~HİKAYEMİZ YARIM KALDI VE BİTTİ~
"Yalnız konuşalım." Dediği cümle ricadan çok emir verir gibiydi.
Herkes şok olduktan sonra bende şaşırmıştım. Boğazımı temizledim. "Ne nazik bir davet."
Miller'ın içeceği boğazında kaldı. Alex sinirli gözlerini benden çekip Miller'a baktı. "Su mu kaçtı boğazına?" Diyerek sinirle baktı.
Miller anında ciddileşti. "Aynen." Dedi. Korkudan titriyor gibiydi.
Aria, "Sen, titriyor musu-"
"Ne alakası var!?" Diyerek sözünü kesti Miller. Herkes gülmeye başladı.
Ardından Alex'e döndüm. "Pekala." Ayağa kalktım. Alex de kalktı. Önümden hızlıca yürümeye başladı.
Yan odaya girdik. Burası Sebastian'ın odasıydı. Kahverengi ve yeşil renkler hakimdi.
Alex tam karşımda durdu. "Oliver ile ne işin var?" Kollarını birbirine bağlamıştı. Bende o şekildeydim.
"Sanane bundan?" Sonrasında baştan aşağı süzdüm onu. "Ben işimi yapıyorum. Kabul etmek de zorundasın. Sonuçta prestijin senin için çok önemli." Diyerek imalı bir bakış attım.
"Elbette, her şeyden çok önemli prestijim." Hafif dalga geçiyor gibiydi. "Oliver'a güvenme."
"İlişki tavsiyesi neden alıyorum senden?"
"Ne ilişkisi?" Tek kaşını kaldırdı. "Bu adamın bir amacı var." Diyerek ağzındaki baklayı çıkardı.
Pencereye doğru yürüdüm. Tekli bir koltuğa oturdum. "Herkesin bir amacı var burada. Amacı olmayan mı vardı?"
Alex'in bakışları benden ayrılmıyordu. "Baş düşmanımı şirkette görmek istemiyorum." Netçe söyledi.
"Ne tesadüf ben de baş düşmanımı şirkette görüyorum ama yapacak bir şey yok."
"Senin baş düşmanın da kim?"
"Sen." Diyerek gülümsedim.
Alex sinirli bir gülüş attı. "Pekala seninle konuşulmayacak." Derin bir nefes verdi. Kendisini toparlamak istedi. Öfke problemi sonuçta vardı. "Dediğini yaparsam ne olacak?"
"Şirketin büyüyecek. Bundan daha avantajlı bir şey olamaz. Öyle değil mi?" Ayağa tekrar kalktım. "Evrakları getiririm. Kabul ettin sayıyorum. Yoksa bir kaç dosyan o çok korktuğun Oliver'ın eline geçer." Önünde durdum.
"Korkmak?" Sesli bir nefes vererek güldü alaylı bir şekilde. "Çok fazla hayal kuruyorsun."
"En azından insanlardan ödüm kopmuyor." Diyerek kapıya yöneldim. "En büyük özelliğin korkaklık." Diyerek arkamı dönüp kapıyı kapattım.
Hemen Aria'nın odasına girdim. Arkamdan Alex'in sesini duydum, buraya geliyordu. Tam yerime oturduğum sırada koltukta oturan Freya ayağa kalktı. "Size iyi eğlenceler. Gitmem gerekiyor."
Alex oturmadı. "Ben de geliyorum." Dedi kapının yanında. Sonrasında hızlıca gittiler.
Aria yanıma yanaştı. "Ne konuştunuz?"
"Ebeni- şey... "
Sözümü kesti. "Hey! Bu çok ayıptı!" Diyerek güldü.
"İşte dedi ki 'Oliver olmaz' falan. Bende dedim 'sanane lan sen kim köpek.' O da 'tamam sakin ol hanımefendi' dedi." Diğerlerine döndüm. "Tam olarak böyle bir konuşma gerçekleşti." Dedim. Hep beraber güldük.
Sebastian, "Kanka, eğer cidden böyle deseydin seni diğer dünyaya yollardı."
Aria, "Şaka değil gerçek!" Cidden normal birisi dese şaka olurdu ama Alex diyince şaka olmuyor. Mafya problemleri.
Miller, "Eski karısını yollasa şimdi yollardı."
Amelia, "Aşkım niye kadını yollasın? Nova onu yollar."
Aria, "Katılıyorum."
"Ben kimseye katılmıyorum." Miller'a döndüm. "Eski karısı deme bir daha."
Miller, "Eski eşi diyeyim."
"Hayır." Dedim.
"Eski sevdalandığı, nüfusuna aldığı?"
"Miller! İstersen bende senin için tahtalı köyde bir arsa alayım."
"Oluyor mu öyle şeyler?"
Kapıya baktım. Yalandan, "Aa Alex geldi!"
Hemen ciddileşti. Sonra hemen kapıya baktı. "Korktum!" Sesi titredi. "Manyak mısın kızım sen?" Ardından yüzünde şok ifadeyle bana baktı. "Duydunuz mu ALEX dedi!"
Herkes bağırdı. Hatta bir an ooo'ladılar.
"Tövbe..." Dedim bir an.
Amelia, "O ne demek?"
"Ben gidiyorum!" Diyerek ayağa kalktım. Hala gülüyordum. Aria sanırım anlatıyordu tövbenin ne demek olduğunu.
Ardından odadan çıktım, hala gülüyordum asansörün düğmesine basarken kahkahalarla durduramıyordum. Of, çok komikti. Asansör geldiğinde içinde Freya ve Alex de vardı. Onları görünce daha çok güldüm.
İçeriye adımlarımı attım. En üst kata bastım. Freya, "Ne oldu?" Dedi.
"İçeriden komik bir şeyler konuştuk da..." Elimde yüzümü kapatıyordum. Sinirlerim bozuldu iyice.
Yani eski eşim ve onun yeni karısıyla aynı asansördeyim ama hala gülüyorum. Allah'ın cezaları. Bastıramıyorum gülmemi. Kesin beni deli falan zannediyorlar.
Asansör durduğunda hep beraber çıktık. Odamın kapısını açtığımda ağızım açık kaldı. Tam istediğim gibi olmuştu. Çok güzeldi.
Beyaz duvarlara uygun beyaz büyük bir masa vardı, ayrıca sandalye de duruyordu. Karşısında iki sandalye daha vardı. Yan tarafında iki kanepe vardı. Hepsi siyahtı. Cam bir sehpa da ortalarında duruyordu.
Çerçevelerle orayı tamamlıyordu. Işıklandırmalar vardı. Tam hayal ettiğim gibiydi.
Sandalyeme oturup sürükleyerek biraz tur attım. Tam şuan hayal ettiğim yerdeydim.
Telefonum çaldı bir anda.
Oliver.
Hemen açtım. "Alo?"
Sesini her zaman ki gibi yumuşak bir tonda kullanmayı seçmişti. "Yerleştin mi?"
"Evet."
"Şimdi plan ne?"
"Öncelikle Freya ve Alex'in biraz aralarını bozmalıyız. Freya ile bir problemim yok ama yapacak bir şey de yok. Alex yuvamızı bozdu, onu rahat bir şekilde aile tablosunda izleyemezdim."
"İşte böyle!" Gururla söylüyordu Oliver.
"Ardından Amelia çok işimize yarayacak. Freya ile yakın bir ilişki kurması gerek. Sen ona anlatırsın zaten." Ardından nefesimi verdim. "Herkesle yakın bir bağ kuracağım. Zaten onlara çok alıştım çok sevdim. Bu da işime yarar. Toplantılarda Alex'in fikirleri yerine daha iyi fikirler sunmalıyım. Egosunun zedelenmesi gerek. Alttan alta arada laf da atmalıyım."
"Aynen öyle."
Telefonla biraz daha konuştuktan sonra kapattım. Akşama bir toplantı daha olacaktı. Gold Holding ile birleşme toplantısı gibi birşey olacaktı.
Biraz işlerimi hallettikten sonra toplantı için aşağı indim. Büyük bir oyun olacaktı.
Kapıdan içeri girdiğimde herkes içerideydi. Alex'e hiç bakmıyordum. Nezaketle herkese gülümsedim. "Merhaba." Ardından yine baş köşeye oturdum. Alex gibi.
Alex, "Toplantıya başlayalım o halde."
"Ah, hayır." Diyerek konuştum. "Birisi daha gelecekti."
Kapı açıldı. İçeriye Oliver girdi. O da siyah beyaz bir takım giymişti. "Herkese merhaba." Dedi güler bir yüzle. "Umarım çok bekletmemişimdir."
Ayağa kalktım. "Hayır bekletmedin. Ayrıca hoş geldin şirkete."
Oliver kravatını düzeltip elimi tuttu ve dudaklarına götürdü. "Teşekkür ederim madam." Ardından yan tarafıma oturmadan önce benim oturmamı bekledi. Bende yerime geçince kendisi de sol tarafıma oturdu.
Miller'ın ağzı açıktı. Diğerleri de şok gözlerle bakıyordu. Alex'e bakmadığım için görmedim.
Konuşmaya başladım. "Şimdi başlayabiliriz."
Alex boğazını temizledi. "Bu adamın burda ne işin var?"
Oliver güldü. Ama ben konuştum. "Gold Holding'in sahibi."
Alex, "Pekala, açık konuşalım. Bu işten karımız ne olacak?"
"Hayatında görmediğin kadar çok para ve prestij." Dedi Oliver.
Sebastian, "Para mı?"
"Paragöz adam, sakin ol. Sende alacaksın parayı." Diyerek güldüm.
Alex, "Ciddi olmanız gerekiyor. Oyun oynamıyoruz. Toplantıdayız."
"Ben son derece ciddiyim. Bence sen biraz fazla sinirlisin." Aria'ya döndüm. "Pencereyi aç, patronun terden yanmak üzere."
Aria gerçekten pencere açtı ve yerine oturdu. Alex Aria'ya, "Ne yapıyorsun sen?"
"Ortağının ona söylediği şeyi yapıyor. Senden sonra ikinci patron benim."
"Yarışta mıyız?"
Oliver araya girdi. "Yılda bir milyar dolar."
Herkesin gözü Oliver'a döndü. "Ne!" Dedi Sebastian. Alex göz devirdi.
Alex, "Yasadışı işler yerine, seninle normal işler yapmayı isterim."
"Neden? Sen yasadışı işleri çok seversin." Diyerek imalı bir şekilde ona baktım.
"Onunla yapmak istemiyorum. Ayrıca araya girme."
"Arkadaşıma veya her hangi birisine böyle kaba davranmanı izin veremem Alex." Dedi Oliver ciddiyetle.
Miller sessizce, "Şimdi Nova benim için dövüşmeyin dicek."
"Şt!" Dedim sessizce. Allah'tan diğerleri yani Alex ve Oliver duymamıştı. Freya'dan emin değilim.
Toplantıda herkes ortakça konuşup anlaştı. Sonrasında oliver imzaladı.
Oliver ile odama gittik. "Sonunda!" Dedim.
Oliver bana yaklaştı. "Şimdi sana anlatıyorum. Freya'nın üstüne Amelia kahve dökecek. Freya da gece şirkette olamayacak çünkü odasında kıyafetleri olmadığı için eve dönecek. Ardından Amelia da onunla gidecek. Evde oyalanacaklar."
"Eee... bu kadar şeyi neden yapıyoruz?"
Oliver koltuğa kendini attı. Bende masamın sandalyesinde oturuyordum. Konuşmaya devam etti. "Bil bakalım gece kim şirkette yalnız kalacak?"
"Alex mi?"
"Aynen öyle!" Ardından doğruldu. "Ve sende şirkete yeni geldiğinden dolayı E-mailinde sıkıntı olmuş gibi yapacaksın ve yardım isteyeceksin."
"Ee ben niye o herifle yakınlaşıyorum ki?"
"Sizin yakın olduğunuzu çekip, saklayacağım. O fotoğraflar Freya'ya ulaşıp, onunla arası bozulmaması için herşeyi yapacak." Ardından konuşmama izin vermeden devam etti. "Sen ondan birşey isteyeceksin o da gerçekleştirecek. Sonra fotoğraflar o istediğin şeyi yapsa bile yine de Freya'nın eline düşecek."
"Sen! Çok fenasın!" Diyerek güldüm. "Ne isteyeceğim?"
"Bilmem ne istersin?"
Dudağımın bir kenarı yukarı doğru kıvrıldı. "İzle ve gör."
Bir kaç saat sonra Oliver mesaj attı. "Odaya gir." Bende hemen laptop'umu alıp, Alex'in odasının önünde durdum. Kapıyı tıklayıp direkt açtım.
Karşısında beni görünce şok oldu.
"Yardım isteyebilir miyim?" Dedim ciddi bir ifadeyle.
"Tabi, gelsene."
Yanına gittim ve bilgisayarı masasına koydum. O sırada bilgisayar zaten fotoğraflarımızı çekiyordu. "E-mail hesabıma birşeyler oldu da..."
Ardından biraz daha yanaştım. Diğer elimdeki yüzükteki minik bir kamera da fotoğraflarımızı çekiyordu. Elim 'yanlışlıkla' eline deydi. "Pardon... bak tam bu kısım olmuyor."
Alex bana baktı. Hemen bende ona baktım. Diğer elim de onun oturduğu koltuğa dayalıydı. "Bu kadar kolay bir şeyi yapamadın mı?"
Kafamı ona yaklaştırdım. "Sanane. Yaptıysan çok teşekkürler, azarlamaya gerek yok." Ardından bilgisayarımı aldım. Odadan çıkmak için ilerledim.
"Bu saatte şirkette ne işin var?" Diye imanla sordu.
"Çalışıyordum." Dedim. Ona dönmedim bile. Çünkü istediğimi almıştım.
Kapıdan çıkıp gittim. Hemen fotoğrafları yazıcımda bastırdım ve kaybolmaması için bir kaç yere yedekledim.
Hemen tekrar odasına gittim. Kapıyı tıklamadan açtım. "Yine ne var? Bir daha ben 'gel' demeden içeri girme." Yine emir veriyordu. Dediklerine her zamanki gibi kulak astım.
Karşısında geçtim ve fotoğraflarımızı masasına koydum ve direkt eline aldı. "Eğer dediklerimi yapmazsan karın ve basın, yarın sabah senin ne kadar 'harika' bir eş olduğuna şahitlik edecek.
Alex şok olmuştu. Asla beklemiyordu. Fotoğraflara tek tek baktı. "Sen korkunç bir kadınsın." Dedi mimiksizce.
"Teşekkür ederim." Ardından önündeki sandalyeye oturdum.
"Ne istiyorsun? Bak, böyle numaralara gerek yok. Ne istiyorsan söyle. Şirkemiz çalışanların iyiliğini istediği için numaralara gerek yok. Çocukça hareketler yapma artık." Tehdit ediyor gibiydi.
"Maalesef. Böyle daha zevkli." Gülümsedim. "Sebastian benim bir aylığına sol kolum olacak." Bu dediğime karşılık burnundan nefes verdi.
Sebastian zaten Alex'in sol koluydu. Küçüklüğünden belli tek gerçek arkadaşı, sırdaşı, tüm varlığı oydu. O yüzden de bu istek onun için zordu.
Bir kaç saniye sessiz kaldı. "İyi tamam. Sabah büyük bir haberle uyanırsın artık." Dedim ve ayağa kalktım.
Ayağa kalktı ve sertçe konuşmaya başladı. "Kiminle oyun oynadığını unutma. Bir hareketimle seni yerle bir ederim. Bir daha bana böyle saçma salak onunlar oynama. Bu çocuk hareketlerini ve küçük entrikalarına da son ver. Yoksa sonun tek bir hareketimle geleceğini aklından çıkarma."
Güldüm. Sonra hemen tekrardan ciddileştim. "İyi de neden şuan yapmıyorsun?"
"Çünkü ben öyle istiyorum. Yapacaklarımı sana soracak değilim."
"Neden? Benden kurtul işte. Uzatmayı sevmezsin sen." Dedim imayla.
"Sebastian bir aylığına senin. Çık artık." Ayağa kalktı ve eliyle kapıyı gösterdi.
"Alex." Diyerek dolandım ve yanına gittim. Çenemle onu işaret ettim. "Beni tehdit ettiğin için çok pişman olacaksın." Aramızda bir kaç adımlık mesafe vardı.
Bir adım attı ve aramızdaki mesafeyi yok etti. "Ne yaparsın? Karımla tehdit mi edersin? Bak, senin sandığın gibi ilişkimiz bu çocuk oyunlarıyla sarsılacak değil. Nereden ve nasıl böyle basit ilişkilerin içindeydin bilmiyorum ama bizim ilişkimiz senin sandığının aksine bu çocuk oyunlarıyla yıkılacak değil." Sonra yüzüme tiksintiyle baktı "Yıkmayı geç, tartışma konumuz bile olamazsın." Dedikleri yüzüme tokat gibi çarptı.
Bunları benim tanıdığım Alex mi söylüyordu? Anlayamadım. Öylece bir kaç saniye bakakaldım. Sanki ben onu bir mektupla gece yarısı terk etmişim gibi konuşuyordu. İnsan düşmanına demezdi be bunları.
Sonra acıyla gülümsedim. "Bilmem. Ben bir sürü hayaller kurdurulup, ansızın gece yarısı bir mektupla terk edildiğim için bu konulara çok fazla hakim kalamadım. Kusuruma bakma."
Çok ağır konuştu. Bende öyle. İkimiz de çok ileri gitmiştik. Gerçekten benden nefret ediyor gibiydi. Karısıyla sandığımdan daha mutluydu. Aralarında gerçek aşk vardı. Onun sonraki ilişkisine hazırlamıştım. Tüm herşeyim yarım kaldı ve yarım kalmakla beraber sona erdi.
Hikayemiz Yarım Kaldı ve Bitti.
