İçeriğe geç

Kan ve Kül.

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Kan ve Kül.

Bölüm 1

Zorunlu Anlaşma.

Kül yağmuru, Vespera şehrinin çelik kulelerini her zamanki gibi griye boyuyordu. Prens Alistair, odasının büyük camından dışarıyı, fabrikaların duman altı ettiği sokakları izliyordu. Elindeki kristal kadehte duran kan, odadaki tek renkli şeydi. Ama Alistair'ın bunu düşünecek hali yoktu.

Kapı çalındı ve içeriye koruması General Thorne girdi. Selam vererek konuştu:

"Prens Alistair. Sanguis krallığının arabaları sınırdan geçti. Prenses Lysandra’nın konvoyu sarayın ana kapısına gelmek üzere."

Alistair kadehini masaya bıraktı. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi bile yoktu. "Demek benim için hazırlanan son geldi," diye mırıldandı sesi buz gibiydi. "Hazırlanın. Onları taht odasında karşılayacağız."

Not: Vampir dünyasında evlilik aşk demek değildi; sadece iki tarafı birbirine bağlayan bir sözleşmeydi. Ve bu sözleşme, iki krallığın birbirini tamamen yok etmesini engellemek için atılan son çaresiz adımdı.

Sarayın büyük salonunda tam bir sessizlik hakimdi. İki düşman taraf yan yana gelmişti ama aradaki hava sanki her an bir kavga çıkacak kadar gergindi. Bir tarafta siyah askeri üniformalarıyla Vespera soyluları, diğer tarafta ise kan kırmızısı pelerinleriyle Sanguis ailesi duruyordu.

Büyük kapılar açıldı ve Prenses Lysandra içeri girdi.

Yürüyüşü son derece dik, bakışları ise bir avcı kadar keskindi. Gümüş rengi saçları, üzerindeki koyu kırmızı elbiseyle harika bir tezat oluşturuyordu. Alistair’ın gözleri onun gözleriyle buluştuğunda, salondaki havanın daha da soğuduğunu hissetti. Lysandra, tahtın önünde durup hafifçe selam verdi ama gözlerindeki o meydan okuyan bakış net bir şekilde okunuyordu.

Görevli evlilik sözleşmesini yüksek sesle okurken, ne Alistair ne de Lysandra onu dinliyordu. İkisi de sadece birbirini incelemekle meşguldü. Tören biter bitmez, kurallar gereği yalnız kalıp detayları konuşmaları için onları özel bir odaya aldılar.

ODADAKİ İLK YÜZLEŞME

Ağır kapı arkalarından kapandığı an, Lysandra o kibar ve resmi maskesini anında indirdi. Odanın ortasındaki masaya doğru yürüdü ve doğrudan Alistair’a döndü.

"Burada ikimizin de sadece birer piyon olduğunu biliyorsun, değil mi Prens?" dedi, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Bu evliliği ne sen istedin ne de ben. Benim halkım senin krallığından nefret ediyor, ben de doğrudan senden nefret ediyorum."

Alistair hafifçe gülümsedi ama bu hiç de samimi bir gülüş değildi. Masaya yaklaşarak aralarındaki mesafeyi azalttı.

"Dürüst olmana sevindim, Prenses. Ama nefret etmek şu an bizim için bir lüks ve buna vaktimiz yok. Krallıklarımız batıyor. Eğer bu evlilik olmazsa, halklarımız birbirini yok edecek ve geriye besleneceğimiz tek bir insan bile kalmayacak."

Lysandra kollarını göğsünde bağladı. "O zaman bir anlaşma yapalım. Saray halkının önünde ve kameraların karşısında mükemmel bir çift gibi davranacağız. Ama bu odanın kapısı kapandığı an, ikimiz de kendi hayatımıza bakacağız. Benim odama, benim kararlarıma ve benim sırlarıma asla karışmayacaksın."

Alistair öne doğru eğildi, gözleri karanlıkta hafifçe kırmızıya döndü.

"Anlaştık, Lysandra. Birbirimizin hayatından uzak duracağız. Ama şunu sakın unutma... Bu saray tehlikeli insanlarla dolu. Eğer dışarıya en ufak bir açık verirsek, bizi evlendirenler ilk fırsatta bizi yok eder. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama hayatta kalmak için ortak olmak zorundayız."

Lysandra elini uzattı. "Anlaşmalı bir evlilik, öyleyse."

Alistair, prensesin buz gibi elini sıktı. "Anlaşmalı bir evlilik."

İkisi de o an çok iyi biliyordu ki; bu sadece bir evlilik değil, sonu bilinmeyen tehlikeli bir oyunun başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.