Kızıl Tüketici’nin devasa kemik pençesi, bastıkları toprağı bir kağıt gibi yırtarak havaya kalktı. Yaratığın vücudundan yayılan kırmızı kristal ışıklar, etraftaki ağaçların yapraklarını saniyeler içinde kurutup küle çeviriyordu. Büyüyle beslenen bu parazit, tam karşılarındaydı.
"Sağına geç!" diye bağırdı Kaelen, gölgeleri ayaklarının altında toplayarak.
Talia, karada olmasına rağmen inanılmaz bir çeviklikle sola doğru fırladı. Bacaklarındaki pullar, hareket ettikçe dolunayın ışığında parıldıyordu. Elindeki kemik mızrağı havaya kaldırdı ve okyanustan gelen küçük bir su kütlesini mızrağın ucuna toplayarak keskin bir mızrak buzuna dönüştürdü. "Akıntı Manipülasyonu" ile gücünü birleştiren Talia, mızrağı yaratığın tam eklem yerine fırlattı.
ÇAAAT!
Buz kaplı mızrak kemik zırha çarptığında büyük bir gürültüyle patladı. Canavar, acı dolu, tiz bir böcek vızıltısına benzer bir ses çıkardı. Ancak bu darbe onu durdurmaya yetmemişti; yaralanan bölgeden akan kırmızı, parıltılı sıvı, toprağa değdiği an küçük patlamalara yol açtı.
"Sadece kabuğunu çizdin!" diye seslendi Kaelen.
Kaelen, kanatlarını hızla çırparak havaya yükseldi. Kanatlarındaki cam kırığı kristaller gecenin karanlığında parladı. "Gölge Bükme" gücünü son sınırına kadar zorlayarak, canavarın arkasında devasa bir gölge boşluğu yarattı. Karanlık, yaratığın arkadaki pençelerini sarıp onu toprağa çivilerken Kaelen çift hançeriyle yaratığın boyun kısmına doğru daldı.
Ancak Kızıl Tüketici, beklediklerinden çok daha zekiydi.
Kaelen tam hançerlerini saplayacakken, yaratığın sırtındaki kırmızı kristallerden bir enerji dalgası yayıldı. Bu dalga Kaelen’ın gölge büyüsünü bir anda emdi. Kaelen, büyü gücünün bir anda çekilmesiyle havada dengesini kaybetti; nefesi kesildi ve yanağındaki asit yarasında kör edici bir acı hissetti. Yaratığın devasa kuyruğu, havada savunmasız kalan Kaelen’a doğru korkunç bir hızla savruldu.
"Kanatlı fare!" diye kükredi Talia.
Talia, nefret ettiği düşmanının gözlerinin önünde ezilmesine izin veremezdi; çünkü o ölürse, sıranın kendisine geleceğini biliyordu. Derin bir nefes aldı ve ciğerlerindeki tüm havayı serbest bırakarak o ölümcül **"Siren Çığlığı"**nı kopardı.
Bu seferki çığlık, Kaelen’ı hedef almıyordu. Doğrudan Kızıl Tüketici’nin üzerine yönlendirilen sonik dalga, havayı adeta büktü. Canavarın savrulan kuyruğu havada donakaldı; yaratık kafasını çılgınlar gibi iki yana sallamaya başladı. Çığlığın yarattığı basınç, yaratığın üzerindeki bazı kırmızı kristalleri çatlatmayı başarmıştı.
Kaelen bu fırsatı kaçırmadı. Yere çakılmadan hemen önce kanatlarını açtı, havada bir takla atarak Talia’nın çığlığıyla sersemleyen canavarın tam göğsüne indi. Çift hançerini, çatlamış olan en büyük kırmızı kristalin tam ortasına sapladı.
GÜÜÜÜM!
Kristal paralandı. Yaratığın içinden fışkıran kan kırmızısı enerji, Kaelen’ı ve Talia’yı sahildeki kumlara doğru fırlattı.
Kaelen sırtüstü düşerken kanatlarının acısıyla inledi. Talia ise birkaç metre ötede, kuru kumların üzerinde nefes nefese kalmıştı; karada çok uzun süre kalmaktan ve o güçlü çığlığı atmaktan derisi tehlikeli bir şekilde kurumaya başlamıştı.
Kızıl Tüketici’nin kemik gövdesi yavaşça parçalara ayrılarak toprağa gömüldü, ancak okyanusun derinliklerinden gelen o kırmızı parlaklık tamamen sönmemişti. Aksine, uzaklarda daha büyük sarsıntılar başlıyordu.
Kaelen zorlukla ayağa kalktı, hançerlerini kınına soktu ve yerdeki Talia’ya elini uzattı. Talia, Kaelen’ın eline nefretle baktı, ardından kendi gücüyle doğrulup mızrağına yaslandı.
"Bu sadece bir piyadetti," dedi Talia, asitli salyası dudaklarının kenarından süzülürken. "Derinliklerde bunlardan binlerce var."
Kaelen denize, ardından arkasındaki karanlık ormana baktı. "Konseylerimiz ne derse desin... Bu savaşı tek başımıza kazanamayız, pullsuların prensesi. Bir dahaki dolunayda, Sisli Sahil’in en uç kayalığında buluşacağız. Ordularımızı birleştirmek zorundayız."
Talia mızrağını denize doğru çevirdi, bacakları yeniden kuyruğa dönüşmeye başlarken Kaelen'a son bir kez baktı. "Eğer beni satarsan, o kanatlarını tek tek söküp okyanusun en karanlık çukuruna gömerim, Fae."
Talia dalgaların arasına atlayıp gözden kaybolurken, Kaelen da gölgelerin içinde ormana doğru süzüldü. Asırlık düşmanlık, artık yerini hayatta kalma mücadelesine bırakıyordu.