İçeriğe geç

Kanatlar ve Küller

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Kanatlar ve Küller

Bölüm 2

2

“Nefret, bazen en güçlü bağdır.”

Kael’in sözleri, odanın soğuk havasında asılı kalmış bir zehir gibi. Kapı arkasından kapanırken, bıraktığı sessizlik, az önceki fısıltısından daha da gürültülü. Beni hayatımın sonuna kadar ona bağlayacakmış. İster isteyeyim, ister istemeyeyim. Bu bir kehanet mi, yoksa sadece bir tehdit mi? Gözlerinde gördüğüm o gölge… Acı mıydı, yoksa sadece benim umutsuzca aradığım bir zayıflık belirtisi mi?

Yatağın kenarına çöküyorum, ellerimle yüzümü kapatıyorum. Gözlerimi kapattığımda, annemin son anları yeniden canlanıyor. Küllerin ve kanın kokusu, çığlıklar, gökyüzünü kaplayan devasa kanatların gölgesi. O gün, içimdeki her şey değişti. O gün, Kanatlılara olan nefretim, damarlarımda akan bir zehir gibi yayıldı. Ve şimdi, o zehirle dolu kalbimle, bir Kanatlı’ya bağlanmak zorundayım.

Uyku, bu gece bana uğramıyor. Pencereden dışarı bakıyorum, bulutların arasından sızan soluk ay ışığı, Eyras’ın gümüşi kulelerini aydınlatıyor. Burası bir rüya, bir kâbus. Her şey gerçeküstü, her şey tehditkar. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, kapım çalıyor. Bir Kanatlı muhafız, yüzünde hiçbir ifade olmadan beni bekliyor. "Eğitim zamanı, Prenses."

Prenses kelimesi, dilimde paslı bir tat bırakıyor. Onu görmezden gelerek koridora çıkıyorum. Dün geceki dar koridor, şimdi daha da uzun ve soğuk görünüyor. Her adımım, kaderime doğru atılan bir adım. Bir eğitim salonuna getiriliyorum. Burası devasa, yüksek tavanlı, duvarları kadim rünlerle kaplı bir yer. Ortada, çeşitli eğitim aletleri ve silahlar var. Ve tabii ki, Kael.

O, çoktan oradaydı. Siyah, dar bir eğitim kıyafeti giymiş, kasları belirginleşmiş, her hareketi bir yırtıcının zarafetini taşıyor. Kanatları sırtında katlanmış, ama varlıkları bile havayı titretiyor. Beni gördüğünde, gözlerindeki o buz gibi ifade geri dönüyor. Sanki dün geceki o anlık gölge hiç yaşanmamış gibi.

"Geç kaldın, İnsan," diyor. Sesi, önceki geceki fısıltısından daha sert. "Burada disiplin esastır. Özellikle de zayıf olanlar için."

Dişlerimi sıkıyorum. "Ben zayıf değilim," diye karşılık veriyorum, sesim titremese de içimde fırtınalar kopuyor.

Kael alaycı bir şekilde gülümsüyor. "Göreceğiz. Ruh Eşi Bağı, sadece bir sembol değil. İki ruhu bir araya getiren kadim bir büyü. Ve bu bağın gücüne dayanabilmek için, ruhunun ve bedeninin güçlü olması gerekir. Senin gibi bir insan, bu gücün altında ezilebilir."

İçimdeki öfke yükseliyor. "Benim gibi bir insan mı? Kanatlılar kadar güçlü olmasak da, bizim de kendi gücümüz var. Ve senin gibi kibirli bir Kanatlı’nın beni küçümsemesine izin vermem."

Kael’in gözleri bir anlığına parlıyor, sanki sözlerim onu şaşırtmış gibi. Sonra yüzündeki ifade sertleşiyor. "Cesur sözler. Ama sözler, kanatların yerini tutmaz. Bugün, bu bağın temelini atacağız. Elemental rüzgarların gücünü hissetmeyi öğreneceksin."

Eğitim başlıyor. Kael, bana elemental rüzgarları nasıl hissedeceğimi, onlarla nasıl bağlantı kuracağımı anlatıyor. Ellerini havada hareket ettiriyor, sanki görünmez bir maddeyi şekillendiriyormuş gibi. "Rüzgar, her yerdedir. Sadece onu dinlemeyi öğrenmelisin. Onunla bir olmalısın."

Deniyorum. Gözlerimi kapatıyorum, nefesime odaklanıyorum. Rüzgarı hissetmeye çalışıyorum. Ama içimdeki öfke ve nefret, her şeyi engelliyor. Annemin yüzü, Kael’in kibirli bakışları… Zihnimde bir karmaşa var.

"Odaklan!" Kael’in sesi, sert bir kırbaç gibi. "Bu kadar zayıf olamazsın. Eğer bu bağı kuramazsan, sadece sen değil, krallığın da bedelini öder."

Bu sözler, içimdeki ateşi körüklüyor. Krallığım. Babam. Annem. Onlar için güçlü olmak zorundayım. Gözlerimi açıyorum, Kael’in gözlerine kilitleniyorum. İçimdeki nefreti bir yakıt gibi kullanıyorum.

Tekrar deniyorum. Bu sefer, rüzgarın fısıltısını duyuyorum. Tenimde hafif bir esinti hissediyorum. Sanki görünmez bir el, saçlarımı okşuyor. Kael’in yüzündeki ifade değişiyor. Şaşkınlık mı?

"İyi," diyor, sesi daha yumuşak. "Şimdi, onu yönlendirmeyi dene. Zihninde bir girdap oluştur. Rüzgarı kontrol et."

Zihnimde bir girdap canlandırıyorum. Rüzgarın gücünü, avuçlarımda topladığımı hayal ediyorum. Ve sonra… bir esinti, salonun ortasında hafif bir rüzgar oluşturuyor. Çok küçük, zar zor hissediliyor ama orada.

Kael’in kaşları çatılıyor. "İlginç. Beklediğimden daha hızlı öğreniyorsun, İnsan."

Bu iltifat mıydı? Ondan gelen bir iltifat mı? Şaşkınlıkla ona bakıyorum. Yüzünde garip bir ifade var, sanki beni çözmeye çalışıyor.

Eğitim gün boyu devam ediyor. Elemental rüzgarları yönlendirmeyi, onlarla basit şekiller oluşturmayı öğreniyorum. Her seferinde, Kael’in gözlerindeki şaşkınlık artıyor. Ve her seferinde, içimdeki öfke, bu gücü daha da ileriye taşımak için bir itici güç oluyor. Onu şaşırtmak, onun kibirli yüzündeki o ifadeyi görmek… bu, küçük bir zafer gibi.

Akşam olmak üzere. Güneş batarken, Eyras’ın kuleleri altın rengine bürünüyor. Yorgunluktan bitkin düşmüş durumdayım. Ama içimde garip bir tatmin var. Bir şeyler başardım. Kanatlıların topraklarında, onların gücünü kullanarak bir şeyler başardım.

"Yarın," diyor Kael, sesi yorgun ama hâlâ sert. "Ruh Eşi Bağı’nın bir sonraki aşamasına geçeceğiz: Atasal Anılar. Bu, çok daha zorlu olacak. Zihinlerimizin derinliklerine ineceğiz. Ve orada, sakladığın her şey ortaya çıkacak."

Gözleri, benimkilerle buluşuyor. Atasal Anılar. Bu, Kanatlıların kadim bir ritüeliydi. Geçmiş nesillerin anılarına erişmek, onlardan ders çıkarmak. Ama bir insan olarak, bu benim için ne anlama geliyordu? Ve Kael’in bu kadar tehditkar konuşmasının sebebi neydi?

"Korkuyor musun, İnsan?" diye fısıldıyor, yüzünde yine o alaycı gülümseme. "Sırlarının ortaya çıkmasından mı korkuyorsun?"

Gözlerimi ondan ayırmıyorum. "Benim sırlarımdan daha fazlasını göreceksin, Kanatlı. Ve sen de kendi sırlarını saklayamayacaksın."

Bir anlık sessizlik. Salonun havası geriliyor. Kael’in yüzündeki alaycı ifade kayboluyor, yerini daha karanlık, daha karmaşık bir şeye bırakıyor. Sanki sözlerim, onun içinde bir teli titremiş gibi.

"Göreceğiz," diyor, sesi neredeyse bir hırıltı gibi. "Ama unutma, Laria. Bazı anılar, gömülü kalmalı. Özellikle de seni yok edebilecek olanlar."

Arkasını dönüp gidiyor, siyah kanatlarının gölgesi arkasında bir iz bırakıyor. Sözleri, zihnime bir hançer gibi saplanıyor. Beni yok edebilecek anılar mı? Ne demek istiyor? Benim geçmişimle ne ilgisi var? Ve onun kendi sırları ne? Bu bağ, sadece benim değil, onun da en derin korkularını ortaya çıkaracak mıydı? Yarın, sadece elemental rüzgarları değil, ruhlarımızın en karanlık köşelerini de keşfedecektik. Ve bu, beni korkutuyordu. Çok korkutuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.