İçeriğe geç

Kan Mezarlığı

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Kan Mezarlığı

Bölüm 14

13

Evet, yine ormandaydım.

Dün yaşananlardan sonra Barnaby kurt adama dönüşüp hızlı bir şekilde uzaklaşmıştı. Peşinden gitmek istemiştim ama kafam karıştığı için kendimi ormana atmıştım.

Bir şeyler oluyordu. Ne olduğunu anlayamıyordum ama iyi şeyler olmadığı kesindi.

Dün Barnaby kendini kaybetmişti. Sanki uzun süredir bir şey onu ayakta tutuyordu ve dün gece o kalkmıştı. Bir anda afallamış bir şekilde kendi kendine konuşmaya başlamış, kendini dövüp durmuştu. Müdahale etmemiştim.

Mühürden bahsetmişti. Neydi bu mühür? Onu o kadar benimsemişti ki kırıldığı için neredeyse ağlayacaktı. Sahi o nasıl kırılmıştı?

Bilmediğim şeylere yenileri eklenmişti. Önce Larioventa, şimdi de bu mühür olayı. Barnaby bana Larioventa hakkında çok önemli bir bilgi vermişti ama bunu kendi isteğiyle söylemediğini şaşkın ifadesinden anlamıştım. Mühürü kırıldıktan sonra bana Larioventa hakkındaki başka bir korkunç gerçeği söylemişti.

"Tüm doğaüstülerin yaşamı Larioventa'ya bağlı; Larioventa yok edilirse tüm doğaüstüler sonsuza dek yok olur."

Cümle beynimde bozuk kaset gibi tekrarlayıp duruyordu. Bu kolye o kadar önemli miydi? Benim yaşamım bile ona mı bağlıydı? O zaman Nigrum Luna bu kolyeyi neden istiyordu? Belki de herkesin yaşamını garanti altına almak istiyordur. Ya da tam tersi, herkesin yaşamına son vermek, bu korkunç olurdu.

Kimin tarafını tutacağıma şaşmış durumdaydım. Drake'e şu anlık yardımcı olmak istemiyordum çünkü o bana yardımcı olmuyordu. Barnaby bir şekilde -mührü kırılarak- bir şeyler söylemişti.

Ya da dur,

O da mühürlü olabilir miydi?

Hızla ayağı kalktım, düşündükçe daha mantıklı geliyordu. Drake ne kadar belli etmese de Jace'in konuşmak istediğini görmüştüm. Bana anlatmak istiyordu ama bir şey onu engellemişti, mühür onu engellemişti.

Drake ise Larioventa'yı anlattığında zorlanmıştı. Kendini kasarak söylemişti, bu kadarını söylemek bile onun için zordu.

Artık bildiğim bir şey -ya da bir teorim- vardı; Mühür tüm kurt adamlarda vardı ve onların bu kolye hakkında konuşmalarını engelliyordu.

Şimdi hedefim Barnaby'nin mührünün nasıl kırıldığını bulmaktı.

**

"Nereden buldun sen beni?"

Arkasında bana öfkeyle bakan genci kaşlarımla gösterdim. "Dün yaralanmıştı, odayı koklamam yetti."

Omzunun üstünden arkasındakine bir bakış atıp derin bir nefes aldı. "Bizimle kalamazsın."

"Nedenmiş?" Geldiğimden beri mesafeli bir şekilde konuşuyordu. Zaten pek sıcakkanlı birisine benzemiyordu ama alaycılığı gitmişti, yorgun görünüyordu.

Konuşacak gibi oldu ama sonra aklına ne geldiyse dudaklarını birbirine bastırdı. "Gitmelisin." dedi ve arkasını dönüp ilerlemeye başladı.

"Sığınağınızın yerini düşmanlarınıza söylememi istemezsin herhalde." dediğimde durdu. Omuzunun üzerinden bana dişlerini sıkarak baktı.

"Yapmazsın."

Gülümsedim. "Zevkle yaparım."

Önüne döndü ve birkaç saniye öyle durdu. Yanındaki kurt adam elini onun omuzuna destek vermek istercesine koydu. Muhtemelen bana, onlarla olmayı teklif etmenin pişmanlığını yaşıyordu şu an. Bir vampire asla güvenmemesi gerektiğini unutmuştu, şu anda Drake'e hak veriyordum.

Ama yine de ben ona gerçekten yardım etmek istemiştim. Eğer bana biraz olsun güvenseydi şu an bilmediği birçok bilgi edinmiş olacaktı.

"Gel," deyip hızlı ve öfkeli adımlarla ilerlemeye başladı. Kurt beni bekledi, yanına ulaşıp ona bakmadan Barnaby'nin arkasından ilerledim. Yerdeki çimenleri kaldırdığında şaşırmadan edemedim. Sonra onun bir kapı olduğunu fark ettim ve peşinden aşağı indim.

Sığınakları yeraltındaydı. Burayı bilmeyen birisi asla bulamazdı. Bu kadar kısa sürede burayı nasıl yaptıklarını düşünmeden edemedim.

Duvarlar, tavan ve zemin metaldendi. Kendimi bir teneke kutunun içindeymiş gibi hissediyordum. İlerlerken çıkardığımız adım sesleri, normal zeminde yürürken çıkarttıklarımızdan daha rahatsız edici ve gürültülüydü.

Uzun koridorda ilerlerken duvardaki metal kapıları da fark etmiştim. Oda olmalılardı ama bu kadar fazla olmaları normal mıydı? Kaç tane kurt yaşıyordu acaba burada.

Koridorun sonundaki kapıyı açıp içeri girdiğinde peşinden ilerledim. Burası ortak alan olmalıydı, oldukça büyüktü ortada uzun bir masa etrafında ise sandalyeler vardı. Üstelik kan kokuyordu, buralarda bir yerde yaralı olanları tedavi ettikleri bir oda olmalıydı.

Kapının solundaki kanepeye oturduğunda odayı incelemeyi bırakıp ona baktım. Dirseklerini basenlerine yaslamış kafasını elleri arasına almıştı. Bir sıkıntısı vardı belli ki, bunun mühürle ilgili olduğunu düşündüm.

İçerisi boğucu derecede sıcaktı ve ben zaten dışarıda bile zor duruyorken burada fazla duramayacağımı anladım. Ama tabii ki bunu belli etmedim, yoksa bunu bana karşı kullanabilirdi. Gerçi zaten vampirlerin sıcağı sevmediği bilinen bir gerçekti ama bundan etkilendiğimi yine de belli etmeyecektim.

"Ne oldu dün?" diye sordum sessizliği bozmak için. Kafasını kaldırıp bana sanki burada olduğumu unutmuş gibi baktı, kafası gerçekten karışık görünüyordu.

Derin bir nefes aldı ve "Bunu seninle paylaşmamalıyım. Dün söylediklerimi bile söylememem gerekirdi." dedi.

Dün söylediklerini bile olduğuna göre daha fazla şey vardı.

Onun yanına yaklaştım. Aklımda çok şeytani bir plan oluşmuştu. Taze kan kokusu burnuma dolarken kendime hâkim oldum ve yanına oturdum. Kesinlikle bu akşam kan içmeye gitmem gerekiyordu.

Elimi sırtına koyduğumda irkildi ama dostça sıvazladığımda biraz olsun rahatladığını hissettim. "Konuşmak zorunda değilsin, yanındayım."

Ellerini bacaklarının ortasında birbirine kenetleyip boşluğa bakmaya başladı. "Dün bir şey oldu," diye söze başladığında hedefime ulaşmıştım. İçimden gülme isteği gelse de sanki onu anlıyormuş ve yanındaymışım gibi sırtını sıvazlamaya devam ettim. Yüzüme ise üzgün bir ifade alıp kokumu sakladım. Bunun sonuçları olacaktı ama şimdi duygularımın gerçek kokusunu alıp anlamaması için katlanabilirdim. Onun yerine derimin anlayış koktuğunu hayal ettim, o muhtemelen almaya başlamıştı. "Sana anlattıklarım benim iradem dışındaydı. Mühür, söylememem gereken şeyleri söylememi engelliyordu. Dün mührüm kırıldı, nasıl oldu bilmiyorum ama kırıldı."

Sesi çok çaresiz çıkıyordu. Sırtını sıvazlamayı bırakıp onun gibi ellerimi birbirine kenetledim. Gözlerimi kısıp boş gri duvara bakmaya başladım. "Sence onu kim kırdı?"

Yeniden konuşmayı bıraktığında ona baktım. Söylememek için direniyordu yine. Yeniden sordum. "Kimdi o Dawson?"

"Sendin," dedi en sonunda. Evet, bendim. Tahminim doğru çıkmıştı. Zaferimle beraber gülümsedim. "Vampirlerden uzak durmam söylenmişti. Onları dinlemeliydim. Senden kaçınmalıydım."

Ayağa kalktığımda başım döndü, kokumu saklamayı devam ettiriyordum. Kendimi sıkıp kapıya ilerledim. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu hâlâ gerçekliğe dönememişken.

Ona bakıp sırıttım. "Senin kanını içmemi istemezsin herhalde?"

Etrafına bakıp nerede olduğunu fark ettiğinde ben odadan çıkmıştım. Merdivenlere doğru ilerlerken keyifli, ama aynı zamanda yorgundum. Gücümü çok uzun süre kullanmıştım.

Ama buna değmişti, vampirlerin kurt adamların üzerindeki şu mührü kırabildiğini öğrenmiştim.

Barnaby'nin mührünü ben kırmıştım.

**

Elimdeki kanı tükenmiş bedenden dişlerimi çekip yere attığımda sıcak kanın boğazımdan geçmesinin keyfini çıkarıyordum.

Sonunda gözlerimi açıp cesete baktım. Normalde öldürdüğüm kişilerin bedenlerini ormana et yiyen hayvanlar için bırakırdım ama bir önceki kurbanımın cesedini bulmuşlardı ve devam ettiğini görürlerse ormanda arama başlatabilirlerdi. Şu anlık evsiz kalmak istemiyordum.

Kurbanımın pantolonundan çakmağı cebime atıp bir elimle onun kolunu yakaladım, diğer elime de benzin bidonunu alıp ilerlemeye başladım. Hedefim ormanda yangın çıkarmak değildi.

Ağaçların arasından çıkmadan önce etrafı kolaçan ettim. Kimse görünmüyordu. Karakola yaklaştığımda görüş açıma birkaç insan girmeye başlamıştı. Onların gitmesini bekledim. Polisler kayıp yeni suçluyu bulmaya çalışıyorlardı, bu karmaşa ondandı.

Bir süre sonra hepsi ya içeri ya evlerine gittiğinde binanın yanına park edilmiş polis arabasına doğru ilerledim. Son bir kez etrafta göz gezdirdikten sonra benzin şişesini yere bırakıp cama yumruk attım.

Yüksek sesle kırılan camdan elimi soktum ve kapı koluna uzanarak açtım. Elimi geri çekip kapıyı dıştan açtıktan sonra arabanın içine hızla adamı yerleştirip kapıyı kapattım ve arabanın arkasına benzini döktüm.

Polisler sesi duymuş olacaklar ki içeriden bağırış sesleri geliyordu. Cebimden yine adamdan aldığım sigarayı çıkarıp yaktım ve benzini döktüğüm yere attım. Yavaşça arka adımlarla ilerlerken araba birden gürültülü bir şekilde patladı. Sırıtarak arkamı döndüm ve yavaş bir şekilde geldiğim yöne ilerlemeye başladım.

Suçlu bir adam kaçmanın bir yolunu bulup hücresinden çıkmıştır ve uzaklaşmak için polis arabasını kullanmak istiyordur. Sonunda özgürlüğün keyfiyle polislerden çaldığı bir sigara yakmıştır ve bitince kalanını yere atmıştır. Arabayı çalıştıracağı anda ise söndürmediği sigara arabadan akan benzin ile buluşmuş ve patlamaya yol açmıştır. Adam beğenmediği hücresinden kaçarken yaktığı kız bebekler gibi can vermiştir.

Bunda benim suçum ne ki?

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

15. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.