İçeriğe geç

KAN ve TAÇ

Bölüm 4 · 4 dk okuma

KAN ve TAÇ

Bölüm 4

Sırt Sırta

Gözcünün çığlığı henüz havada asılıyken, Nöbetçi Kalesi’nin avlusundaki o coşkulu hava bir anda bıçakla kesilmiş gibi dağıldı. Kuzey ufkundan yükselen dumanlar sıradan bir yangına ait olamazdı; gökyüzüne tırmanan siyah is, sanki canlı birer gölge gibi kıvrılarak güneşi yutuyordu.

"Herkes mevzilere!" diye kükredi Elysia. Sesi, saniyeler önce takındığı o sahte prenses tavrından tamamen sıyrılmış, yırtıcı bir komutanın çelik tınısına bürünmüştü. "Aurelia okçuları batı surlarına! Varian mızraklıları kapıyı tutsun!"

Kaelen de durmadı. Siyah kılıcını büyük bir gürültüyle kınından sıyırırken kendi adamlarına döndü: "Duydunuz karımı! Kimse kendi başına kahramanlık yapmaya kalkışmasın. Bugün tek bir safız. Hatayı yapanı bizzat ben cehenneme gönderirim!"

Kalenin devasa ahşap kapıları hızla kapatıldı ve kalın demir sürgüler yerine oturtuldu. Ancak yaklaşan şeyin sıradan bir ordu olmadığını anlamaları uzun sürmedi. Kapının diğer tarafından gelen sesler, insan çığlıklarından ziyade, derinden gelen hırıltılar ve kemik gıcırtılarıydı.

Ve sonra, ilk darbe indi.

Devasa ahşap kapı, sanki bir balyoz darbesi yemiş gibi içeriye doğru esnedi. Demir sürgüler çatırdadı. Havayı, toprağın altından yeni çıkmış çürük et ve yanmış büyü kokusu kapladı. Sislerin arasından sıyrılan gölge yaratıkları belirdi; insana benzeyen ama derileri kömür karası, gözleri ise kor kırmızı yanan, acı hissetmeyen canavarlardı bunlar.

"Duvarı aşmaya çalışıyorlar!" diye bağırdı bir asker.

"Bırakın gelsinler!" diye yanıtladı Kaelen, surların üzerine fırlayarak. Elysia da hemen onun arkasındaydı.

İlk canavar surun kenarına tırnaklarını geçirdiği an, Elysia kılıcını yaratığın boğazına sapladı. Yaratıktan fışkıran siyah, asidik kan mermer basamakları eritirken Elysia çevik bir hareketle geriye kaçtı. Ancak solundan gelen ikinci bir yaratığı fark edememişti. Tam o sırada Kaelen’in ağır kılıcı rüzgarı keserek havada döndü ve yaratığın kafasını gövdesinden ayırdı.

Kaelen, kılıcını savurduktan sonra durup Elysia’ya baktı. Yüzünde yine o sinir bozucu ama bu kez adrenalin dolu gülümseme vardı. "Dikkat et, Komutan. Seni ilk günümden dul bırakmak istemem."

Elysia nefes nefese, hemen Kaelen’in arkasından süzülen başka bir gölgeyi işaret etti: "Arkanı kolla, Prens!"

Elysia öne fırladı, Kaelen’in omzunun üzerinden geçerek arkasındaki yaratığın göğsüne kılıcını sapladı ve onu surlardan aşağı fırlattı. Kaelen ile sırt sırta geldiklerinde, ikisinin de nefesleri birbirine karışıyordu.

"Ödeştik," dedi Elysia dişlerinin arasından.

"Daha yeni başlıyoruz," diye fısıldadı Kaelen.

Savaş büyüdü. Kale avlusu tam bir ölüm tarlasına dönüştü. Canavarlar kapıyı kırmayı başarmış, içeri sızıyorlardı. Aurelia ve Varian askerleri ilk başta bocalasa da, başlarındaki iki liderin sırt sırta vererek bir ölüm makinesi gibi uyum içinde savaştığını görmek onlara cesaret verdi.

Elysia hızlıydı; canavarların bacak tendonlarını kesiyor, onları dengesiz bırakıyordu. Kaelen ise o ağır darbeleriyle işi bitiriyordu. Aralarında tek bir kelime bile konuşulmamıştı ama yıllarca birbirleriyle savaşmış olmanın getirdiği o tuhaf durum, birbirlerinin hamlelerini önceden tahmin etmelerini sağlıyordu. Elysia ne zaman eğilse, Kaelen onun üzerinden kılıç savuruyordu. Kaelen ne zaman sağa adım atsa, Elysia onun solundaki boşluğu dolduruyordu.

Yıllarca birbirini öldürmek için eğitilmiş iki beden, şimdi birbirini yaşatmak için kusursuz bir dans sergiliyordu.

Savaşın ortasında, canavarların lideri olduğu anlaşılan, diğerlerinden iki kat daha büyük ve elinde devasa bir paslı balta taşıyan bir gölge generali avluya adım attı. Doğrudan Elysia’ya doğru yöneldi. Dev baltasını savurduğunda, Elysia kılıcıyla darbeyi karşılamaya çalıştı ama darbenin gücü onu geriye fırlattı. Elysia sırtını sertçe taş duvara çarptı, kılıcı elinden uçtu.

Dev yaratık baltasını son darbe için kaldırdı. Elysia bacağına gizlediği hançere uzandı ama bu darbeyi durduramayacağını biliyordu. Gözlerini kararttı.

Ancak o ölümcül darbe hiç inmedi.

Kaelen, çılgınca bir hızla araya girmiş, kendi kılıcını dev baltanın önüne siper etmişti. Çeliğin çarpışma sesi tüm avluda yankılandı. Kaelen’in dizleri darbenin ağırlığıyla büküldü, dişlerini o kadar sıktı ki çenesindeki kaslar gerildi.

"Benim olana..." diye kükredi Kaelen, gözleri neredeyse canavarlarınki kadar öfkeli bir kırmızıya dönerken. "...dokunamazsın!"

Kaelen, tüm gücüyle baltayı yukarı doğru itti. O kısalık anında Elysia yerdeki kılıcını kapmıştı bile. İkisi aynı anda, tek bir vücut gibi hareket ettiler. Kaelen yaratığın göğsüne kılıcını saplarken, Elysia havaya sıçrayıp kılıcını yaratığın boynuna indirdi.

Dev yaratık acı bir çığlıkla yere yıkıldı ve siyah küllere dönüşerek havaya karıştı. Liderlerinin ölmesiyle birlikte, geri kalan gölge yaratıkları panik içinde geri çekilmeye başladı.

Avluya ani ve ağır bir sessizlik çöktü.

Askerler nefes nefese birbirlerine bakıyorlardı. Kazanmışlardı. Ama bu zafer, tek bir krallığın değil, iki düşmanın ortak zaferiydi.

Elysia kılıcını kınına soktu, üstü başı siyah kan ve çamur içindeydi. Kaelen’e doğru döndü. Kaelen de ona bakıyordu; göğsü hızla inip kalkıyor, alnından akan ter şakağından süzülüyordu. Gözlerinde ilk kez alaycılık yoktu. Sadece, sınırları aşan, kelimelere dökülemeyen derin bir saygı vardı.

Elysia yavaşça yaklaştı. "Hayatımı kurtardın," dedi sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir tonda.

Kaelen hafifçe gülümsedi ama bu kez o kibirli gülüş değildi, yorgun ve samimi bir gülüştü. "Sözleşmemizin kurallarını unutmuş olamazsın, Komutan. Birbirimizin arkasını kollayacaktık."

Elysia tam cevap verecekken, Kaelen’in zırhının yan tarafındaki derin kesiği ve oradan sızan kırmızı, gerçek kanı fark etti. Kaelen’in gözleri hafifçe karardı, dengesini kaybeder gibi oldu.

Elysia panikle öne atılıp onu omuzlarından yakaladı. "Kaelen!"

Bölüm sonu

2 yorum