İçeriğe geç

Kan ve Taç

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kan ve Taç

Bölüm 1

Hançerin Ucunda

Gecenin karanlığını, sokaklardaki tek tük ışıklar bozuyordu. Gecenin bu vaktinde herkes evinde uyuyorken tek bir kişi dolaşıyordu sokakta. Elinde bir meşale tutuyordu o adam. Üstünde bir pelerin ve yüzünde bir maske.

Belindeki kılıç sıradan biri olmadığını gösteriyordu. Veyrath krallığının sokaklarında dolaşmak bile onda bir tiksinti oluşturuyormuş gibi gözleri sürekli sıkıca kapanıyor, birkaç saniye sonra açılıyordu.

Bir anda başka bir yola saptı. Sonra o yoldan başka bir yola ve en sonunda şehirden çıktı. Onun yerine bir duvarla karşılaştı.

Veyrath krallığının kalesinin önünde ki duvarda duruyordu.

Birkaç dakika içerisinde duvarı geçti. Yere yumuşak bir iniş yaptı ve sadece bir adamı indirmek zorunda kaldı. Hızlıca kalenin duvarlarına tırmandı. En sonunda bir pencerede durdu. Pencerenin camı açıktı. İçeri sızdı.

Oda kocamandı. Yan tarafta birkaç giyinme dolabı duruyordu. Ama hemen diğer tarafta resmen küçük bir kütüphane vardı. Bir sürü kitapla dolu...

Ve en dikkat çekeni ise yatağında uyuyan Prenses Penny idi. Kahverengi saçları yastığın üzerine dağılmış, gözleri kapalı, pencereden sızan ay ışığı ile yüzündeki çiller belli oluyordu. Bazı soylular bu çilleri bir leke olarak görürken kral, onları kızının yüzünde gördükçe gururlanıyordu. Nedenini hiç anlamazdı içerideki gölge. Ama şimdi Prensesin yüzündeki çilleri gördükçe anlıyor gibiydi.

Sessizce hançerini kınından çıkardı. Prensesin olduğu yatağa doğru yürürken her adımında sorguluyordu. "Yapmalı mıyım?" Normalde hiçbir kurbanında bu şekilde düşünmezdi. Ama bu Prensesin bu masum hali ona düşündürtmüştü.

İçinden bir küfür etti. Ama hemen susturdu. Ne olursa olsun yapmalıydı bunu. Bu, onun işiydi.

Hançeri daha sıkı kavradı. Prensesin hemen yanında duruyordu artık. Sessizce onun boynuna geçirmek için hazırlandı.

Tam saplamak için hareket etmişti ki olmadı. Hançer bir anda yatağın üstüne düştü ama prensesin yakınına bile gelmemişti hançer.

Sanki vicdanı parmaklarına toplanmış gibi bırakmıştı hançeri bir anda. Yutkundu. Lanetler okudu. Hançeri almak için elini uzattığı sırada arkasından bir ses geldi.

"Onu öldürmeyerek en iyisini yaptın Benjamin."

Benjamin irkilerek arkasına döndü. Pencere tarafından gelen ses, Alister'a aitti.

Alister, kendisi gibi bir suikastçıydı. Birlikte bir sürü savaşa girmişlerdi Alister ile. Fazla tembel bir herifti. Benjamin'in aksine.

"Ne işin var senin burada?" Sertçe sormuştu ama kısık sesle söylemişti. Tek bir yanlış hareketinde prenses uyanabilirdi. Alister omuz silkti. "Seni özledim." Benjamin gözlerini devirdi. Alister bu hareketle hafifçe güldü. Sonra ciddileşti. "Lider gönderdi beni. Sadece sana değil diğerlerine de gönderdi." Benjamin'in kaşları çatıldı. "Konuş."

Alister hareket etti. Yaslandığı duvardan ayrılıp odanın içinde gezdi. "Lidere bir mektup geldi Benjamin. Sizin hakkınızda." Alister Benjamin'e bir zarf uzattı. Benjamin tereddütle aldı eline zarfı.

"Dravaryn Krallığına...

Ethan Sinclair, Benjamin Redgrave, Theodore Knight ve Kai Ryder adlı dört suikastçı hakkında önemli bir

bilgiyi tarafınıza bildirmek için bu mektubu gönderiyorum.

Söz konusu kişiler, Veyrath Krallığı adına

hizmet eden suikastçılardır.

-Veyrath krallığından biri

Benjamin okudukları ile birlikte yutkundu. Bu olamazdı. Bu saçmalıktı! Veyrath Krallığına hizmet edemezdi! Bunu hangi manyak yapmıştı!

Alister'a baktı bir an. Bunun olmasını istemiyordu. Alister da istemiyor gibi görünüyordu ama çoktan odadaki sallanan sandalyeye yerleşmişti. Rahat görünüyordu üstelik.

"Böyle bir şeyi kim yapar!" diye hiddetle sordu Benjamin. Sesini ne kadar kısık tutsa da prenses sürekli yatakta hareket ediyordu. Alister omuz silkti. "Sizden, hatta liderden bile habersiz yaptıysa hangi manyak olduğunu nereden bileyim ben?" Benjamin ölümcül gözlerle ona bakıyordu. Alister rahat bir şekilde gözlerini kapadı. "Artık karşı sahalardayız. Bunu hiç yapmak istemiyorum biliyor musun?"

Benjamin sinirle "O krallıktan değilim!" dedi.

Alister "Öylesin." dedi.

Benjamin sinirle hançeri çıkardı. Alister bir an hançere baktı. Sonra rahatça omuz silkti. "Ben burada postacı görevi görüyorum. Bu haberi vermeyi bende istemiyorum Benjamin." Gözleriyle hançeri işaret ederek "O hançeri bana saplayamazsın sen." Benjamin sinirle hançeri geri kınına soktu. Ellerini saçlarının arasından geçirirken Alister ayağa kalktı ve onun dibine kadar gitti. "Dahası da var." Benjamin sinirle onu itti. Alister hiç umursamadan "Veyrath Krallığında ki ilk görevin prensesi korumak." Benjamin ona inanamayan gözlerle bakarken Alister hafifçe güldü. "Öldürmen gereken kişiyi şimdi yaşatacaksın Benjamin. Eğer yaşatamazsan ölen sen olursun."

Benjamin sinirli bir soluk verdi. "Prensesi korumak mı? Sen aklını mı kaçırdın!" Alister omuz silkti. "Ben postacıyım. Beni ilgilendirmiyor." dedi ellerini iki yana açarak. "Yarın dördünüz de liderin yanına çağrılıyorsunuz. Öğleden sonra."

Alister pencereye doğru yürüdü. "Belki yine savaşırız Benjamin. Ama karşı sahalarda. Umarım beni öldürmezsin." diyerek güldü. Ama acı bir gülüştü. "Sonra görüşürüz." diyerek pencereden atladı ve gözden kayboldu.

Benjamin o gittikten sonra birkaç dakika durdu. Prensesin olduğu yatağa baktı. Huzurlu, her şeyden habersiz olan prensese. Pencereye doğru yürüdü. Atlamadan önce mırıldandı.

"Bu hikayenin sonu nereye varacak bilmiyorum prenses. Ama umarım ölmezsin. Çünkü dünya yine bir masumu kaybeder."

Bölüm sonu

4 yorum

  • Kelime sayısı bence güzel çünkü bazı yazarlar fark etmeden kelime yazısını ilk bölümden çok kısaltıyorlar seninki bence bayağı iyi çok kısa değil çok uzun değil tam ortası betimleme şeklin güzel anlatım tarzın güzel beğendim ben ellerine sağlık🫶🏻🥰

    1Yanıt