İçeriğe geç

Kan Pıhtısı

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Kan Pıhtısı

Bölüm 2

2. Bölüm

Sabah uyandığımda güneş daha doğmamıştı. Başım çok feci bir şekilde ağrıyordu. Normalde her ağladığımda başım ağrırdı tabii. Ama bu baş ağrısı, yaşadığım olayların diğer yaşadığım olaylardan daha etkili olduğunu gösteriyordu. İçimde çok yoğun bir kalp kırıklığı vardı. Her şey çok çabuk bir sürede gelişip geçmişti. Hala şoke içerisindeydim ve hiçbir şeyin farkına varamıyordum. İçimde büyük bir iştahsızlık, zevksizlik vardı. Yaşadığım olaylar sonucundaki can sıkıntısı ve baş ağrısı birleşince sanki ruhsuz bir yaratığa dönüşmüş gibi bir his vardı içimde. Kimin bana ne yaptığını bilmiyordum. Sadece en son intihar ediyordum ben. Evet benim ölmem gerekmez miydi? Olaylar beynime yavaş yavaş geliyordu. Dirseğimde minik bir sargı bezi vardı. Sargı bezi bana tam intihar edecekken intihar etmemi engelleyen kişiyi hatırlattı. Neden benim intihar etmemi istemiyordu? Bu beni sevdiğini gösteriyordu. Benim sonsuz karanlığa görünmemi engelleyen kişiyi hatırlamıyordum.

Hayat mükemmel bir şeref miydi bizim için? Yoksa mutluluk muydu hedefimiz için? Fakat mutlu olunca karşılığını alıyorduk, mutsuz olarak. Ama mutsuzluğun karşılığını algılayamıyorduk. Mutlu olamıyorduk. Mutsuzluk sömürürdü içimizi. Yaşayamazdık başka bir duygu. İşte bedenimi kaplayan bu duygu birilerine olan sevgimi yok ediyordu. İntihar da bu demektir. Ruhunun çürümüş olmasıdır. Benim de çürümüştü ruhum...

Narkoz altında kaldığım için kimin ne yaptığını bilmiyordum. Başımda büyük bir yoğunluk olduğu için algılamakta güçlük çekiyordum. Ama anladığım kadarıyla sert bir kayaya çarptığım için hafif sıyrıklarla bu olayı atlattığımdan bahsediyordu. Küçük yaşlarda olduğum için hastanede serum ve narkoz altında kalmaktan oldukça korkuyordum. Hatta ağlıyordum ama göz yaşı döküp dökmediğimi bilmiyordum. Hiç bir şeyin farkında olmamak kadar kötü bir duygu yoktu. Doktorlarda bir yerlerden nasıl bir yalnızlığa düşütüğümü öğrenmişler galiba. Bilmeselerdi yakının yok mu diye sormaları gerekirdi. Ben bir şey bahsetmek istemiyordum.

Kapıyı açınca beni kurtaran kişi içeri girmişti. Kendisi küçük bir kız çocuğuydu. Benim yaşlarımda siyah saçlı içimi ferahlatan bir kız çocuğuydu. Bana üzgün gözlerle bakıyordu.

"Seni kurtaran küçük çocuk bu Aydıncığım. Ona büyük bir teşekkür etmelisin." Dedi hemşire. Küçük kız bunu duyunca yüzüme bakarak gülümsedi. Heyecanlanmıştım. Asla düşündüğüm şey olamazdı. Yaşım kaçtı benim? Küçük bir esintiden ibaret olduğunu düşündüm. Onu göreli saniyeler oluyor zaten. Ama onu görünce farklı bir duygu kapladı içimi. Harika bir duygu bu. Umarım aşk denilen şey bu değildir.

"Te-teşekkür ederim." Diyerek gülümsedim. İçim kıpır kıpır oldu. Sevinç ve huzur başlardaydı. "Benim işlerim var siz tanışın ben sonra gelirim" diyen hemşirenin ardından kız çocuğu hemen "Neden böyle bir şey yapmaya kalkıştın? Yaşına göre çok bilinçlisin. Yaşıtların hayatına son vermekten korkarken sen kurtulmak istiyorsun? Korkmadığına göre akıllı birisin."deyince utandım övüyor muydu? Yoksa gömüyor muydu? "Bunu dediğine göre sende bilinçlisin" dedim. Hafif bir kıkırdama olduktan sonra "Sorumun cevabını bekliyorum" deyince olanları anlattım. "Babam vefat etti. Annem ise son zamanlarda çok değişik davranmaya başladı ve beni terk etti. Bunun için de hayata dair hiçbir etkin olmayınca bende ömrümün sonuna varmanın en mantıklı hareket olduğunu düşünüyorum." Olayları anlatırken içinde büyük bir durgunluk oluşturduğumu hissediyordum. "Saçmalamışsın. Lafımı geri alıyorum. Sen bilinçli falan değilsin. Bilinçli olsaydın bir değerinin olduğunun farkına varırdın." Lafını keserek "Adın ne?" dedim. "Adım Efser. senin?" Deyince bana soru sorarak konu kapanmış oldu. Kendiside bu durumdan memnun oldu galiba. Eğer bahsedeceği şey önemli olaydı Efser der kısa kesip atardı. Bunu düşünebilmek harika bir duyguydu benim için. Bazı konularda Efsere katılıyorum."Hayat üzgün olunduğu zaman yok olunması gereken bir duygu değildir. "

"Ben de Aydın. Tanıştığıma memnun oldum Efser. Ama ismini ilk defa duydum anlamı ne?" Deyince bakışlarından hiçkimsenin adını bilmediğinin gülümsemesi vardı. "Taç demek. İsmimi çok seviyorum. Hayatını kurtardığım için isminin hakkını verdim." Deyince gülüştük. Hayatımın en iyi zamanlarıydı. Ondan hoşlanıyorum. Yada iyi bir arkadaş...

"Benim de annem ben doğduktan bir ay sonra vefat etti. Benim yaşadıklarım senden neredeyse farksızdı ama en kötüsü Efser ismini bana annem koymuştu. Bazen dalıp gidiyorum acaba annem ismime nasıl karar verdi. Annelik duygusunu bilmediğim için benim hakkımda en küçük davranışını merak ediyorum." O zaman ikimizin de gözleri hafif dolmuştu ama hemen konuyu kapattık. "Ee ben hiçbir şey hatırlamıyorum beni nasıl kurtardın?" Onunla konuşmak bana iyi geliyordu daha önce hiç arkadaşım olmadığı için içindeki duygunun arkadaşlık mı yoksa aşk mı olduğunu bilemiyordum ama konuyu uzatmak da istiyordum. "Komşum yani dadım, her neyse o olayı sonra anlatırım. Dadım ekmek almamı istedi. Ekmek alıyorken arazinin üzerinde yürürken seni farkettim. Arazinin ucundaki uçurumun ucunda ağlıyordun. Kötü şeyler olacağını sezmiştim. Koşarak kayanın arkasına geçerken adım atmaya başlamıştın ve uçurumun ucuna varmıştın. O sırada ağlayarak koşmaya başladım. Senin gücünü geriye doğru çekerken bi an kendimde uçurumdan aşağı atlıyorum gibi hissettim. Bağırarak seni çektim ve kolun ve gövden kayaya çarptı. Acıdan bayılırken bende koşarak sokağa vardım ve bi adamı araziye çağırdım. Sağolsun kırmadı beni ve ambulansı aradı kendisi meşgul olduğu için gelemedi ama akşam her şeyden bahsedeceğim." Bunları duyunca ikimiz tekrardan hafif ağlıyorduk. Ben mahcup durumdaydım ama gerçekten beni seven ve hayatta olmamı isteyen birilerini görünce hayata bağlanabilirdim. "Peki ya ailen? Onlara haber verdin mi? Ya seni merak ederlerse?" Benim yüzümden olay çıksın istemiyordum. "Merak etme arkadaşıma gidiyorum dedim." rahatlamıştım "Seni tekrardan nasıl bulabilirim?" Diye sorunca.içimde minik bir çırpıntı ve utanç oldu. Kendisi de sevinmişti bu soruma. "Arazinin arkasındaki kırmızı evin 3. Katı" dedi.

Birbirimiz hakkında konuştuktan sonra hemşire hanım ve yanında bir kadınla geldi. "Naber çocuklar? Umarım iyisinizdir. Yanımdaki kadın yurt müdürü Sevil hanım. Kendisi yurdu hakkında konuşarak sizi bilgilendirecek. Aydıncığım senin bundan sonra bir yurtta barınman gerek. Hepimiz gerçekten mutlu huzurlu bir ailede bulunmanı çok istiyoruz ama hayatın zorluğuna küçükken başlamak en mantıklı olay. Her neyse. Benim diğer hastalara bakmam gerek. Siz de müdürünüzle baş başa konuşun." Dedi ve gitti. Yurda gitmem gerektiğini söyleyince. Çok üzüldüm. Annem bir gün ağladı. Beni odaya kilitledi ve gitti. Ağlamak elimde değildi. Maalesef gözümden yaşlar akıyordu o sırada Efser çok üzülerek yere bakarken. Yurt müdürü Sevil hanım bana düşünceli ve derin gözlerle bakıyordu. Birkaç saniye sonra çantasından peçete çıkarttı ve birini bana verdi. "Al bakalım, dök içini." dedi. Sanki psikolog gibi davranıyordu. Bu da normal bir şeydi. Çünkü kim bilir daha nelerle karşılaşmıştı. Yavaş yavaş ağlamayı sonlandırdım. O sırada Sevil hanım hemen söze girişti. "Bu yaşanmışlıkları atlatabildiğine göre sen çok zeki ve yaşına göre daha olgunsun. Bunun için yurtta olan olumsuzlukları rahatlıkla es geçebilecek güce de sahipsindir. Korkma böyle konuşuyorum ama çok iyi arkadaşlar edinebileceğin kişiler de var. Aksi halde bizim de yaramaz çocuklarımız var. Her ne kadar belediyeye dilekçe yazsam dahi yurt değişimini kabul etmedikleri için yurtta on sekiz yaşına ulaşmalarını beklememiz gerek." Ne yani bir de zorbalarla da mı uğraşacaktım? " Bakın sevil hanım. Yaşadığım zorluklar üzerine başka bir sıkıntı istemiyorum ben. Ruhumu ve bedenimi dinlendirmem gerekirken, daha da çürütmenin bir mânası olamaz. Gerekirse imza toplar ya ben giderim yada onlar ayrılır bahsettiğiniz yurttan." İlk defa birine bu kadar yüksek çıkışmıştım. Ama daha yeni ayılmış bir halde olup başımı yakmalarına izin veremem. "İzninizle ben biraz hava almak istiyorum." dedim. Efseri de çağırarak beraber aşağıya doğru indik. Asla Sevil hanımın kırılmasını istemiyordum. Ama bencede bu durumu anlayışla ksrşılayacağına eminim. Bahçeye indik ve gölgelik bir banka oturduk. İkimiz de üzgün göxüküyorduk. Efser bu konunun kapanmasını istediği yüzünden belli oluyordu. "Baban ne iş yapıyor peki Efser." diyerek hem konuyu kapattım ve onun hakkında merak ettiğim birkaç şey vardı. "Babam mimar ama ben mesleğinden memnun değilim. Çünkü her hafta bir yere toplantısı çıkıyor. Bu yüzden alt komşumuz bana parayla dadılık gibi bir şey yapıyor." Kaderimiz aynıydı. Diye düşünürken Sevil hanım geldi.

"Bende seninle beraber hava almak istiyorum. Bana yaşadığın olayları bahset Aydın. Öğrenmem gerek." dedi. Haklıydı olayla herkes ilgilendi ama sade Efser öğrendi. Kimse neden İntihar ettiğimi bilmiyordu.

"Annem bir sabah telefonda konuşurken ağladığını duydum. Kahvaltı ederken eski halinde değildi. Bana iyi davranmıyordu. Nefretle bana hareket ediyordu. Kendimi değersiz hissettim. Ona neden böyle olduğunu sordum. Cevap vermeyince bir kaç defa soruyu tekrarlattım. O sırada beni karanlık bir odada bir gün boyunca bekletti. Bir günün ardından..." Aklıma yazdığı mektup gelmişti.

18.05.1998

Bahtsız güzel,

Bilemiyorum şuan küçüksün. Sevginin, düşüncenin,aşkın, mantığın ve çok daha fazlasının farkında değilsin. Fakat büyüyünce ne demek istediğimi anlayacaksın tatlım. Benim çok kötü olduğumu da biliyorsun ki haklısın. Ama hiçbir şeyi bilerek yapmadım. Her şeyin farkında olduğumu da bilmeni istiyorum. Telefondaki kişi senin öz baban (...)

Telefondaki kişi senin öz baban

Telefondaki kişi senin öz baban

Telefondaki kişi senin öz baban...

Bölüm sonu

7 yorum