ben hâlâ lisede okuyordum çünkü para kazanmak için okulu bırakmıştım. Ama sonra pişman olup yalvar yakar okuluma geri dönmüştüm.
Okul kapısından girer girmez solumdan banklardan birisi bana seslendi. "İlkime bakın, eteği ne kadar uzun." Herkes bana baktı. Uzun dediği şey dizime geliyordu. Okula gidiyoruz, pavyona değil sonuçta. Umursamadım. Hızlı adımlarla okula girdim.
Öğretmenler odasına doğru gidiyordum ki, sınıfımdaki zengin zorba kızlar başıma dikildiler. Sağlarından geçecektim, ama kısa saçlı kız koluyla beni ittirdi, "Çekilin yolumdan." dedim.
"Puhahahaha, kıt kafalıya bak sen, ağzını kırarım kızım senin." dedi. "Kanka, bu bücürük müydü benim saçımı koparan?" dedi.
Evet, maalesef. Bu beşli kız grubu ve yanında da iki tane erkekle benim önceden yaptığım projemi kırmışlardı.
Ben de elimi bir tane uzun kızıl saçlı bir kızın saçını çekmiştim, olay buydu.
"Evet kanka. Benim de sevgilime göz dikti, bu işini halledeceğim bu fakir zavallının zaten." dedi yanındaki sarı saçlı kız.
"Geçen kopya istedim, vermedi. Hah, cesarete bak sen. Bence de yarın çıkışta onun işini halledelim." dedi. Bu beşli benim kılıma bile dokunamaz. Hele bir dokunsunlar, hesabını sorarım onlara.
Kısa saçlı kız, "Sınıfa gidelim, hocalar görecek ve her yerde kamera var." dedi ve gittiler. Allah bilir, bu sefer hangi kızın başının belası olacaklardı. Bunlar gibiler erkeklere yavşıyorlar, kızları da zorbalıyorlar.
Derin bir nefes aldım. Bu sefer de Ayla öğretmen kabul etmezse, artık okul falan yoktu benim için. Bu projeyi üç kere yapmıştım.
Ayla öğretmenin yanına gittim ve projeyi verdim. "İdare eder, en fazla 80 veririm." dedi. "Siz nasıl uygun görürseniz." dedim ve hemen çıktım. Oh be, kabul etti. Rahatlayıp sınıfıma gittim.
O kız grubu, dediğim gibi, başka bir kıza bela olmuşlardı. Güle eğlene sessiz kızın saçını kesiyorlardı.
Rahatsız olduğu yüzünden anlaşılıyordu. Bana bakıyordu, sanki benden yardım istiyordu. Hiç uğraşmadım, kendisini kendisi koruması lazım, etrafındaki insanlardan oturup da yardım bekleyemezdi.
Onun belasını kendime alamazdım. Kendi hakkını kendisi savunsun.
Bilinçaltının gücü diye bir kitabım vardı, onu açtım, sessizce onu okumaya başladım, okulda günlerim genelde böyle geçerdi.
Sandalyemde oturmuş, kitap okuyordum. Zil çaldı, artık evime gidebilirdim. Okuldan çıktım. Okul kapısına doğru yürüdüm.
Ama bir şey dikkatimi çekti. Bir çöp kutusunun arkasında bir şey gördüm. O siyah maskeli adam. Adımlarım yavaşladı. Bu halüsinasyon falan değildi, bu gerçekti.
Birisi ile gitmek istedim, ama okuldaki herkes çıkmıştı bile. Sağıma soluma baktım. Arkamdaki sürden atlayacaktım, ama adam ne yapacağımı anlayıp bana doğru koşmaya başladı.
Aklımı kaçırdım sanki, ben de hemen arkama dönüp sürden atlamaya çalıştım, ama sür çok uzundu.
Ya o adam beni kaçırsaydı. Efsun ve anneannemi yalnız bırakamazdım. Bu aklıma gelince sürü çıkıp ve atlamam üç saniye sürdü. Biraz ilerledim, adam hâlâ arkamdaydı.
Gitmesi için çığlık attım. Boğazım acıdı. Bu çığlığımı herkes duyabilirdi ama kimse yoktu. Ne oluyordu be? Bu adam kimdi? Paralel evrende falan mıydım ben? Evimin önüne kadar bu adamla beraber çok kısa bir sürede gelmiştik.
Nedense evin önüne geldiğimde, arkama baktığımda ortalıkta yoktu. Evime girdim. Nefes almaya çalıştım. Güvendeydim artık. "Sakin ol İlkim, sakin ol." dedim kendime. Botumu çıkardığım gibi odama gittim.
Biraz kendime geldim, üstümü falan çıkardım. Rahat bir şeyler giydim. Odamdan çıkıp mutfağa gittim. Efsun sandalyede oturmuş boyama yapıyordu. Sabah büyüdüm diyen fareye bak sen. "Efsun, ablam, nasılsın? Ben yokken sıkıldın mı bakalım?" dedim.
"Abla? Ne zaman geldin?" deyip boynuma atladı. Beni mutlu eden sadece onun sarılmasıydı. Tüm stresim onun bir sarılması ile yok oluyordu. "Bugün Efsun'um için erken geldim." Onu bırakıp yemek hazırlamaya başladım.
Basit şeyler yaptım. Hazır mantı ve salata yaptım. Başka da bir şey yapmadım. Aklımda bir sürü soru vardı. O adam kimdi? Aileme zarar mı verecek? İki gündür neden peşimde? Neden ben?
Sofrayı kurdum, anneannemi çağırdım. "Şevval Hanım, sofraya gelin, bugün mantı var." dedim.
Allah bilir, yine çalışma masasındadır.
"Abla, neden mantı yaptın, ben sevmiyorum." dedi Efsun. Açık sarı saçlarından öptüm, kokladım. "Yakın zamanda alışverişe çıkarız. O zaman istediğin her şeyi yaparım. Bu ay bursumu alayım. Olur mu?"
Başını salladı. Bu evde benim bursumla geçiniyorduk. Ara sıra da işe falan giriyorum. Biliyorum, çok büyük değilim, bir yetişkin değildim ama elimden geldiğince para kazanmaya çalışıyordum. Bizim annemiz, babamız yok, her gün bizi beslesin.
Anneannem geldi, yemeğimizi yedik, bulaşıkları yıkadım. Salona gittim, kardeşim penceredeydi, anneannem de her zamanki gibi çalışma masasındaydı.
"Ne yapıyorsunuz bakalım, Şevval Hanım?" Önündeki dosyayı kapattı ve "Hiç. Eski meseleler." dedi. Efsun'a baktım, pencereden dışarıyı izliyordu. Ben de koltuğa oturdum. Ödevlerimi yapacaktım.
En sevmediğim derslerden olan kimyadan ödevim vardı. Efsun seslendi, "Abla, o siyah maskeli adam yine burada." dedi. Ne demek istiyordu? Anneanneme baktım, elindeki kalem yere düştü. "Ne diyorsun ablacım? Hani, bakayım." dedim ve ayağa kalktım. Pencereye doğru yürüdüm.
Perdeyi azıcık açtım, ama kimse yoktu. Bugün de hava biraz sisliydi. "Kimse yok burada ablacım, hadi sen yatağına geç, halüsinasyon gördün galiba." dedim çünkü bu imkânsızdı, evime kadar gelmiş olamazdı. Efsun odasına gitti, anneanneme baktım, o hâlâ donmuştu.
Ödevlerimi bitirdim ve mutfağa gidip 60 damla uyku ilacını suyuma koydum. Aradan 10 dakika sonra uykuya dalardım. Odama gittim. Gözlerimle aynı renkte olan yeşil pijamamı giydim. Göğsüme kadar gelen siyah saçımı taradım.
Tam yatağıma uzandım, salondan anneannemin sesi geliyordu. Kiminle konuşuyordu bu kadın bu saatte? Yatağımdan kalktım, salonun kapısını hafif araladım. Anneannem pencerenin önündeydi.
Elinde telefonla konuşuyordu. Kaşları çatmış ve sinirliydi. "Torunumun peşini bırakacaksın."
Ne dedi bu kadın?
Bir dakika, yoksa maskeli adamdan mı bahsediyordu bu kadın...