İçeriğe geç

Kanatların Gölgesi, Dalgaların Öfkesi

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Kanatların Gölgesi, Dalgaların Öfkesi

Bölüm 4

BÖLÜM 4: ZORUNLU ATEŞKES

Sisli Sahil’in iki yakasında da hummalı bir hazırlık değil, derin bir sessizlik vardı. Okyanusun kalbinden yükselen o kırmızı ışık, asırlık nefreti bir gecede dondurmuştu.

Kaelen, Gözcü Kulesi'nin penceresinden dışarı bakarken gece karası kanatlarını huzursuzca kıpırdattı. Yanağındaki yara Lyra’nın büyüsü sayesinde kabuk bağlamıştı ama asıl yara zihnindeydi. O ışık yükseldiğinde, sadece büyüleri sönmemişti; ruhunun derinliklerinde kadim bir canavarın nefesini hissetmişti. Fae Konseyi her ne kadar bu durumu "deniz kızlarının yeni bir oyunu" olarak geçiştirmeye çalışsa da, Kaelen gerçeği biliyordu. Talia’nın gözlerindeki o saf korku sahte olamazdı.

Karanlığın en yoğun olduğu saatte, Kaelen kimseye haber vermeden kuleden süzüldü. "Gölge Bükme" yeteneğini kullanarak ağaçların gölgeleri arasında adeta bir hayalet gibi ilerledi ve tekrar Sisli Sahil’e ulaştı. Amacı, o kırmızı ışığın çıktığı noktayı karadan incelemekti.

Ancak sahile adım attığı an, yalnız olmadığını anladı.

Sisin içinden, ıslak kayaların üzerinden bir karaltı yükseldi. Ay ışığı soluk soluğa kalmış, pullsuları aydınlattı. Bu Talia’ydı. Bacakları henüz tam anlamıyla bütünleşmemişti, üzerinde hâlâ parıldayan deniz pulları vardı ve elindeki kemik mızrağı her zamanki gibi tehditkar bir şekilde ileri uzatılmıştı. Omzundaki ok yarası siyah bir iz olarak kalmıştı.

"Yine mi sen, kanatlı fare?" diye tısladı Talia, ama sesinde ilk bölümdeki o vahşi özgüven yoktu. Yorgun ve tetikteydi.

"Buraya seninle dövüşmeye gelmedim, pullsuların prensesi," dedi Kaelen, ellerini hançerlerinden uzak tutarak. "O ışığın ne olduğunu sormaya geldim. Denizinizin altında ne saklıyorsunuz?"

Talia mızrağını yavaşça indirdi, siyah gözlerinde ilk kez çaresiz bir nefret belirdi. "Biz hiçbir şey saklamıyoruz. O ışık yükseldiğinden beri okyanusun en derin hendeklerinden çığlıklar geliyor. Bizim bile girmeye korktuğumuz karanlık çukurlardan... Halkımdan keşif için aşağı inenlerin hiçbirisi geri dönmedi. Geriye sadece yüzeyde yüzen asitli kanlar kaldı."

Kaelen bir adım yaklaştı. "Periler arasında da durum aynı. Ormanın en yaşlı ağaçları köklerinden kurumaya başladı. Toprak zehirleniyor."

Tam o sırada, ikisinin tam ortasındaki kumlar şiddetle titremeye başladı. Denizden gelen dalgalar aniden simsiyah, çürümüş bir çamur gibi karaya vurdu. Kumların altından, ne peri ne de deniz kızı uzuvlarına benzeyen, tamamen kemikten ve kırmızı kristallerden oluşmuş devasa bir pençe fırladı! Pençe, havayı yırtarak doğrudan ikisinin üzerine doğru savruldu.

Kaelen refleks olarak Talia’nın kolundan tuttu ve "Gölge Bükme" gücüyle ikisini de birkaç metre geriye, ormanın sınırına doğru ışınladı. Talia, karaya çarptığı an hızla doğruldu. Kaelen olmasaydı o pençe onu ikiye bölecekti.

Toprağın altından çıkan şey, iki ırkın da masallarında anlatılan ama varlığına inanılmayan kadim bir parazitti: "Kızıl Tüketici". Yüzyıllar önce bu toprakları kurutan, etle ve büyüyle beslenen lanetli bir yaratık, periler ve deniz kızları birbirini boğazlarken onların döktüğü kandan beslenerek yeniden uyanmıştı.

Kaelen hançerlerini çekti, Talia mızrağını sıkıca kavradı.

"Görünüşe göre," dedi Kaelen, kemik canavara bakarak. "Birbirimizi öldürmeden önce, bizi öldürmek isteyen bu şeyi yok etmemiz gerekecek."

Talia asitli dişlerini göstererek sırıttı, ancak bu seferki öfkesi Kaelen’a değil, önlerindeki canavaraydı. "Sadece bu gecelik, kanatlı. Bu şey bittiğinde, o hançerlerini boğazına saplayacağım."

"Sıraya gir, prenses," dedi Kaelen ve iki can düşmanı, ortak bir kabusa karşı yan yana ileri fırladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.