Gün batmış, kamp alanı yeniden sessizliğe gömülmüştü. Öğrenciler yorgun, öğretmenler uykuluydu. Ama Beren’in gözlerinde uykuya dair tek bir kırıntı yoktu. Sami'nin verdiği eski harita parçası ve defterindeki ipuçları onu ormanın derinlerine çağırıyordu. Vampirlerin bir yerlerde saklandığını biliyordu. Onları açık alanda yenemeyeceğini de.
“Evlerini bulmalıyım,” dedi alçak sesle, elini hançerine götürerek. “Orası onların zayıf noktası.”
Ormanın derinliklerinde, yosun tutmuş kayaların arasında bir geçit buldu. Taşların arasına gizlenmiş bir demir halka... Beren elini uzatıp çekince yer hafifçe sarsıldı. Gizli bir kapak açıldı. Soğuk, küf kokulu bir hava yüzüne çarptı. Aşağıda bir yeraltı geçidi vardı. Gümüş hançerini sırtına takıp içeriye adım attı.
Geçit, dar bir tünelle başlıyordu. Duvarlarında eski semboller, kurumuş kan lekeleri vardı. Alev taşlarından yapılmış meşaleler kendi kendine yanıyordu – bu doğaüstü bir yerdi. Tünelin sonunda genişçe bir odaya çıktı. Loş ama uğursuz bir ışıltı vardı içeride. Taş duvarlar, zincirler, raflarda eski kitaplar… ve yerde sıralanmış beş tabut.“İşte burası,” dedi içinden. “Gölge Evi.”
Yaklaştığında tabutların içinin boş olduğunu fark etti. “Geceleri dışarıdalar… Ama bu bana zaman kazandırır.” Tam o sırada bir raftaki kitabı incelerken, ardında bir ses duydu.
“Merak… bir avcı için ya en büyük kılavuzdur, ya da mezar kazıcısı.”
Beren gözlerini kısıp döndü. Kerem, tünelin girişinde duruyordu. Üzerinde siyah bir ceket, gözleri alacakaranlık gibi kan kırmızısı. Adımları sessizdi ama Beren onun varlığını tüm bedeninde hissediyordu.
Bizi izliyordun.”“Sizi izlemiyorum. Sizi yok edeceğim.”Kerem güldü. Sessiz, diş gösteren bir gülüştü.
Cesaretin takdire şayan. Ama... burası bizim evimiz, Beren. Ve eve izinsiz girenler, sonsuza dek burada kalır.”
Kerem bir anda kayboldu. Beren içgüdüsel olarak yere atladı. Arkasından gelen darbeyi son anda fark etmişti. Kerem bir hayalet gibi hareket ediyordu. Beren hançerini savurdu ama Kerem onun bileğini yakaladı. Göz göze geldiler. Bir anlık sessizlikte, Kerem’in sesi fısıltıya döndü:“Kanında bir şey var. Bunu Emre de söyledi. Sen sadece bir avcı değilsin… sen bir anahtarsın.”
Beren bu sözlerle sendeledi. Kerem bunu fırsat bilip onu duvara fırlattı. Nefesi kesilmişti. Ama yere düşerken elindeki küçük tütsü torbasını cebinden çıkarıp Kerem’in yüzüne fırlattı.Patlayan sarımsak ve kurtboğan tozu dumanı içinde, Kerem öfkeyle geri çekildi. Beren, kanlar içindeki elleriyle duvara tutunup doğruldu ve kapıya yöneldi.
Geri geleceğim,” dedi hırıltıyla. “Ve o zaman tabutlarınız boş kalmayacak.”
Ardında öfkeyle hırlayan Kerem’in sesi yankılandı:
"Seni canlı yakalayacağız, Beren. Çünkü senin kanınla her şey başlayacak.”
Beren tünelden çıkarken kalbi çılgınca atıyordu. Artık sadece bir avcı değil, kehanetin bir parçasıydı. Ve gece, cevaplardan çok daha fazla soru getiriyordu.