K aybetmek,
A sla
N efret edici bir özellik değildi.
P es etmek;
I lık suları soğutur,
H ayatı kısaltır.
T a ki
I lık suyu
S ıcaklaştırana kadar,
I sı, insana başarı verir.
Artık onlarca belki de yüzlerce hatanın karşısında durmak beni hayatın iyiliklerinden uzak tutuyordu. Terfi aldığımda,espri yapıldığında,doğum günü partilerimde mutsuz olmak beni ölümsüz bir mutsuzluğa sürüklüyordu. Eminim ki gülmek benim de hakkımdı. Meslektaşlarım çareyi bulmaya çalışıyorlardı fakat bulamıyorlardı. Ama bu konunun psikoloji ile alakası yok. İşte insanın dertlerinin çaresinin yolu bir psikolojik danışmana ihtiyacı olmadığı için vermiştim istifamı. İnsanların dertlerini çözmek için bir desteğe ihtiyaçları yoktu. Aslında insanlar dertlerini düşünerek yapabilirdi. Psikologlar sadece ne düşünmemiz gerektiğini söylüyordu. Demek istediğim binlerce liralar vererek onlarca seans vakit harcamaya gerek duymadan dertlerimizin çaresini bulabilirdik.
İşte buda düşünerek. Düşünmeyi de düşünerek. Hayata aslında niçin geldiğimizi öğrenip, nasıl mutlu olmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyordu. Yaşadığımız olumsuzluklar üstüne durmayarak aksi halde olumlu davranışlar üzerinde durarak mutlu olacağız. Ve üstünde durmadığımız kötü olayları unutacaktık. İşte tüm hayatımı bunu bulmak için harcamıştım.
Çok sıkıntı yaşadım, hep mutsuz oldum. Kötülükleri unutmadığım için mutsuzdum. Fakat o sayfayı koparıp yeni bir sayfa açmıştım kendime. O zaman çok farklı bir oksijen aldım. Huzur dolu bir oksijendi bu. Yıllarımı verdiğim bu düşünce sonucunda başarılı olmuştum. Fakat çok hasar almıştım. Düşüncelerimden, davranışlarımdan,anlattıklarından. Bunları düşünmemem gerektiğini düşünerek başardım.
"Mutsuzluk denilen bir şey yoktu. Mutsuzluk, mutluluğun yokluğuydu."
"İmkansız denilen bir şey yoktu. İmkansızlık, çabalamanın yokluğuydu."
Aslında başarmak benim için çok ürkütücü ve korkutucuydu. Milyonlarca düşünce beynimin içinde bağırıp "şunu yap, bunu yap, bu daha mantıklı, şunu yapma" diyerek kaos oluşturuyordu. Fakat bu çokça düşüncenin içinden bir tanesini seçerek doğruyu bulmuştum. Çokça soyut bir şekilde çaba sarf etmek sonucundaki başarı insanı derinden etkiliyor. Kendine güveniyor insan. Çabalıyor ve mutlu oluyor, böylece hayata kendine bir katkısı olduğunu farkediyor.
Yaşadığım sıkıntılar sonucu elde ettiğim başarı tüm olumsuzlukları silip süpürdü ve sadece sevinç kaldı. İlk yaramı daha küçükken almıştım fark etmemiştim küçükken ne olduğunu. Ama sonra farketmediğim olaylar çok yara açacaktı bedenime...
26 yıl önce:
Küçük bir kasabada yaşıyordum. Şuanlık hayatımın neredeyse yarısını geçirdiğim bu köy hayatı benim için hiç iç açıcı değildi.
Köy okulumda yaz tatiliydi. 2. Sınıfa başlayacaktım. Okulun başlamasına bir ay kalmıştı. Bir sabah uyandığımda annem birisiyle telefonda konuşuyordu. Telefonla konuşması normal bir şey ama telefonda konuşurken ağlıyordu. Meraklanmıştım. Hemen birkaç dakika içerisinde elimi yüzümü yıkadım ve annemin yanına gittim. Telefon konuşması bitiyordu. Duyduğum tek şey ise "Hayır baba vermeyeceğim yapamam ben. " sözleriydi...
"Ne oldu anne neden ağlıyorsun? Yoksa biri mi öldü?" deyince annem göz yaşlarını silmeye başladı. "Ne ne biçim söz oğlum? Yok,aklıma bir şey geldiği için ağladım." Yalan söylediğini sezmiştim. Benim hakkımda konuşuyor olmalıydılar. "Peki dedeme neden vermeyeceğim yapamam ben dedin?" Onu darlıyordum. Çünkü bana gerçek cevabı vermeliydi. "Sen bana ne karışıyorsun? Kalk git ekmek al!" Anneme herhangi bir şey sorduğumda hemen cevap verirdi fakat şuan bana cevap vermemesi benden bir şey saklıyor olmasıydı. Beni acıttığı ilk yaralardı bu. Ekmeğe gittikten sonra eve varmıştım ki pencereden annemin ağladığını gördüm. Bana neler olup bittiğini anlatmadığı için beni korkutuyordu. Bana ne olmuş olabilir ki? Anlaşılan bana bu olayı sonra anlatacaktı diye düşünerek anneme yardım ettim.
"Her olayın bir çözümü veya cevabı olacaktır.
Bunun için vakit gerekir."
Annem bugün biraz garip geldi bana ama bugün dışındaki tüm günlerde en büyük yardımcım olurdu. Oturur derin sohbetlere dalıp hayaller kuruyorduk. Ve hep hayallerimizin gerçekleşmesi için iyi bir iş bulmamız gerektiğini söylerdi annem. Onun dışında ben ona, o bana yardım ediyordu. O benim hayatımdaki tek kaynağımdı. Ailede sadece iki kişiydik. Babam, annem doğum zamanındayken başka ülkedeki savaş alanında şehit düşmüş. Annem her gün babamdan bahsederdi. Babam bir astsubaymış ve İstanbul'da yaşıyorlarmış. Hep merak ederdim İstanbul'u, lunaparkı, tarihi mekanları. Oraya gitmek benim için büyük bir hayaldi. Ve annem ile babam orada zenginlermiş. Biz ise geçimimizi babamın şehit maaşıyla sağlıyorduk. Annemle ettiğimiz kahvaltıda önüne bakarak hiç bana bir şey söylemedi ve uyarmadı da. Bugün annemde bir terslik olduğunu önceden farketmiştim. Sanki bana küsmüş gibi. Acaba onu farketmeden üzecek bir şey mi yaptım? Fakat davranışlarıma dikkat ediyordum. Davranışları nelerin olup bittiğini anlamak için beni daha da meraklandırıyordu. Yemeğin ardından ders çalışmaya başladım. Evin bahçesi köy meydanın hemen ortasındaydı. Tüm odalardan meydanı görebilirdik. Bu sayede derslerimi çalışırken meydanda neler olup bittiğini görebiliyordum. Bahçede arkadaşlarımı gördüm ve hemen ödevlerimi yaptım. Annemden izin alacaktım. Ve dışarıya çıkıp bende orada oyun oynayacaktım.
"Anne, Selim ve Ayşe bahçede ebelemece oynuyorlar. Bende oyanamak istiyorum dışarıya çıkayım mı?" Birkaç saniye sonra cevap verdi ve sesi gergindi "Hayır. Otur oturduğun yerde! Gitmiyorsun." Annem bana bağırmıştı. Ben onu kızdıracak bir şey yapmamıştım. O bana neden böyle davranıyordu? Mutfağa doğru gittim. "Anne bugün iyi misin? Neden bu kadar sertsin, ilgisizsin ve neden ağladın, kim seni ağlattı, ben bir şey mi yaptım, telefondaki kimdi? " bana sinir dolu bakışlar atıyordu. "Sana ne olduğunu söylemedim. Asabını aşma." deyince sinirlendim."Ben dışarıya çıkacağım! " dediğim anda annem beni taşıyıp karanlık odaya attı ve kapıyı kilitledi. "Sözümü dinlemezsen olacağı buydu. Geber orda!" Ne saçmalıyordu annem? Geber orada ne demek? Ben ne yaptım ki? Kendisi de karanlıktan korktuğumu biliyordu. İçindeki sevgi ölmüş biri gibi davranıyordu. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Kalbi bugünden itibaren kömürleşmiş gibiydi. Geber orada ondan duyduğum ilk hakaretti. Beni çok kırmıştı. "Anne, çıkar beni burdan! Korkuyorum. Anne, lütfen aç kapıyı!" Annem artık sinirimi bozma aşamasına geçmişti. Kapıyı yumrukluyordum. Fakat hala ses yoktu. Ben ona bir şey yapmadım. Fakat o bana yaptı. Karanlıktan korkuyorum ben! Öğle vakti bile aydınlık olmayan bu yerde bulunmak çok kötüydü. Soğuk zemine yatarak uyumaya çalışıyordum. Gözlerimi kapatınca en azından korkum azalıyordu. Beni seven kimse yok muydu? Diyerek karanlığın etkisiyle uykudan gözlerimi kapattım
Gözlerimi açtığımda her şey bana çok garip geliyordu. Üstümde yoğun bir yorgunluk vardı. Yatmak istiyorum gibi ama yatamıyorum. Evde sessizlik vardı. Havanın da kapalı bulutlu olması ve arka taraftaki pencereye sahip bir odada bulunmak bana olumsuz enerji veriyordu. Bedenim uyuşmuştu. Uyuşmuş bedenimle kanepeye oturdum. Yarım saat gibi bir süre sonra anne demeye layık olamayacak kadar kötü biriyle yaşamış olduğum darbe geldi aklıma. İnanmıyorum artık hayata, aslında hayata değil hayatın içindeki renge inanmıyorum.
"Herkesin bir rengi vardı. Kimsinin gökyüzünün sadeliği gibi mavisi, kimisinin güneş gibi sımsıcacık olan kişilerin sarılığı, kimisinin de huzur veren ormanlar gibi yeşilliği. Ama benimkisi yokluğun siyahlığıydı... "
Annem bana o telefon konuşmasından sonra değişik davranamıştı. Araştıracaktım. Beni annemden ayıranı araitıracaktım. Ondan soğumak ve uzaklaşmak beni rahatsız ediyordu. Beni tek seven oydu. Ama artık değil...
Bugün günlerden perşembeydi ve bugün pazar kuruluyordu. Annem pazara gittiğinde telefonunu alıcaktım ve son konuşmalara bakarak kiminle konuşacağını öğrenicektim. Ama hâlâ kilitliydi kapı... Derin düşüncelere dalmışken annemin bana yemek koyduğunu yeni farkettim. Beni sevip sevmeme konusunda oldukça kararsızdım. Annemin beni üzmesi kahrolmama sebep oldurtmuştu. Hayata gülemiyordum. Zaten benimle tek ilgilenen tek sohbette bulunan kişi benim annemdi. Benim için çok önemli birinin bana olan sevgisizliği kahrediyordu beni.
Yemek yedikten sonra uzanıp hayallere dalmıştım. Artık sıkılıyordum. Hava 13.00 gibi gösteriyordu. "Anne! Anne canım sıkıldı aç kapıyı." Kapı kolunu açarken minik bir şok geçirdim. Kapı kilitli değildi. Annem kapıyı açık bırakmış. Beni sevdiğini biliyordum. Davranışlarından pişman olacağını biliyordum. Her yerim uyuşmuştu. Yürümekte zorlansamda koşarak içeriye girdim.
Düşüncelerim o kadar çok olay yaşadığım için yeni bir olayı algılayamıyordu. Odanın dışına çıktığımda ve içeriye baktığımda annemi bulamadım. Diğer odalarda olduğunu düşünerek diğer odalara da baktım fakat hiçbir yerde bulamadım. Herhalde beni üzdüğü için benimle oyun oynuyor diye saklandığını da düşünmüştüm. İçimde her zaman anneme karşı bir sevgi doğurmuştum. Her yeri aradım fakat yine bir sonuç bulamadım. Artık anlamıştım annem beni sevmek için çabalamıyor. Annem beni bırakmıştı ama kendisi gitmişti. Annem benimle aynı ortamda bulunmak istemiyordu. Yani beni istemiyordu olayları anlamak istiyordum fakat hep engel oluyordu annem. İlk başta içeride 10 dakika gibi bir süre oturdum. Alışıktım ben. Kimsenin beni sevmemesine, dışlamasına alışmıştım ben. Bunun için de çok üzülmemiştim. Annemin evden gidişine de üzülmemiştim. Çünkü tüm gözyaşlarımı dün beni o karanlık odaya kilitlerken
dökmüştüm.. İlk bir saat oturdum yemeğimi yedim. Evi kendim gibi kullandım. Sonra balkona çıkıp biraz hava aldım. Ve evi toplamaya karar verdim. Evi toplarken annemin yattığı odaya gittim. Annemin yatağı dağınık olduğu için yatağını düzenledim. Düzenlerken yere bir kağıdın düştüğünü farkettim. Kağıtta annem bana not yazmıştı. Kağıt ise ıslandığı için kabarmıştı. Buda demek oluyor ki annem bana yazmış olduğu notu yazarken ağlamıştı...
18.05.1998
Bahtsız güzel,
Bilemiyorum şuan küçüksün. Sevginin, düşüncenin,aşkın, mantığın ve çok daha fazlasının farkında değilsin. Fakat büyüyünce ne demek istediğimi anlayacaksın tatlım. Benim çok kötü olduğumu da biliyorsun ki haklısın. Ama hiçbir şeyi bilerek yapmadım. Her şeyin farkında olduğumu da bilmeni istiyorum. Telefondaki kişi senin öz baban (...)
Kalbim oldukça hızlanmaya başlayınca kalp krizi geçireceğimi sandım. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Yutkunmakta oldukça zorlanmıştım. Başım ağrımaya başlayınca kağıdı atıp banyoya gittim. Durmadan gözyaşım akıyordu fakat istemiyordum. Yüzümü yıkayıp içeriye geçmek isteyecekken daha banyodan çıkmadan gözyaşım boşalıyordu. Birkaç dakika boyunca kavrayamamıştım neler olduğunu. Duygu bozukluğu yaşıyordum. Anahtarı alıp koştum boş araziye. Bu arazi benim hem arkadaşım hem psikoloğum hem de babamdı. Burası geniş bir araziydi ve adı Eflatun'du. Arazinin ardında harika bir deniz manzarası vardı. Manzaraya bakabilecek uzaklıkta bir kaya vardı. Uçurum gibi. İlk önce ağladım ve sustum. Büyük bir boşluk vardı içimde. Sevgi kelimesini kavrayamıyordum. Uygulanma mantığı da yoktu içimde. Yavaşça kayadan kalkıp manzaraya bakıp hayallere daldım. Güzel hayaller kurarken içimin kıpırdamadığını fark ettim. Halbuki ben en küçük bir güzelliğe karşı sevinen biriydim. Mutlu olamıyordum. Annemin gidişi bir şeyi sevmeyi ve mutlu olmayı unutturmuştu. İçimde bir huzursuzluk vardı. Hayat beni mutsuz kılıyordu. O dakikalar beynimde bir sürü olay gerçekleşiyordu. Beynim bağrışırken eve dönmeye karar verdim. Fakat ağlıyordum. Neden hiçbir şey eskisi gibi değildi? Neden olduğunu bile kavrayamamak beni çok kahrediyordu? Eve doğru gidiyorken düşünüyordum. Fakat yoktu. Bir sebep yoktu. Beni seven yoktu. Sevgi yoktu. Mutluluk yoktu. Hiçbir şey yoksa ben neden ayaktaydım ki. Ağlamaktan başım ağrıyordu. Koşarak Eflatuna gittim. Manzaraya bakarak bağırdım.
"Sen bu musun Aydın? Sen mutluluğu sevmez miydin Aydın? Sen hayatın bir sıkıntıdan ibaret olduğunu anlatmıyor muyudun annene Aydın? Fakat yanılmışsın Aydın. Hayat sıkıntıdan ibaretti. Hiçbir şeye sahip değilim. Ne bir sevgiye ne de bir huzura..."
Hayat iyi bir melek miydi yoksa insanlığı ve düşünceleri alt etmek isteyen bir azrail mi? Bunu düşünerek anlamam gerekiyordu. Ama istemiyordum. Adımlarımı atıyordum. Kendimi boşluğa atacakken bir acı belirdi içimde. Beklemediğim bir şekilde dış taraftan da acı çekiyordum. Biri kolumdan tutup canımı yakıyordu.
"Dur!..."
Beni geri çekti sesinden ağladığını anlıyordum. Beni çekti fakat çekerken ayrıyetten bir acı yaşadım. Beni öyle sert çekti ki başımı taşa çarptım. Ağlamaktan gözlerim göz çanağına dönüşmüş ve başım ağrıyordu. Kolumdaki sert acı ve beni çekişinden benim ölmemi istemeyen biriydi bu. Yani beni seven...







