Yanıma gelen küçük çocuğu tedavi ettikten sonra gergedanlar gibi esneyip steteskobumu masaya bıraktım ve masanın bir kenarında oturup ilaç yazmaya çalışan tıbbi sekretere döndüm ''Canım ben bi kahve alıp geliyorum'' diyip olabildiğince en yorgun ama samimi gülüşümü attım ''Tamam Almila hanım merak etmeyin gözüm gibi bakıcam buralara'' kafamı onaylarcasına sallayıp hastane kantinine doğru yol aldım.
Kantine geldiğimde çok kalabalıktı ki aralarından sıyrılıp kantine geçtim. Tam iş çıkışı olduğu için dolayısıyla aileler ziyarete gelmişlerdi. Kantinde olan görevli ablaya gülümseyerek ''Abla şekersiz kahve yanınada simit alabilir miyim? Ha Sinem'in hesabına yaz '' Gülçin abla bana gülümsedi ''Tabii kuzum bu simitin hemen kahvenide vereyim''
Kahvemi Gülçin abladan aldıktan sonra ofisimin-küçük pratisyen hekim odasının- yolunu tuttum tam yoldayken annemden bir arama aldım ''Alo?'' dedim belli ki hoparlöre almıştı kendi sesimi yüksek bir voltla duyup ani gelen sesle telefonu kulağımdan çekip yüzümü ekşittim ''Alooo? Kızım napıyorsun'' sesi ayrı bir tatlı çıkıyordu.Ama Almila bunu yer mi? YOOK!!! Yemem tabii ki ''Annecim nöbetteyken napıyor olabilirim'' dedim bende onun gibi tatlı tatlı. Derin bir nefes verdi ''Kızım eve gelmen gerek, baban.. onun sana ihtiyacı var'' O görmesede gözlerimi devirdim ''Neden bana ihtiyacı olsun ki? En son kadınlar okuyamaz diyerek evden kovdu ya hani beni? Şuan kalp krizi mi geçiriyor?'' özellikle kadınlar okuyamaz kısmını iğneleyeci bir ses tonu ile söyledim ''Yavrum bi dinle bak'' Yine o görmesede kaşlarımı çattım ''Dinleyemem anne. Hem sende beni en az babam kadar sevmiyorsun senin şu hayatta tek önceliğin babam ve Esin oldu şimdi ne isteyeceksen git ondan iste''
Esin bende 2 yaş küçük kız kardeşimdi. Ondan büyük olmama rağmen şımartılarak büyütüldüğünden bana abla deme ihtiyacında bile bulunmazdı. Annem hep onu kayırırdı. Normalde kardeşler ablalarının küçük kıyafetlerini giyerken ben Esin'in küçük kıyafetlerini giyiyerdim. En iyileri Esin'e alınır ben onun kenara attıklarını kullanırdım. Ben böyle büyümüştüm. Şuan Silivride görev yapıyordum. Normalde doktorarın ilk tayini doğu tarafına çıkarken benim doktor olmamı istemeyen babam bi işi çıkarsa diye tayinimi kendi yaşadıkları yere sözde bağlantıları sayesinde aldırmıştı.
Ne kadar sinir olsamda onunla kavga edemezdim. Bir bağırsa gözlerim dolardı. Üniversitemi bile onlardan ayrı okumak istemiştim ancak benim bir boklar yiyeceğimi söyleyerek bunu reddetmişti ama fazla üstelememiştim sonuçta aileden biri ölmeden üniversite kazanabilmiştim ya?
Ben içimden hayat hikayemi geçirirken annem tekrar konuşmaya başladı ''Bana bak kırarım senin o bacaklarını! Yine ne yapıyorsun erkeklere cilve mi? Çabuk eve sözleneceksin''
O an dilim tutuldu. Ne diyeceğim bilemedim. Her zaman bir bahaneyle kaçan Ben yani namı değer Almila Kaya o an durdu. Ağzımdan tek bir laf bile çıkamadı.Etrafındakileri kör olmuşcasına göremedim. Elindeki kahvenin düşmesiyle etrafta küçük çocukların çığlıkları bir buldu. Elimdeki telefon yere düştü ama ekranı çatlamış mı diye bakamadım bile. Kafamı yavaşça yere eğdim. Gözlerim doldu ve en son gözlerimden akıp yanağımdan süzülen yaş ayakkabımın üstüne düştü.
İşte bu ben Almila Kaya ve hikayem yeni başlıyor. İyi Seyirler.