İçeriğe geç

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Kanla yazılan aşk…

Bölüm 6

Gerçekler

Gözlerimi bu sefer gün ışığıyla açtığımda karşımda Ateş’i buldum. Hemen doğruldum ve duvardaki saate baktım. Saat daha sabahın beş buçuğuydu. Zaten bu aralar uyku düzenim berbattı. Ne uyuyabiliyordum ne de kafamı yastığa koyabiliyordum. Gözlerimi ovuşturdum ve ayağa kalktım. Çantamıda alıp lavaboya girdim. Burasıda oldukça küçüktü. Kahverengi kolsuz hafif göğüs dekolteli bir crop giydim üstüme, altıma ise hava oldukça sıcak olduğunda kısa siyah bir bol etek. Sonra lavabodan çıktım. Biraz hava almak için sessizce dışarıya çıktım. Kollarımı göğsümün altında hırkamla birlikte bağladım.

Gökyüzüne baktım, ağaçlara baktım, bu güzel yeşilliklere baktım… Sonra gözlerim bir yerde takılı kaldı. Ateş… A-Ateş…. Ateş? Duman? Bu da neydi? Bir yerden ateş yükseliyordu. Hemen o tarafa koşmaya başladım. Biraz yakınlaştığımda burada bir yangın çıktığını fark ettim. Dumandan dolayı öksürerek kulübeye döndüm. Kapıyı hızlıca açtım ve bağırmaya başladım. “Hey! Uyanın! Size diyorum uyanın! Ateş?! Atalay! Aksu! Ayaz! Hey!” Dedim var gücümle. En son Ateş zorda olsa gözlerini araladığında ona doğru yöneldim. “Ateş! Kalk çabuk hadi!” Diye sessizce bağırdım. O nasıl oluyorsa artık. Ateş kalkıp gözlerini ovuşturdu. “Ne oluyor Cihan’ın kı-” diyecekken onu kolundan çekip kaldırdım. “Yürü çabuk, ne olduğunu göstericem.” Dedim ve yerde onun montu olduğunu tahmin ettiğim montu ona doğru fırlattım. Hala etrafa uykulu gözlerle bakıyordu. Altında siyah eşofman üzerinde ise siyah atlet vardı. Montu alıp üzerine geçirdi ve kapıya yöneldi. Ayakkabılarını hızla giydikten sonra birlikte dışarıya çıktık. Bana soran gözlerle bakıyordu. “Ne oldu söylesene?” Dedi. Kolundan tuttum ve ateşi görebileceğimiz bir yere çektim. “Ateş.” Dedim. Bana döndü ve “efendim?” Dedi. Derin bir nefes aldım ve parmağımla ateş olan yeri gösterdim. “O anlamda demedim. Ateşe bak! Yangın çıkmış.” Dedim. Sonra onu kolundan tutup koşmaya başladım. Kolundan tuttuğum için o da benimle birlikte koşuyordu.

Bölgeye yaklaştık, yaklaştık ve en son vardık. Belli bir sayıda olan ağaçların arasında büyük alevler vardı. Öksürerek etrafa baktım. “Mehir, buradan uzaklaşmamız gerek!” Dedi Ateş. Ben ise cevap vermek yerine hırkamı çıkartıp alevlerin üzerine attım. Attığım kısımdaki alevler sönmüştü. Hırkamı yerden aldım ve diğer alevlerin üzerine attım, tekrar söndü. Ama hırkam git gide yırtılmaya başlamıştı. Ateş’e döndüm. “Hadi! Sende montunla yap.” Dedim. İlk itiraz edecek gibi oldu ama sonra vazgeçip montunu çıkardı. O da benim yaptığımı yapmaya başladı. Bir süre sonra ona döndüm. “Ben kulübenin tuvaletinde iki tane yangın tüpü görmüştüm. Onları alıp geliyorum sen devam et.” Dedim ve kulübeye koşmaya başladım. Hemen içeri girip yangın tüplerini aldım. Diğerleri hala uyuyorlardı. Oraya geri koşmaya başladım. Bölgeye vardığımda yangın tüplerinden birini Ateş’e verdim. Yangın küçük bir bölgedeydi ve daha fazla yayılmadan söndürmeliydik. Yangın tüpünü yangına doğru tuttum ve sıkmaya başladım. Ateş’de benim gibi yaptı. Bir süre sonra yangın söndü. Nefes nefese yangın tüpünü yere attım. Ateş’inde hali benle aynıydı.

Elimi sağa sola savurup tutunacak bir ağaç aradım. Ama bulamayınca yere çöküyordumki Ateş kolumdan tuttu. Bir koluyla belimi sardı ve bir ağacın gölgesine yürütmeye başladı. Ağacın yanına geldiğimizde beni yere bıraktı ve kendiside oturdu. Ağaca yaslanıp başımı yukarıya kaldırdım. Gökyüzüne bakarak derin bir iç çektim. Bir kaş dakika sonra yanımda oturan Ateş’e döndüm. O da bana bakıyordu. “Te-teşekkür ederim.” Dedim sessizce. “Niçin?” Dedi. “Yardım ettiğin için…” dedim yine sessizce. Gülümsedi ve sonra ayağa kalktı. Bende zorlukla ayağa kalktım. Sonra çok yüksek bir ses duyduk. Bir dakika bu silah sesi miydi? Korkuyla Ateş’e baktım. O ise gayet rahat görünüyordu. “A-Ateş noluyor?” Dedim. Endişeyle yüzüne baktım ama onda hiç bir değişiklik yoktu. Bir kaç dakika sonra ellerinde silahlarla on-on beş adam yanımıza geldi. Silahları bana doğru doğrulttular. Kim olduklarını tahmin ettiğim için Ateş’e baktım. O ise boğazını temizledi ve adamların yanına geçti. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim. Sadece Ateş’e bir cevap bekler gibi baktım.

“Bunları anlamayacak kadar saf olman beni üzüyor Cihan’ın kızı. Baban akıllıydı, kızıda ona çeker sanmıştım ama sen… Annene çekmişsin sanırım.” Dedi ve gülümsedi. Ne? En başından beri oyun muydu? Her şey… Aksu, Ayaz, kaçışımız… Her şey bir oyun muydu? Bana sözleri, özür dilemeleri… Nasıl? Nasıl oyun olabilirdi? Neyi sorguluyordumki? Onun gibi bir insana güvenilir miydi? Buda benim aptallığımdı. Sinirle ona baktım. “Sen kimsinde benim zeka seviyemi sorguluyorsun? Ben senin gibi şerefsiz değilim! Kendi zavallılığına bak önce. Ama sana bunların hesabını öyle bir ödeteceğim ki… İntikamım kötü olacak babamın katili!” Başını yana doğru yatırdı ve gülümsedi. “O günü heyecanla bekliyorum Cihan’ın kızı.” Dedi. Sonra başıyla bir işaret yaptı. Adamlardan iki tanesi gelip kolumu tuttular. Kollarımı çekiştirdim ama bir işe yaramadı. Sonra diğerleri koşarak geldi. Aksu ağlıyordu. Ayaz ise onu kolundan tutmuş başına bir silah dayamış çekiştiriyordu. Aksu bilmiyor muydu? En azından onun sahte olmaması beni rahatlatmıştı. Sonra abim çıktı. Başında bir silah ve yanında bir adamla. O da bilmiyordu tabiki… Sonra Suat abi ve Kenan amca… İkisininde yanında bir adam vardı ve başlarına bir silah namlusu dayanıyordu.

Sinirle Ayaz’a döndüm ve kendimi tutamadan bağırmaya başladım. “Pislik herif! Haketti mi lan bu kız bunlar? Haketti mi? Ha! Ama sizin hepinize öyle bir şey yaşatacağım ki… Cehennemin dibine gittiğinizde bile unutamayacaksınız.” Dedim ona bakarak. Aksu ise tüm ağırlığını Ayaz’a vermiş ağlıyordu. Abim ise kollarını çekiştirip bana gelmeye çalışıyordu. Suat abi bana baktı ve konuştu. “Seni kurtaracağım Mehir, sadece dayan ve beni bekle kardeşim!” Dedi. Gülümseyerek kafamı salladım. Sonra yanımdaki adamlar beni çekiştirerek bir arabaya soktu. Yanımada Ateş’i. Ona yanaşmamak için cama yapışacaktım neredeyse. Bir kaç dakika böyle devam ettikten sonra kolumda bir el hissettim. Umarım halüsinasyon falandır. Kafamı çevirmeden eline uzandım ve kolumun üzerinden çekecekken beni kendine doğru çekti. Kafamı döndürmemek için direndim ve uzaklaşmaya çalıştım. Ama kolumu öyle tutuyorduki yerimden kıpırdayamadım. Sonra çenemi baş ve işaret parmağıyla tutup kendine çevirdi. Aramızda yarım karışlık bile mesafe yoktu.

Kaşlarımı çattım ve sinirle diyeceğini beklemeye başladım. Önce gülümsedi sonra ise konuşmaya başladı. “Bu kadar sinirli olma Mehir… Bu sinir sana lazım olucak.” Dedi keyifle. “Sen de şimdiki keyifinin tadını çıkar bence. Ecelin olduğumda keyifli zamanlarını özleyeceksin.” Dedim ve geri çekilmeye çalıştım. Ancak bırakmak yerine belimi sarıp hareket etmemi daha çok engelledi. Birazda olsa geriye çekilmeyi başarabildiğimde daha çok yaklaştı. Ve artık gidecek yerimde kalmamıştı. Kollarını iki yanıma dayadı ve “Çok isterim Cihan’ın kızı ama maalesef bu gerçekleşemeyecek.” dedi. “Uzaklaş!” Dedim. Sırıttı ve biraz daha yaklaştı. “Uzaklaş dedim pislik herif!” Dedim. Ama beni ciddiye almıyor gibiydi. “Uzaklaşmazsam nolur? Yüzüme falan mı tükürürsün!?” Dedi. Hiç bir şey söylemeden karnın sağ tarafını ölesiye cimcikledim. İnleyerek cimciklediğim yeri tuttu ve uzaklaştı. Hiç bir şey söylemeden kafamı çevirdim. Bir süre sonra o malikaneye benzeyen yere yine geldik. Öndeki adamlar çıkıp benim kapımı açtı ve kolumdan çekerek çıkardılar. Tam çekiştirerek götüreceklerdiki o pislik “durun, onu ben götüreceğim” dedi. Derin bir nefes aldım.

Yanıma geldi ve kolumdan tutarak yürümeye başladı. İçeriye girerken kafasını çevirip bana baktı. Ona öyle bir bakış attım ki ondan ölesiye tiksindiğimi anladı ve yutkunup önüne döndü. Sonra beni bodrum kata indirmeye başladı. “Napıyorsun?” Diye sordum ama hiç bir şey söylemeden en dipteki mahsene benzeyen odaya getirdi beni. Yutkunarak ona baktım. “Hasta mısın sen burada nasıl yaşayayım?” Yine sırıttı ve “İstersen yanına Alev’i de göndereyim birlikte yaşayın ha?” Dedi. Öfkeyle arkamı dönüp içeriye girdim. Sonra hiç beklemediğim şekilde o da girdi ve kapıyı kilitledi. Kaşlarımı çattım. “Napıyorsun? Bir şey yapmaya çalışma hiç uğraşamam babamın katili.” Yine o pis sırıtışını yüzüne yerleştirdi ve üzerime yürümeye başladı. Normal şartlarda geri adım atardım ama korkmadığımı göstermek için dim dik durdum. Aramızda bir adımlık mesafe kadar kaldığında durdu. “Cihan’ın kızı… Sana hayatın boyunca unutamayacağın bir şey yapayım mı?” Gülümsedim ve “Yap… İntikam defterine bir şey daha eklemiş olurum ve sana daha kötüsüyle geri dönerim.” Dedim. Bir anda belimi kavrayıp beni kendine çekerek aramızdaki o bir adımlık mesafeyi kapattı. Yine bundan hoşlanmadım ama hiç bir şey yapmadım. “Neyse bunu zamanı gelince yapacağım.” Dedi ve gülümseyip arkasını döndü. Sonra kapıyı kapatı çıktı.

Yapamıyordum… İntikam falan alamıyordum. Bu iğrenç yerde babamın intikamını alamadan ölüp gidecektim. Artık yorulmuştum. Gerçekten… Çok yorulmuştum… Sonra sanırım ağlayarak uyuyakaldım.

* * *

Birinin beni sarsmasıyla gözlerimi açtım. Alev… Ne istiyordu benden? Niye gelmişti? Oturduğum yerden hemen kalktım ve ona nefretle baktım. O ise kardeşi gibi sırıttı. “Sonunda uyanabildin uyayan güzel.” Dedi. “Ne istiyorsun?” Dedim. Ellerini cebine sokarak bana doğru yürüdü. Bu sefer geri adım attım. “Hiç bir şey… Sadece biraz konuşmak için geldim.” Dedi ve kolunu uzatıp belimi tuttu. Belimdeki elini sıkıca tutarak belimden çekmeyi başardım. “Neden böyle yapıyorsun? Ha güzellik? Konuşalım istiyorum sadece.” Dedi. Hiç bir şey söylemedim. Sessizliğim onu daha çok sinirlendiriyor gibiydi. “Neden konuşmuyorsun!? Konuşsana!” Dedi öfkeyle. Ben ise öfkelenmiş haline sırıtarak baktım. O ise öfkeyle üzerine yürümeye başladı. Her ileri adım attığında ben geri adım attım.

En son hızla öne atılıp kolumdan tuttu. Kolumu geri çekmeye çalıştım ama çok sıkı tutuyordu. “Bırak beni pislik bırak!” dedim ve bir yandan bağırıp bir yandan kolumu çekmeye çalışıyordum. Üzerime doğru yürüyüp duvara sıkıştırdı. İttirmeye çalıştım ama olmadı. O pislik ve büyük cüssesini yerinden oynatamadım. En son biri kapıdan içeri dalıp önümdeki pisliği kenara çekti. Kafamı kaldırıp çeken kişiye baktım. O kişinin gözü gözüme değdiği an ateşe dokunmuş gibi kaçırdım bakışlarımı. Evet, bu Ateş’ti. Gözlerim dolmuştu. Dövüşebilirdim ama iznim olmadan bir erkek bana dokunduğunda sokaklarda yaşarken yaşadığım tacizler geliyordu aklıma. Hareket edemiyordum. Ateş yanında getirdiği iki adama Alev’i götürmelerini söyledi. Adamlar Alev’le birlikte odadan çıktıktan sonra kapıyı kapattılar. Kafamı kaldırmadım ve olduğum yerden hiç kıpırdamadım. En son bana doğru gelen adım sesleri duydum. Adım sesleri tam önümde durdu. Yine kafamı kaldırmadım ve hareket etmedim. Çenemde iki parmak hissettim. Bu iki parmak çenemi tutup havaya kaldırdı. Yani Ateş kafamı kaldırarak onun yüzüne bakmamı sağladı. Saçları oldukça dağılmıştı üzerinde siyah bir gömlek vardı ve gömleğin düğmeler yarısına kadar açıktı.

Yüzünde dağılmış bir ifade vardı. Ben ise gözlerindeki nefreti korumaya çalışarak yüzüne baktım. Hızla elini çenemden çektim. “Mehir iyi misin?” Dedi. “Bunu sen mi soruyorsun?” Dedim nefret dolu bir şekilde. Gözleriyle beni hafif bir süzdükten sonra bir soru daha sordu. “O sana bir şey yaptı mı?” Alay eder gibi gülümsedim. “Sorduğun sorunun farkındasındır umarım.” Deyip onu önümden kenara ittirdim. Zorluk çıkarmadan çekildi. Ben yatağa doğru ilerlerken konuşmaya başladı. “S-sarhoş o, Mehir.” Dedi. Yatağa oturup kafamı kaldırma gereksinimi duymadan, “Umurumda gibi mi gözüküyor?” Dedim. Ateş’te pek kendinde gözükmüyordu. Yürüdü ve önümde eğildi. Kaşlarımı çattım. “Mehir…” dedi şiir gibi. Yüzüme bakmaya çalışıyordu ama diğer tarafa döndüm. “Artık gider misin?” dedim sertçe. “Gitmiyorum. Hatta burada içeceğim.” Dedi. Şaşırmış gözlerle ona döndüm. “Saçmalama git şuradan!” Dedim. Ama dinlediği yoktu. Kapıya birinin ismini seslenip o illet içeceği getirmesini söyledi. Yapacak bir şeyim yoktu. Kendimi yatağın köşesine çektim. Duvarayaslanıp olacakları izlemeye başladım.

Adam bir şişe ve bardakla gelip yerde oturan Ateş’in önüne bıraktı ve çıktı. Ateş önce bir bardak içti. Sonra iki, sonra üç, sonra dört… Artık sayamamıştım ve tam anlamıyla sarhoş olmuştu. Öksürüp bir bardak daha katıyordu ki konuştum. “Dur, daha fazla içme yeterince sarhoşsun.” dedim. Şişeyi yavaşça bırakıp bana baktı. “Sar-sarhoş… sarhoş değilim ama içme dediğin için içmeyeceğim.” Dedi. Sonra ayaklanmaya çalıştı ve dengesini kaybedip sendeledi. Yürümeye çalışıyordu ama başaramıyordu. En son yanına gidip kolundan tuttum ve yatağa oturttum. “Senin derdin ne? Zaten sana oldukça sinirliyim birde karşımda pturmuş içiyorsun. Bu kadar mı ölmek istiyorsun?” Dedim karşısında dikilirken. “Ö-ölmek değil, senin elinde ölmek istiyorum.” Dedi ve kafasını bana kaldırıp sırıttı. Sinirle, “İyi, yakında gerçekleşecek zaten.” dedim. Bir anda kolumdan tutup yanına çekti. Şişeyi gösterip “sende ister misin?” Dedi. Yüzümü buruşturdum ve yanına oturdum. “Ben o illet şeyi içmem!” Dedim. Kafasını bana çevirdi. “Bir kaç saat önce seni öpmemin bedelini ödedeteceğini söylemiştin. Hala bekliyorum…” dediğinde kan beynime sıçramıştı. Bu artık sakinliğimin son noktasıydı. Ayağa kalkıp yakasını bir elimle kavradım. “Bana bak! Sana onu gerçekten çok pis ödeteceğim ama zamanı değil. Seni şimdi burada öldürmemi istemiyorsan kapa çeneni!” Dedim yakasını tuttuğum elimi kavrayıp kendine çekti. Aramızda bir kaç santim kalmıştı. Gülümsedi ve yine beni çıldırttı. “Hadi ödet şimdi. Ya da şimdi öldüredebilirsin beni. Bekliyorum hadi.” Dedi dişlerimi sıkıp ondan uzaklaşmaya çalıştım ama bırakmadı.

“Senden tam anlamıyla…” dediğimde sözümü kesti. “Tamam… Biliyorum nefret ediyorsun anladım.” dediğinde bir elini belime attı. Belimi sıkıca kavrayıp kendine çekti. Sarhoş olduğu için bir şey yapmamıştım ama bu kadarı fazlaydı. Belimdeki elini sertçe tutup çektim. Yakasındaki elimi kavrayan elinide çektiğimde arkamı dönüp uzaklaştım. Gidip duvarın dibine oturdum. Mayısın sonlarında olmamıza rağmen zemin bir hayli soğuktu. Altımda da mini etek vardı ama umursamadım. Ateş ise bana dönüp konuşmaya başladı. “Mehir… Mehir…” dedi iki kez ve ikincisinin ‘i’ harfini biraz daha uzatarak söylemişti. “Efendim.” Dedim bıkkın bir sesle. “Gitme… Gel lütfen.” Dedi. “İstesemde gidemem zaten. Ama gelmeyeceğim. Birilerini çağır götürsünler artık seni.” Dedim. Kafasını iki yana salladı. “Gitmeyeceğim. Bu gün burada kalacağım. Gelmezsende gelmeni beklerim.” Bıkkın bir nefes verdim. İnadını kıramayacaktım. “Peki, tamam Ateş. Yat şu yatağa zıbar sabahta kalk git o zaman. Konuşma artık!” Dedim ve duvarın dibine kıvrıldım. Kafamı duvara yaslayarak gözlerimi kapattım. “Saçmalama gel şu yatağa ben beklerim orada.” Dedi. “Sus artık uyuyacağım.” Dedim ve söylediği hiç bir şeyi duymamaya çalışarak uykuya daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.