İçeriğe geç

KAN VE KÜL AKDİ

Bölüm 4 · 3 dk okuma

KAN VE KÜL AKDİ

Bölüm 4

UNUTULMUŞ TOPRAKLARA KAÇIŞ

BÖLÜM 4: UNUTULMUŞ TOPRAKLARA KAÇIŞ

Elena’nın bedeninden yayılan kadim altın ışık, geceyi kör edici bir parlaklıkla yardı. Avuç içlerinden fırlayan saf enerji dalgası, etraflarını sarmaya çalışan iki orduyu birden geriye püskürttü. Ağaçlar köklerinden sökülürken, hava yanık ozon ve kadim büyü kokusuyla doldu.

Gideon ile Kaelen kendilerini kayalıkların gerisine zor attılar. İkisi de nefes nefese, şaşkınlık ve dehşet içinde Elena’ya bakıyordu.

"Bu... bu imkânsız," diye mırıldandı Kaelen. Soğukkanlı mermer yüzünde ilk kez hakiki bir şaşkınlık belirmişti. "Bu sıradan bir soyun gücü değil. Bu, Mühür’ü koyan İlk Yaratıcılar’ın büyüsü..."

"Elena!" Gideon acıyla haykırarak kıza doğru bir adım atmaya çalıştı ama Elena’nın etrafında dönen enerji kalkanı onu geri savurdu. "Elena, kendini dizginle! Bedenin bu gücü kaldıramaz, seni yakacak!"

Elena, bilincini yitirmek üzereydi. Kulaklarında binlerce yıllık fısıltılar yankılanıyor, zihninde hiç görmediği antik şehirlerin yıkılışı canlanıyordu. Damarlarındaki kan, bedenine sığmayacak denli büyük bir basınçla kaynıyordu. Tam o anda, ayaklarının altındaki zemin çatırdamaya başladı.

Vadi çöküyordu.

"İki taraftan da kuşatılıyoruz!" dedi Kaelen, kılıcını doğrultup yaklaşan Gece Muhafızlarına bakarak. "Sürü soldan, Saray sağdan geliyor. Buradan kaçış yok!"

Gideon, kollarındaki kanı silip gözlerini Kaelen’e dikti. "Eski Büyücü Harabeleri... Vadinin altındaki geçit! Tek şansımız o tarafsız bölgeye girmek. İki ordu da oraya basmaya cesaret edemez."

Kaelen bir an duraksadı. Unutulmuş Topraklar olarak bilinen o harabeler, yüzyıllardır lanetli kabul edilir ve kimse oraya adım atmaya cüret edemezdi. Ama şu an başka seçenekleri yoktu. "Hızlı ol Alfa. Bir daha böyle bir fırsatımız olmayacak."

Kaelen hamle yaparak, gücün etkisiyle havada süzülen Elena’yı ivmeyle yakaladı. Büyü kalkanı Kaelen’in tenini yaksa da dişlerini sıktı ve Elena’yı kucağına çekti. Gideon ise devasa baltasıyla yaklaşan iki kurt muhafızını tek bir hamlede savurarak öne atıldı.

"Beni takip et!" diye gürledi Gideon.

Üçlü, çöken kayalığın altındaki karanlık yarığa doğru fırladı. Arkalarından oklardan ve kurt gürlemelerinden oluşan bir fırtına koptu, ancak tam geçit ağzına ulaştıklarında Gideon devasa bir kayayı girişin üzerine devirdi. Büyük bir gürültüyle kapanan mağara girişi, arkadaki bağrışmaları ve savaşı bir anda bıçak gibi kesti.

Zifiri karanlık, mutlak bir sessizlikle birleşti.

Kaelen, gücü tükenip kucağında baygın düşen Elena’yı yavaşça soğuk taş zemine bıraktı. Kendi ellerindeki yanık izlerini umursamadan kızın nabzını kontrol etti. "Yaşıyor. Ama bilinci kapalı."

Gideon, cebinden çıkardığı parlayan bir fosfor taşını yere bıraktı. Silik yeşil ışık, etraflarını çevreleyen devasa, yosun tutmuş sütunları ve duvarlardaki unutulmuş rünleri aydınlattı.

Burası Unutulmuş Diyar’ın, diğer adıyla Karanlık Diyar’ın girişinde yer alan Kadim Harabeler’di. Ne Vampir Kanunları’nın ne de Sürü Hukuku’nun geçerli olduğu, zamanın durduğu tek yer.

"Onu tutuşun..." dedi Gideon, sesi gırtlaktan gelen tehditkar bir hırıltıyla. Kaelen’e doğru yürüdü. "Onu bir eşya gibi taşıyorsun emici. Bakışlarındaki o hırsı görüyorum."

Kaelen sakince ayağa kalktı. Üzerindeki cübbeyi düzeltirken dudaklarında o tanıdık, soğuk tebessüm belirdi. "Hırs mı? Bence bu durumu yanlış yorumluyorsun Alfa. Ben olmasaydım, senin 'çok sevdiğin' Sürün onu şu an parçalarına ayırmış olacaktı. Onu koruyan bendim, ona yalan söyleyen ise sensin."

"Onu korumak için yalan söyledim!" dedi Gideon, göğsü hızla kalkıp inerek. "Ona gerçeği söyleseydim, çocukluğunu bir hedefe dönüşerek geçirecekti!"

"Ve şimdi bir hedef oldu," diye karşılık verdi Kaelen, adım adım Gideon’a yaklaşarak. "Ama en azından artık yalnız değil."

"Ne demek istiyorsun?"

Kaelen eğilip baygın yatan Elena’nın yüzüne düşen bir saç telini nazikçe geriye itti. O an gözlerinde beliren ifade, tehlikeli bir arzulama ve koruma içgüdüsünün birleşimiydi. "Onun damarlarındaki kan benim karanlığıma cevap veriyor Gideon. Bunu sen de hissettin. O sadece sizin Mühür’ünüz değil. O benim yüzyıllardır aradığım ruh eşi olabilir."

Gideon’ın gözleri öfkeyle parladı. Baltasının sapını o kadar sıkı kavradı ki ahşaptan çatırtı sesleri geldi. "Onu sana yar etmem. Gerekirse bu harabeleri ikimizin de üzerine yıkarım."

"Yeter..."

Yerden gelen zayıf ama kararlı sesle ikisi de donakaldı.

Elena gözlerini yavaşça açmıştı. Altın rengi parıltı kaybolmuş, yerini derin bir yorgunluğa bırakmıştı. Duvara tutunarak doğrulan Elena, karşısında duran iki düşmana baktı.

"Beni paylaşmayı bırakın," dedi Elena, sesi pürüzsüz ama kırgındı. "Burası neresi?"

Kaelen karanlığa doğru baktı. "Karanlık Diyar. Ne Sürü’nün ne de Gece Sarayı’nın bize ulaşamayacağı tek yer. Ama buranın sakinleri... iki türden de çok daha tehlikelidir."

Derinlerden, harabelerin iç kısımlarından gelen meşale ışıkları ve zırh sesleri yankılanmaya başladı. Unutulmuş Diyar’ın sürgün edilmiş sakinleri, davetsiz misafirlerin kokusunu almıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.