İçeriğe geç

Kanayan Yara

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Kanayan Yara

Bölüm 3

3. Bölüm: Aşk Nefrete Dönüşmüş Müydü?

Aşk Nefrete Dönüşmüş Müydü?

2 Yıl Önce

"Alex!" Sonunda pizzayı bitirmiştim. Mutfakta saçma sapan şeyler yapıp Alexe'e tattırmayı çok seviyordum.

Arkamdan birinin sarıldığını hissettim. Bu Alex'ti. Boynumu öptü, orada biraz kokumu çekti.

"Bebeğim." Pizzayı hemen aldı ve yemeğe başladı. "Bu harika olmuş. Tabi benim kadınım yapar da güzel olmaz mı?" Gülümsedi. Bir eliyle yüzümü okşadı.

"Ben ve sen karışık seviyoruz diye yaptım. Mısırını bol koydum, ben severim diye. Kaşarını da bol koydum sen seversin diye." Gülümseyerek ona bakıyordum. O ise bana hayranlıkla bakıyordu.

"Bayıldım. Ama sen yaparsan ben daha çok isterim. Bu yüzden de yorulmak zorunda kalırsın." Bir sandalye çekip oturdu. Bende sağ tarafına geçtim.

"O zaman sende keyfini çıkar." Bende kendime bir dilim aldım. Klasik zenginlerin yediğinin aksine biz çıplak elle yiyorduk. Böyle tadı daha güzeldi.

"Ah... kola doldurmayı unuttum." Diyerek ayağa kalkacakken elimi nazikçe tuttu.

"Sen yoruldun iyice. Ben getiririm." Ayağa kalktı ve dolaba doğru ilerledi. Bende o sırada yemeğimle ilgileniyordum. "Yardım edecektim sana yorulma diye, neden kabul etmedin?"

"Çünkü canım öyle istedi." Diyerek güldüm. "Sürpriz bu sonuçta. Bir de yorulmadım nereden sallıyorsun?"

Tekrardan oturdu yerine. "Olsun, benim içim rahat etmedi belki de." Dedi ve tekrar ayağa kalktı.

"Nereye?"

Elini yıkadı ve tam arkamda durdu. "Saçlarını bağlamamışsın. Sen saçın açık yemek yemeği sevmezsin ki." Diyerek saçımı nazikçe topladı.

"Teşekkür ederim beyefendi." Diyerek güldüm. Ona sahip olduğum için çok mutluydum. Bağladıktan sonra kafama bir öpücük kondurdu.

Yerine oturdu. "Ne demek hanımefendi, görevimiz."

"Göreviniz saç bağlamak mı?"

"Hayır, karıma değer vermek." Diyerek bana baktı. "Bu işe saç bağlamak da giriyor."

Günümüz

"Git odadan, bu şirketten de yakında gideceksin."

Cevap vermedim. Veremedim. Çünkü veremezdim. Kendimi kaybederdim. Üstüme kimsenin bir şey demesine asla izin vermezdim ama konuşacak gibi de değildim.

Kalbim çok acıyordu hiç olmadığı kadar hem de. Kendimi büyük bir boşluktaymışım gibi hissediyordum. Kendimi zor ayakta tutuyordum.

Odamın kapısını açıp Kendimi koltuğa bıraktım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Böyle bir tepkiyi asla beklemiyordum. Ne olacaktı şimdi? Karşımda bambaşka bir adam vardı. Gidemezdim. Ona bu lafları ödetecektim. Bir mektupla terk ettiği geceyi, bana sözler verdiği, benim için her şeyi yapacağını söylediği, o sahte bakan gözlerinin hepsini ona teker teker ödetecektim.

Onu delilercesine çok seviyordum. Fakat o beni sevmiyordu. Sorun da buydu zaten. Her şeye rağmen yapmak zorundaydım. Beni bir çöp poşetiymişim gibi bir kenara bırakıp, hiç bir şey olmamış gibi yapmasına dayanamıyordum işte.

Telefonumu direkt elime aldım ve Oliver'ı aradım. Hemen açtı. "Evet, Nova. Seni dinliyorum."

"Hallettim."

"Sen ağlıyor musun?"

"Evet, çok mu belli oluyor?"

"Kesinlikle."

Ona tüm olan her şeyi anlattım. Şaşırmamış gibi yaptı ama şaşırdığını o bile biliyordu.

☆

Sabah olduğunda aynaya baktım. Makyajım almış, berbat halde görünüyordum. Yatağıma baktığımda makyaj izleri belli oluyordu.

Duşa girdim. Çıktığımda siyah bir eteğin üstüne, beyaz bir gömlek girdim. Saçlarımı şekillendirdikten sonra siyah ayakkabılarımı giyip çantamı aldım.

Şirkete vardığımda direkt odama çıkmak yerine Sebastian'a uğradım. Kapıyı çalıp içeri girdim.

"Sebas! Bir aylığına benimsin." Sonra koltuğa oturdum. "Yani benimsin derken sen anladın." Diyerek güldüm, o da güldü.

"Ben seni anladım boş ver Nova." Ardından konuşmaya devam etti. "Ne emredersiniz?"

Ayağa kalktım ve gülümsememi soldurdum. "Alex ve Oliver hakkında bilgiler getireceksin. Eğer getirmezsen fişini çekerim. O çok sevdiğin sevgilinin yüzünü asla göremezsin."

Dediklerime şok oldu. Konuşamadı bile. Aslında bunların hiç birini yapmazdım fakat tehdit etmem gerekiyordu.

"Nova... ciddi misin?" Korkarak baktı.

"Senin ne kadar iyi bir stalker olduğunu bilmiyor muyum sanıyorsun? Gerekirse sevgilinle birleş ve bana her şeyi getir." Kendi arkadaşımı bile tehditin içine koymuştum.

Her ne olursa olsun Alex kadar tehlikeli bir adam olan Oliver'a da güvenemezdim. Tehditlerimin hepsinden Aria'nın haberi vardı.

"Sen yani en yakın arkadaşıma ihanet etmemi istiyorsun."

"Burası iş. Burda yakınlık makınlık olmaz. Ne istiyorsam getireceksin. Zaten en yakının da senden benim emrimde olmamı emretmemiş miydi? En yakın arkadaşın mı yoksa 'herşeyim' dediğin sevgilin mi?" Çok zor bir tercihti. Bir şey diyemezdim. Benim bile boğazıma düğümlendi dediklerim. Yapacak bir şey yoktu.

"Bana zaman ver."

"Zaman mı? Zamanımız mı var bizim? Ölüm şirketi gibi bir yer burası. Kuyusunu kazan, mafyaların, kötü işlerin dolu olduğu yer. Ölüm burnumuzun dibinde. Tek bir şeyle bile hepimizi bitirirler. Sen zaman mı istiyorsun? Dediklerimi yap. Eğer akşam saat sekize kadar en azından birisinden bile haber bulamazsan, gerisini sen düşünürsün." Kapıya doğru ilerleyip arkamdan ona baktım. "Mutlu olamaz kimse burda." Kapıyı kapatıp çıktım.

Asansöre bindiğimde kendimi tanıyamıyordum. Arkadaşımı tehdit etmiştim. Onu zorla ihanete sürüklemiştim.

Asansörden çıktığımda hemen odama girdim. Çok kötü bir insan olmuştum. Ben mi kötüydüm, yoksa çevremdekiler mi beni kötü yapmıştı?

Ben böyle olmak istememiştim. Ben kimseye kötü davranmak istememiştim. Ama bunları aşıp bu teklifi kabul etmiştim. Kimsenin gözünün yaşına bakamazdım. Bakmamalıydım. Çünkü kimse de benim gözümün yaşına bakmamıştım.

Kapı çalındı. "Gel!" Döndüğümde içeriye Amelia'nın girdiğini gördüm.

"Nova, hepimiz aşağıda yemek yiyoruz. Tüm ortaklar. Gelecek misin?" Beyaz bie elbise giymişti. Çok güzel görünüyordu.

"Tamam, sen git geliyorum." Gülümsedim, sakin ve iyi davrandım. Oyunculuğum çok iyiydi.

"Peki, hemen gel. Bu arada yemeğini de hazırladık. Sen seversin dediler pizzayı."

"Evet, teşekkür ederim."

Amelia, "Sen gelirsin o zaman." Dedi ve çıktığ gitti.

Çantamı aldım, kendime son kez aynada baktım. Sonuçta tüm herkes vardı.

Dışarı çıktım. Aşağı katta ortaklara özel yemek odasının önüne geldim. Kapıyı açtım. "Merhaba." Baş köşe bana ayrılmıştı, yerime oturdum. Diğer baş köşede de Alex vardı. Aria sağımda, beni görüp buz kesen Sebastian da onun yanındaydı. Solumda Oliver vardı. Onun yanında ise Miller ve Amelia vardı. Alex'in solunda da karısı oturuyordu.

Aria, "Senin en sevdiğin karışık mıydı, mantarsız mıydı?" Diye sordu.

"Karışık." Dedim ne olduğunu anlayamayarak. Çoğu kişinin gözü Alex'e baktı. "Ne oldu ki?"

Aria, "Ben sana sonra söylerim." Dedi. Alttan alta gülüyordu. Bir iş vardı.

Elimde pizzayı çekerken Freya'nın çatal bıçakla yediğini gördüm. Gülmemek için kendimi zor tuttum bir an. Fakat bir baktım ki yarı kısım çatal bıçakla, diğer kısım eldivenle yiyordu. Tek anormal ben miyim?

Yemeğimi yerken birden duraksadım. "Sebastian." Sebastian'ın pizzası elinden düştü tabağına. "Dediklerimi yapmaya başladın mı?"

Miller, "Sebastian ile sen ne alaka?"

Aria, "Bir aylığına Sebastian, Nova'nın diğer kolu."

Oliver, "Bir çift Nova'nın emrinde desene." Diyip göz kırptı Aria'ya.

Sebastian, "Halletmeye çalışıyorum." Dedi. Sesi soğuktu.

Alex, "Bir problem mi var?"

"Sebastian, bir problem mi var?" Diyerek taşları ona doğru çevirdim.

Sebastian tabağına bakıyordu. Biraz durdu. "Hayır. İşimi yapıyorum." Diyerek gözleri Alex'i buldu. "Neden sordun?" Hala sesi soğuktu.

Araya girdim. "Eğer yapamayacaksan yapma. Kırılmam Sebastian." Diyerek gülümsedim. Sebastian bana baktı cümlelerim bitince. "Hayır, yapacağım."

Hayır, hayır, hayır. Bu işin içinde birşey vardı. Alex'in her şeyden haberi vardı. Bunlar benim ağzımdan laf alacaklardı. Ve ben en büyük yemi Oliver'ın sırrını sorarak ortaya attım.

Yemeğimi yarıda bıraktım. "İşim vardı, üzgünüm gitmem gerek." Hızlıca odayı terk ettim. Köşeye sıkışmıştım.

Odama gittim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Umarım öyle bir şey yoktur diye dua ediyordum. Sebastian'a güvenemezdim.

Odamın kapısı aniden açıldı.

Alex.

"Nova." Dudağının tek kenarı yukarı doğru kıvrıldı. "Duyduğuma göre en yakınına ihanet etmişsin." Yanıma geldi tam karşımda dikildi. Elinde ses kayıt cihazı vardı. "Sen uzatmadın Sebastian'la konuşurken, bende uzatmayıp direkt konuya gireceğim. Eğer, Oliver ile ortaklığın bitirmezsen bu kayıtları ona vereceğim. Ona güvenmediğin bu kayıtlardan belli oluyor."

Güldüm. "Kendini çok akıllı sanıyorsun." yanından gidip masamdaki dosyayı aldım. Ona doğru uzattım. "Hakkımdaki karalama kararlarının olduğu dosyayı basına ve Oliver'a veririm." Ardından devam ettim. "Ayrıca Oliver ve basın sana neden eski karınla ilgilenmek yerine karınla ilgilenmediğini sorar."

Alex'in yüzündeki her şey soldu ve gitti. Böyle bir hamle beklemiyordu. Bende her şeye rağmen böyle şeyleri topluyordum ki eğer köşeye sıkıştığım bir durum olursa bu şekilde kurtulayım diye.

"Ayrıca benim Oliver'a güvenmediğimi sanman da ayrı bir komik. Sen sabırsız ve kontrolcü bir adamsın. Seni dün tanımıyorum. Dünden bile önce tanıyorum. Her şey tuzaktı. Ve bil bakalım bu tuzağa hangi fare yakalandı?" Kaşlarımla onu işaret ettim. "Sen."

Ardından dosyayı masaya fırlattım. "Başka bir şey diyecek misin? O Sebastian'ı da azad ediyorum." Diyerek gülümsedim.

"Peki sen neden Oliver'a bu kadar çok güveniyorsun?"

"Sen neden bunu bu kadar çok merak ediyorsun?"

"Eski karım ve düşmanımın bu kadar yakın olmasını merak etmiş olmam normal değil mi?" İkimizde sakince konuşuyorduk.

"Eski eşimin karısı olmasına rağmen beni bu kadar çok sorguya çekmesi anormal değil mi?"

"Kendini çok mu başrol sanıyorsun?"

"Kesinlikle." Dedim ve koltuğuma oturdum. "Başka sorun?"

"Yok." Dışarıya doğru yürüdü. Gitti.

Bir kaç dakika sonra Oliver aradı. "Matmazel, biz aynı yerde seni bekliyoruz. Oyun oynayacakmışız."

Oyun mu? Hemen aynı yere gittim ve yerime tekrardan oturdum. "Ne oyunu?"

Sebastian eski neşesine dönmüştü. "Doğruluk mu cesaretlik mi?" Hemen şişeyi çevirdi. Miller'a soru, Freya'ya cevap kısmı geldi.

Miller, "Doğruluk mu cesaretlik mi?"

Freya, "Doğruluk."

"Yaptığın en iyi şey neydi?"

Freya gülümsedi. "Alex ile evlenmek." Herkes o'ladı. Bende gülümsemeyi tercih ettim.

Bana ait değildi ama delicesine kıskanıyordum.

Bu sefer Freya çevirdi. Soru kısmı Oliver'a, cevap ise Sebastian'a.

Oliver, "Sevgilin mi, arkadaşın mı?" Bu adamın çok zekiydi. Elbette Oliver'a olanları söylemiştim. Sadece ufak bir yalanla Sebastian'ı denemek için onun sır teklifini söylediğimi demiştim.

Bazıları anladı ve şok oldu. Sebastian ise, "Tabi ki Aria." Dedi. Herkesin de iyi ki bir sevdiği var. Ben kimim ki zaten? Eski eşiyle, yeni karısına bakıyorum. Diğerlerinin de mutluluğunu izliyorum.

Herkes alkışladı onları. Bende katıldım tabi. En iyi çiftlerdendi.

Oliver çevirdi. Soru kısmı Alex'e, cevap ise bana geldi. Ortam buz kesti. Beni bile kesti açıkçası.

Alex, "Doğruluk mu cesaretlik mi?"

"Cesaret."

Alex güldü. "5 dakika boyunca sorulan her şeye karşı bu oradakilere dürüstçe cevap vereceksin." Psikopat telefonundan süreyi başlatmak için bana baktı. "Kabul mü?"

Başımı salladım. Alex hakkında bir şey sorarlarsa yarı dürüst davranırsam sorun olur mu acaba? Allah kahretsin.

Süre başladı.

Oliver, "Odadaki en güvendiğin kişi kim?"

"Aria." Kolaydı. Bu odada düzgün soru soracak kişiler Oliver, Aria ve Amelia'ydı. Gerisi beni bitirirdi.

Aria, "En çekici kim?"

"Ben."

"Sen hariç."

"Bu odada ben de varım!"

Aria, "Tamam, tamam."

Miller, "Alex hakkında 3 düşündüğün şey ne?"

"Kontrolcü, katil, şeref- şey... kibirli." Şerefsiz kelimesi ağzımdan çıksaydı katil benim ciğerimi sökerdi.

"Şeref?" Alex ters ters baktı.

"Çok şerefli dicektim." Dedim sahte bir gülümsemeyle.

"Anladım."

Freya, "Beni seviyor musun?"

"Tabi ki seviyorum. Sizde beni ne kötü karakter bellediniz." Cidden doğruları söylüyordum.

Sebastian, "Peki sırrını kiminle paylaşırsın?"

"Aria."

Alex, "Bende güvenilir biriyim sır konusunda."

"Sen sırları saklamak yerine o sırları kullanmayı tercih ediyorsun."

Herkes gülmemek için kendini zor tutuyordu. Alex ise sadece bakmayı seçti.

Oliver direkt arayı yumuşattı. "Kendini ileride nerde görünüyorsun?"

"Şirketin başında." Gözlerim Alex'e kaydı.

Alex konuştu. "En çok kimden nefret ediyorsun."

"Senden."

Amelia, "Oliver mı Alex mi?"

"Eben- şey... eee... düşman olarak patronun, arkadaş olarak Oliver."

Alex, "Niye benden nefret ediyorsun?"

Aria, "Süre doldu."

Gülümsedim. "Şimdi yalan söyleyebilirim." Hayır doğruları söyleyecektim. "Sana aşık olduğumdan dolayı."

Tüm oda buz keserken küçük bir kahkaha attım. Alex her zamanki gibi sinirlenmeye başlamıştı.

Ardından ayağa kalktım. "Ben gidiyorum. İşlerim çok."

Kapıdan çıktığımda boğuluyor gibiydim. Neydi be tüm olanlar. Alex niye üstüme gelmişti o kadar?

Odama gittiğimde bir düğmemi açtım. Pencereyi de açtım. Gözlerinin içine baka baka sana aşığım dedim. Her ne kadar yalan olduğundan söz etsemde bu doğruydu.

Hala seviyordum. Ama o başka bir kadınla mutluydu. Yüzsüzce sorular soruyordu. Ona hala aşık olup ondan nefret ediyormuşum gibi davranmak beni çok zorluyordu.

Her şey üstüme gelirken ondan nefret ediyormuşum gibi yapmak beni yaralıyordu. Bu yara kanamaya devam ediyordu. Yarabandı yoktu. Yapacak bir şey de yoktu.

Kapım birden açıldığında Pencereye yaslanmış vaziyette içeri giren Alex'i gördüm.

Siyahgömeliğinin altına siyah pantolon giymişti. Siyah bir kravat da takmıştı. Çok yakışıklı görünüyordu. Yüzünde gülümseyen ve tehlike dolu bir ifade de cabasıydı.

Aklıma onun kravatını takmasını bildiği halde sırf ben ona yakınlaşayım diye bana taktırdığı zamanlar gözümün önünden geçti. Nefret ediyor rolünü oynamak cidden zordu. O zamanlar ben ona siyah gömleği ve kravatı çok yakıştırırdım. O da normal hayatta zaten siyah giyinirdi. Baş başa gittiğimiz mekanlarda da benim ona yakıştırdığım kıyafetleri giyerdi.

Oliver'ın bana matmazel gibi kelimelerin kullandığı gibi o da bana kadınım gibi şeyler derdi. Oliver tabi bunları bilerek söylüyordu. Onun tepkisini ölçmek için. Ama Alex'in bana hissettirdikleri bambaşkaydı.

Belki de şuan karısı onun kravatını bağlıyordur. Karısına tüm güzel kelimeleri söylüyordur. Kim bilir belki daha da güzel şeyler yapıyordur. Ama dışarıdan sadece bakan kişi bendim.

"Yine mi sen? Kapıyı tıklarsanız belki müsait değilim." Kendimi toparkayarak söyledim. İçimdekileri yansıtmamaya dikkat ediyordum.

Dinlemedi dediklerimi, yanıma geldi. "Yarın toplantıda Gold Holding ile bağları koparmak istediğinden ve ortaklığına artık son vermek istediğinden söz edeceksin. Yoksa..." Yanıma iyice yanaştı, bir adım bile aramızda yoktu.

"Yoksa?" Apaçık tehdit ediliyordum.

"Yoksa, şirketteki tüm yönetim yetkini elinden alırım. Yarın toplantıda bu işi yürürlüğe sokarım. Bilirsin, yaparım. Beni hiç birşeyin durduramayacağını sen de biliyorsun. Eğer ortaklığa devam edersen yapacağın tek şey şirkette masanda oturup, kahve içmek olur." Sesi her zamanki gibi herkese kullandığı gibi sertti.

Haklıydı. Bu son damlaydı. Üstüne hiç birşey söyleyemezdim. Ya yapacaktım ya da bu şirkette varlığım dahil olmazdı. Çünkü bu şirket ona aitti. Son noktayı da koydu. Oliver gidemezdi fakat nasıl gitmemesini sağlayacağım hakkında hiç bir fikrim yoktu.

Bölüm sonu

1 yorum