Mutfaktaki o gergin ama çabuk sönen kavganın üzerinden birkaç gün geçmişti. Dağ evinin huzurlu rutini, akşam saatlerinde salonda çınlayan beklenmedik bir haberle yeniden sarsıldı.
Benji, elindeki eski parşömen kağıdını masaya atarken yüzünde rare görülen ciddi bir ifade vardı. Karşısında oturan Hunter, kollarını göğsünde kavuşturmuş, kaşlarını çatarak kağıda bakıyordu.
"Kuzey Kutbu'ndaki o eski lonca toplantısından bahsediyorlar," dedi Benji hafifçe iç çekerek. "Her yüzyılda bir yapılan o lanet olası 'Kan Bağlantısı' ritüeli. Eğer gitmezsek, konsey bizim kasabada saklandığımızı anlar ve burayı başımıza yıkarlar. Gitmek zorundayız; üstelik sadece ikimiz. Vampir yasalarına göre ölümlülerin veya cadıların o topraklara ayak basması yasak."
Millie ile Selena, salonun diğer köşesindeki koltuktan kafalarını kaldırıp aynı anda onlara baktılar.
"Nereye gidiyorsunuz yani?" diye sordu Millie, sesindeki hafif endişeyi gizleyemeyerek. "Ne kadar sürecek bu?"
"Sadece üç gün, sevgilim," dedi Hunter, ayağa kalkıp Millie’nin yanına gelerek ve diz çöktü. Buz gibi parmaklarını genç kızın yanağına bastırdı. "Ama bittiği gibi döneceğim. Biz yokken dışarı adım atmak yok. Kasabanın sınırlarını terk etmek, akıllıca bile olsa yasak. Özellikle sen, Millie... O barlardan, kalabalıklardan ve tehlikelerden uzak duracaksın."
Benji de aynı korumacı ve keskin tavırla Selena’ya doğru bir adım attı: "Aynen öyle. Selena, seni ve Millie'yi buraya kilitliyoruz. Bizim dışımızda kapıyı kimseye açmak yok. Sınırlar net; biz dönene kadar bu evin dışına çıkılmayacak."
Erkeklerin bu kadar katı, tavizsiz ve otoriter kurallar çizen tavırları karşısında Hunter ve Benji ikilisi adeta demirden duvar örer gibi net bir dille kapıyı kapattılar. Ritüel için hazırlıklarını tamamlayıp evden ayrıldıklarında, arkalarında bıraktıkları tek şey o dondurucu sessizlikti.
Ancak kapı kapanıp araba sesleri dağ yolunda kaybolur kaybolmaz, salondaki o ezik ve itaatkâr hava bir anda yok oldu.
Selena, oturduğu koltuktan kalktı, ellerini birbirine vurarak sinsi bir gülümsemeyle Millie’ye baktı. "Evet, küçük hanım... Erkeklerin o kibirli kurallarını duyduk. Şimdi bizim ne yapacağımıza gelelim."
Millie’nin yüzünde, önceki gece bardakları devirirken sahip olduğu o inatçı ve neşeli gülümseme yeniden belirdi. Yerinden fırladı, gözleri parlıyordu.
"Onlar Kuzey'in o buzlu dağlarında inek gibi ritüel yaparken," dedi Millie kurnazca gülerek, "biz de kasabanın en gizli, en eğlenceli kulübüne gitmeye ne dersin Selena? Tabii bizi koruyacak güçlü bir cadı yanımızda olursa, kimse bize dokunamaz."
Selena, parmaklarının ucunda küçük, yeşil kıvılcımlar dans ettirerek göz kırptı. "Kimin kimi koruyacağı tartışılır ama kesinlikle o kulüpteki en iyi kokteylleri hak ediyoruz. Hazırlan Millie, erkekler kural çizmeyi sever ama kızlar o kuralları çiğnemek için vardır."