İçeriğe geç

Kankar Geceleri

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Kankar Geceleri

Bölüm 5

5.Bölüm: Mektup

Uyandığımda hava tam aydınlanmamıştı, kuşların sesiyle beraber havanın soğukluğu bir-biriyle karışmıştı. Jamese bakmak için kafamı çevirdiğimde, orada yoktu. "James?" Sağıma soluma bakarak. Ayağa kalktım "James! neredesin?" Bu sefer bağırdım, telaşlanmıştım, ellerimi saçlarıma götürdüm. Hangi cehennemdeydi bu?

"Hey kendini niye bir tavuk gibi yoluyorsun?" Ses gelen tarafa baktım. James ellerinde odunlarla yanıma geldi. "Neden öyle bakıyorsun?" , yaklaşıp koluna vurdum "aklımı kaçırdım aptal! Bir şey oldu zannettim!", "tamam sakin sadece odun topluyordum" odunları yere bırakarak. "Ne gerek var oduna?" Merakla baktım. "Bir şeyler bişiririz" odunlarl düzmeye başlamıştı. "Tamam pekala" odunlara baktım "ne yiyeceğiz?". James odunları düzerek konuşmaya başladı "Aslında burada balık tutmaktan başka çaremiz yok, bu yüzden balık yiyeceğiz". Göle tarafa baktı "umarım balık vardır". " Balık nasıl tutacağız? Sabah sabah balıkmı yenir!?" O odunlarl dizerken başında dikildim. "Balığı odunla tutacağız, ucunu biraz keskin yapıp" cebindinden küçük bıcak çıkardı " bununla" yeniden cebine koydu. "Onun sende ne işi var?" Tırsmadım değil açıkcası. " Aslında hep gezdiririm üzerimde, tehlikeye karşı savunma gibi düşün" umarım tehlike o değildir "tamam şimdi balıkçı adam, şimdi yemek bulalım" odunlardan birini eline aldı "tamam ama balıktan başka çaremiz yok " bıcağı tekrar çıkardı ve tahtanın uç kısmını sivrileştirdi " tamam balığı sen tut ateşi ben yakarım!" Tahtaların yanına gittim. "Yakamayacaksın bende-" sözünü kestim "Hadi sene! Ben yakarım, bana öğretme defalarca yapmışlığım oldu" yüzüme baktı sırıtıp balık tutmaya gitti.

Kahretsin! Tahtaları ne kadar bir birine sürtsemde olmuyor! Ayağa kalktım ve ağaca tekme attım. Sert bir tekme attığım için ayağım acıdı. Arkamı döndüğümde ateşin yakıldığını fark ettim. Ateşi benmi yaktım? Ben yaktım! Ateş kraliçesiyim artık!.

Omzuma bir kol değdiğinde refleks olarak arkama baktım. "Ateşi böyle yakarlar" bir eli omzumda bir eli ise kibritle oynuyordu. Kibriti cebine koyup, elini başıma götürdü." Bir dahaki sefere beni dinlesen iyi olur ufaklık" ateşe doğru gitti. " Hey! Ben ufaklık değilim tamammı!? Sadece üç yaş büyüksün!" Koşmaya başladım.

"Midem bulandı" ellerimi gölde yıkadığım için kurulayarak ateşe yaklaştım "bir şey olmaz ama sakın kusma burayı kirletme ve ellerini üzerine silme hava soğuk ateşte kurula ellerini" gözümü devirerek baktım " küçük çocuk değilim" ateşe doğru ellerimi uzattım " yola çıkmamız gerektiğini biliyorsun değilmi?" James bakışlarını ateşden çekmeden konuşmaya başladı "hâlâ bana güvenmiyormusun? Nereye gideceğini biliyorsun ama söylemiyorsun." Ellerim kuruduğu için ellerimi kollarıma doladım. Gözlerimi ilk önce Jamese doladım ama sonra mahçup bir şekilde " güveniyorum ama bunu sana söyleyemem, bunu kendime yediremiyorum daha" kar yine yağmaya başlamıştı, bu sayede acım ikiye katlandı.

Gözlerimin dolduğunu hiss ettim, donuyordum. Sanki içimde yakılmıştı bu ateş ama sandece içimi yakıyordu ve bu canımı acıtıyordu. "Hey! Beni duyuyormusun?" Göz yaşımı sildim ve Jamese baktım "dalmışım" yapa bildiğim en gerçekçi gülümsemeyle. James gözlerini kısarak bana bakıyordu, o anlamasım diye tam anlamıyla otuz iki diş sırıtıyordum." Öyle bakmaya devam edersen rüyalarıma girersin" sırıtarak " ve bu çok korkunç olur" gözlerimi devirdim tekrar ona baktım "sadece bu halimle değil, herhalimle kork benden"

Ateşi söndürüp yola koyulduk. Her yer ormanlık araziydi, ağaçlar kar sayesinde üzerlerini beyazlatıyordu ve bu bir gelinliği anımsatıyordu. Herkes için mutluluğu getiren beyaz gelinlik ve kar, bana dehşet verici bir acıyı,yanlızlığı sembolize ediyordu.

Gölün etrafını geçmiştik ve çok yorulmuştuk. "Sen yolda susmayı beceremezmisin?". Oturup ağaca yaslandım " kusuruma bak ama sesim ve ağzım var bu yüzden hayır beceremem" Jamese bakmasam bile gözlerini devirdiğini hiss ediyordum. " Biliyorum çünki sen nesin? Ah tabii ya! Havuç kafa!" Koluna vurdum "havuç kafa değilim ben!" Sesli olmasada gülmesini duydum," kes sesini!"

" Şimdi tüm yolu düz gideceğiz, ve sonra gemiye" elimdeki haritayı katlayıp cebime koydum.

*yazarın anlatımıyla*

Violet ve James yola koyuldu. Peki ya kral Hery? Violetin yokluğuni görünce ne yaptı dersiniz? Tam anlamıyla çılgına döndü. Muhafızları Violeti aramaları için yola koydurttu. Eğer Violeti bulmadan geriye dönerlerse, canlarını okutacağını ve zindanlarda çürüteceğini söyledi. Ama, durun bir saniye sizcede biraz garip değilmi? Violete olan bu baba hissi?

Violet gittikten sonra Sophia da ortadan kaybolmuştu. Kral Hery'nin deliye dönmesi bu yüzdendi, acısı iki kata çıkmıştı.

*kral Hery'nin anlatımıyla*

Her sabah antreman yüzünden, kahvaltıya geç kalan kızı özlemiştim. Sophia'nın melek gibi enerjisi olmayınca, etraf toz pembeden griye dönüşüyordu. Sizce neden gri renk keder zamanı söylenirken, giyilirken,anlatılırken pembe neden tam tersiydi? Neden gri pembe gibi değildi? Hizmetçiler sofrayı toplamaya başlamıştı. Hiç birşey yiyememiştim, boğazımdaki bir düğüm sayesinde.

Kızım Sophia'nın odasına girdim, kendisinin seçtiği pembe perdeler gözüme çarptı. Odasına girip biraz baktım. Violet'in odasına gitme kararı aldım. Odasına girdiğimde tam Sophia dan farklı olan odasına baktım. Onun sevdiği renk turuncuydu, bu yüzden perdeleri turuncu renk istemişti. Violet'in odasında biraz gezindim, gözlerimin dolduğunu hiss edince yatağa yaklaştıp pencereye bakarak oturdum. Ses geldiğinde kafamı yatağa çevirdim. Buda ne? Kağıtı elime aldığımda bunun bir mektup olduğunu gördüm. Açtığımda şunlar yazıyordu.

Sevgili kral Hery ve onun ailesi,

Onun ailesi diyiyorum çünkü,

Ben sizi kendi ailem gibi görmedim,

Size çok minnetdarım ama,

Son olaylardan sonra kendimi çok kırgın hiss ettim.

Bir yetim olduğumu bir kez daha anladım,istemediğim bir şeyi mecbur yaptırılacakken,

Bir yetim olduğumi bir kez daha bana anlamadıklarında anladım,

Bir yetim olduğumu annemin gözümün önünde öldürüldüğünde, babamı savaşta kayp ettiğimde, kardeşlerimin öldüklerine inanarak anladım.

Madison soy adının devamçısı olarak,

krallığımın intikamımı almadan, kar'ı kan'a bulamadan ne evleneceğim nede tahta çıkacağım.

Bu yol benim hayatımı sonlandırsa bile, bir erkeğin dediklerini yaparak aşağılanmaktan daha iyi

~Sevgilerle Violet Madison~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.