İçeriğe geç

Kanatlar ve Küller

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Kanatlar ve Küller

Bölüm 3

3

“Geçmişin fısıltıları, geleceği şekillendirir.”

Kael’in sözleri, beni yok edebilecek anılar hakkında söyledikleri, zihnimi bir örümcek ağı gibi sarıyor. Ne demek istedi? Benim geçmişimde onu bu kadar ilgilendiren ne olabilir? Ve onun kendi sırları ne? Bu sorular, Eyras’ın soğuk taş duvarları arasında yankılanırken, içimde biriken korkuyu daha da büyütüyor. Sabah, gri ve kasvetli bir örtü gibi Eyras’ın üzerine çöküyor. Yine aynı Kanatlı muhafız, kapımda beliriyor, yüzünde dün gecekinden daha da soğuk bir ifade. Sanki bugünün, dünden daha zorlu geçeceğini biliyor gibi.

Eğitim salonuna vardığımda, Kael çoktan oradaydı. Bu sefer, üzerinde daha sade, ritüel için uygun, koyu renk bir giysi var. Kanatları, her zamankinden daha görkemli, sanki havayı bile büküyorlar. Salonun ortasında, kadim rünlerle işlenmiş yuvarlak bir taş platform var. Etrafında, yakılmış otların ve tütsülerin kokusu havayı dolduruyor, mistik bir atmosfer yaratıyor.

Kael’in gözleri, beni gördüğünde bir anlığına parlıyor, ama hemen o buzlu ifadeye geri dönüyor. "Hazır mısın, İnsan?" diye soruyor, sesi alaycı. "Bugün, sadece rüzgarları değil, ruhlarımızın en derinlerini de keşfedeceğiz. Atasal Anılar, sadece Kanatlılara özgü bir bağdır. Ama Ruh Eşi Bağı, bu sınırları zorlayacak."

Platforma doğru ilerliyorum, kalbim göğsümde deli gibi çarpıyor. Korkuyorum. Annemin anısı, babamın yüzü, krallığımın kaderi… Hepsi zihnimde dönüp duruyor. Kael, platformun diğer tarafına geçiyor. Aramızda sadece birkaç adım var. Göz göze geliyoruz. Onun gözlerinde, dün gece gördüğüm o gölge, şimdi daha belirgin. Acı mı? Pişmanlık mı? Bilmiyorum.

"Ellerini uzat," diyor Kael. Sesi, bu sefer daha az alaycı, daha çok emredici. "Zihinlerini aç. Direnme. Anıların seni ele geçirmesine izin ver."

Ellerimi uzatıyorum. Kael de aynı şeyi yapıyor. Parmaklarımız birbirine değdiğinde, tenimde bir elektrik akımı geziniyor. Soğuk ve sıcak, aynı anda. Bir anlık şaşkınlıkla ona bakıyorum, o da bana. Gözlerinde bir anlık bir tereddüt görüyorum, sonra kararlılıkla doluyorlar.

Ellerimiz kenetleniyor. Kael, gözlerini kapatıyor. Ben de onu taklit ediyorum. Nefes alıyorum, veriyorum. Zihnimde bir boşluk yaratmaya çalışıyorum. Ve sonra… bir ışık patlaması.

Gözlerimin önünden görüntüler akmaya başlıyor. Hızlı, bulanık, anlaşılmaz. Bir orman, devasa ağaçlar, gökyüzünde süzülen Kanatlılar. Bir savaş çığlığı, kılıç sesleri, ateş. Ve sonra, annemin yüzü. Genç, gülümseyen annem. Babamla birlikte, krallığımızın bahçelerinde dolaşıyorlar. Mutlular.

Ama sonra görüntüler değişiyor. Gökyüzü kararıyor, devasa Kanatlı orduları semayı kaplıyor. Çığlıklar. Kan. Küller. Annem… düşüyor. Gözleri bana dönüyor, son bir bakış, son bir fısıltı… "Laria… intikam."

Bir çığlık boğazımdan yükseliyor. Görüntüler o kadar gerçek ki, acıyı tenimde hissediyorum. Ellerimi Kael’in ellerinden çekmek istiyorum ama o, sıkıca tutuyor. "Direnme!" sesi zihnimde yankılanıyor. "Bırak aksın!"

Görüntüler devam ediyor. Bu sefer, Kanatlıların anıları. Kadim bir şehir, bulutların üzerinde yükseliyor. Uzun, zarif Kanatlılar, kanatları güneşte parlıyor. Bir tören. Genç bir Kael. Yüzünde henüz o sertlik yok, sadece çocuksu bir merak. Bir yaşlı Kanatlı, ona bir kehanetten bahsediyor. "Ruh Eşi Bağı… kaderin… seni yok edecek ya da kurtaracak."

Kael’in anıları mı bunlar? Onun geçmişi mi? Görüntüler hızlanıyor. Kael’in eğitimi, savaşlar, yüzündeki yara izinin nasıl oluştuğu. Bir düşman, devasa bir yaratık, pençeleriyle Kael’i pençeliyor. Acı. Öfke. Ve sonra… bir kadın. Uzun, altın rengi saçları, gözlerinde merhamet. Kael’in ona olan bakışı… Sevgi miydi o? Ve sonra, o kadın da düşüyor. Kael’in çığlığı, benim annem için attığım çığlığa benziyor.

Zihinlerimiz birbirine karışıyor. Onun acısı, benim acım. Onun nefreti, benim nefretim. Ama aynı zamanda… bir anlayış. O da kaybetmiş. O da acı çekmiş.

Anılar bulanıklaşıyor, sonra netleşiyor. Bu sefer, benim anılarım. Babamın bana öğrettikleri. Kılıç kullanmayı, at binmeyi, krallığımızın tarihini. Ve annemin bana fısıldadığı ninniler, söylediği şarkılar. Huzur. Güven. Ve sonra, o gün. Her şeyin değiştiği gün.

Kael’in zihnine giriyorum. Onun en derin korkusu. Yalnızlık. Ve o kehanet. Ruh Eşi Bağı’nın onu yok edeceği kehaneti. Neden? Ne anlamı var?

Bir anlığına, zihinlerimiz tamamen birleşiyor gibi. Duygularımız, düşüncelerimiz, anılarımız… Hepsi tek bir nehirde akıyor. Ve o nehrin içinde, bir anlık bir görüntü beliriyor: İki figür. Bir insan ve bir Kanatlı. Kanatları birbirine dolanmış, gökyüzünde süzülüyorlar. Yüzleri net değil, ama aralarındaki bağ… o kadar güçlü ki, nefesimi kesiyor.

Sonra, her şey bir anda sona eriyor. Gözlerimi açıyorum. Ellerimiz hâlâ kenetlenmiş. Kael’in gözleri de açık. Yüzü solgun, nefes nefese. Gözlerinde bir şaşkınlık, bir acı, ve… bir parça anlayış.

"Sen…" diye fısıldıyor, sesi kısık. "Senin anneni… Kanatlılar mı öldürdü?"

Başımı sallıyorum, gözlerim doluyor. "Evet. Ve sen… sen de birini kaybettin. O kadın… kimdi?"

Kael’in yüzündeki ifade sertleşiyor. Gözleri yeniden buz gibi oluyor. Ellerini ellerimden çekiyor, sanki tenim onu yakıyormuş gibi. "Bu seni ilgilendirmez, İnsan. Bu bağ, sadece anıları paylaşmakla ilgili değil. Aynı zamanda zayıflıklarını da ortaya çıkarır."

Arkasını dönüyor, bana sırtını dönüyor. Ama omuzlarının titrediğini görüyorum. O da etkilenmişti. Benim kadar. Belki de benden daha fazla.

"Yarın," diyor, sesi boğuk. "Rüya Paylaşımı’na geçeceğiz. Bu, zihinlerimizin en savunmasız olduğu an olacak. Ve orada, sakladığın her şey, her korkun, her arzun… ortaya çıkacak."

Sözleri, bir tehdit gibi değil, bir uyarı gibi geliyor. Rüya Paylaşımı. Zihinlerimizin en derin, en özel köşelerine girmek. Onun da benim de en mahrem düşüncelerimiz, arzularımız, korkularımız ortaya çıkacak.

Kael, eğitim salonundan çıkıyor, beni yalnız bırakıyor. Yere çöküyorum, titreyen ellerimle yüzümü kapatıyorum. Annemin anısı, Kael’in acısı, o birleşen figürler… Hepsi zihnimde dönüp duruyor. Bu bağ, sadece nefretimizi değil, acılarımızı da birleştirmişti. Ve yarın, rüyalarımızda, birbirimizin en derin sırlarına tanık olacaktık. Bu, bir kabus mu olacaktı, yoksa bizi birbirimize daha da mı yaklaştıracaktı? Bilmiyorum. Ama bir şeyden eminim: Artık Kael, benim için sadece kibirli bir Kanatlı değildi. O, benim gibi acı çeken, sırları olan bir varlıktı. Ve bu, her şeyi değiştiriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.