İçeriğe geç

Kan kıran

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Kan kıran

Bölüm 7

7# Kusursuz sanrı

Bölüm Şarkısı: Şebnem Ferah - Mayın Tarlası

Sabah uyandığımda içimdeki o çocuksu arkadaşlık hissi, yerini buz gibi bir dehşete bırakmıştı. Komodinin arkasına fırlattığım o siyah çakmağa baktım. Hayır, bu durum normal değildi. Kendimi ne kadar yalnız, ne kadar ilgiye muhtaç hissedersem hissedeyim, görmezden gelemeyeceğim kadar büyük bir tehlikenin tam ortasındaydım. Adını bilmediğim, yüzünü tam olarak seçemediğim bir adam beni haftalardır bir hayalet gibi takip ediyordu. Hastanenin yangın merdivenindeydi, beni köprü altına götürmüştü, odama sızmıştı ve dün gece beni o karanlık dehlizde tehdit etmişti. Bu bir koruma değildi. Bu düpedüz bir kuşatmaydı. can güvenliğim tehlikedeydi.

Daha fazla dayanamayarak İrem Hanım’ın odasına koştum. Kapıyı bile çalmadan içeri daldığımda nefes nefeseydim. Başhekim de içerideydi.

"Melina? Ne bu halin?" diye sordu İrem Hanım, endişeyle ayağa kalkarak.

"Burada..." dedim, sesim titriyor, gözlerimden yaşlar boşanıyordu. "Klinikte biri var. Beni takip ediyor! Siyah kapüşonlu bir adam. Dün gece beni başhekimlik binasının arkasındaki o eski depoda sıkıştırdı. Odama giriyor, yatağımın kenarına eşyalar bırakıyor. Beni tehdit ediyor! Yalvarırım yardım edin, o adam beni öldürecek!"

Başhekim ve İrem Hanım birbirlerine tekinsiz bir bakış attılar. Başhekim hemen telsizine sarıldı: "Güvenlik, hemen kamera odasına. Dün geceki eski depo ve ana koridor kayıtlarını geriye sarın. Melina Hanım’la birlikte geliyoruz."

Beni kamera odasına götürdüklerinde içimde haklı çıkmanın verdiği o tuhaf rahatlama vardı. Göreceklerdi. O adamın gerçek olduğunu, beni nasıl köşeye sıkıştırdığını kendi gözleriyle göreceklerdi.

Güvenlik şefi dün geceki kayıtları açtı. Kalbim boğazımda atarak ekrana baktım. Eski deponun kapısı göründü. Ekranda kendimi gördüm; hızlı adımlarla depoya giriyordum. Ancak arkamdan gelen hiç kimse yoktu. Kamera kör noktaları ya da başka bir şeyi göstermiyordu; kapı benden sonra kendi kendine, rüzgardan kapanıyordu.

"İleri sar," dedim sesim titreyerek. "İçeriyi gösterin!"

Deponun içindeki kamera kaydı açıldı. Tozlu odaya giriyordum. Ve sonra... Dehşet içinde olduğum yerde donakaldım.

Ekrandaki ben, odanın ortasında durup aniden arkama dönüyordum. Duvara yaslanıyor, dudaklarımın üzerine bir el kapanmış gibi gözlerimi belerterek nefes almaya çalışıyordum. Ama karşımda hiç kimse yoktu. Boşluğa bakarak çırpınıyor, kendi kendime konuşuyor, olmayan bir adama öfkeyle bağırıyordum. Dakikalarca kendi hayaletimle savaşmıştım. Ardından hırkamın cebinden bir şey çıkarıp boş havaya fırlatıyor ve depodan tek başıma kaçıyordum.

"Hayır..." diye çığlık attım, başımı ellerimin arasına alarak geri çekildim. "Hayır! Bu imkansız! O oradaydı! Dokundu bana, kokusunu duydum, elini hissettim! Kameralar yalan söylüyor!"

İrem Hanım omzuma dokundu, sesinde derin bir acıma vardı. "Melina... Odada kimse yok. Kimse içeri girmemiş."

"Ben deli değilim!" diye bağırdım kamera odasının ortasında. "O gerçek! Çakmağı var, odamda!"

Birlikte hızla odama döndük. Komodinin arkasına uzanıp o siyah metal çakmağı çıkardım ve İrem Hanım’ın avcuna bıraktım. "Bakın! İşte burada! Üzerinde K.A. yazıyor!"

İrem Hanım çakmağa baktı, ardından gözleri dolmuş bir şekilde bana döndü. Çakmağı ters çevirip bana gösterdi. Altı tamamen pürüzsüzdü. Ne bir harf vardı ne de bir iz. Sıradan, boş bir çakmaktı. O harfleri sadece benim zihnim uydurmuştu.

O an, içimdeki tüm dünya başıma yıkıldı. Ayaklarımın altındaki zemin kaydı.

Kendi ailemi öldürdüğüm o geceye dair hiçbir şey hatırlamayan zihnim, bana yeni bir oyun oynamıştı. Suçluluk duygum, beni cezalandırmak ya da korumak için hayali bir canavar yaratmıştı. Ben gerçekten delirmemiştim, ben zaten deliydim. Kendi anılarına bile güvenemeyen bir zavallıydım.

O gün İrem Hanım raporumu güncelledi: Ağır sanrısal bozukluk ve şizofreni belirtileri. İlaç dozlarım iki katına çıkarıldı. Akşam yemekhaneye indiğimde, Ahu, Mavi ve Ege’nin bana bakışlarındaki o derin acımayı gördüm. Ege ilk kez şaka yapmıyordu. Mavi kafasını çevirmişti. Ahu ise elimi tutup, "Geçecek," diye fısıldadı. Ama geçmeyecekti. Kendi zihninin içine hapsedilmiş bir hayalettim artık.

Gece yarısı, aldığım o ağır ilaçların etkisiyle yatağımda yarı baygın, uyuşmuş bir halde yatıyordum. Gözlerimi açacak dermanım yoktu. Tam o sırada, odanın kapısının altından hafif bir hışırtı duyuldu. Karanlıkta küçük bir kağıt parçası içeriye doğru kaydı.

Odamın pencereleri demirliydi, kapı kilitliydi. Ağır aksak yataktan süzülüp yerdeki kağıdı aldım. Titreyen parmaklarımla, ay ışığının altında yazıyı okumaya çalıştım:

"Kameralar beni görmez Melina. Ama ben seni hep görürüm. Kendini delirtmeyi kes ve dediklerimi unutma."

Kağıdı göğsüme bastırıp yatağa geri yığıldım. Ağlayamıyordum bile. Bu not bile zihnimin beni tamamen delirtmek için ürettiği kusursuz bir sanrıdan ibaretti. Gözlerimi karanlığa kapatırken, kendi deliliğimin içinde boğuluyordum.

(Bakış Açısı Değişimi - Karan)

Karan, kliniğin arka bahçesindeki yüksek duvarı tek bir hamlede aşarak dışarıdaki zifiri karanlığa adım attı. Üzerindeki koyu renk montun kapüşonunu biraz daha öne çekti. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir duygu kırıntısı vardı. İşini her zamanki gibi temiz, geride tek bir dijital iz bile bırakmadan halletmişti. Kör noktaları ezbere biliyordu, hastane sistemine sızıp kendi eşkalini silmek onun için çocuk oyuncağıydı. Ama genç kızın odasındaki o çakmağı değiştirip, üzerine kendi kazıdığı harfleri yok etmek zorunda kalması plan dışı bir hamleydi.

Melina’nın onu şikayet edecek kadar ileri gideceğini tahmin etmemişti. Kızın sınırları sandığından daha çabuk zorlanıyordu.

Caddenin sonundaki karanlık ara sokağa girdi. Orada, farları sönük bir şekilde bekleyen siyah lüks arabanın arka kapısını açıp içeri oturdu.

Direksiyonda Baran vardı. Karayel, dikiz aynasından Karan’ın ifadesiz yüzüne baktı. Yüzündeki gerginlik, yeraltındaki o ringlerden çok daha tehlikeliydi.

"Ne oldu?" diye sordu Baran, sesi sabırsız ve sertti. "Klinikte kıyamet kopmuş. Güvenlik hareketliliğini duydum."

Karan sırtını koltuğa yasladı, gözlerini dışarıdaki soluk sokak lambalarına dikti. "Kız kardeşin beni yönetime şikayet etti," dedi, ses tonu buz gibi bir profesyonellikle çıktı. "Her şeyi anlatmış. Depoyu, çakmağı, takibi..."

Baran aniden arkasına döndü, gözleri öfkeden kan çanağına dönmüştü. "Ne diyorsun sen Karan? Deşifre mi oldun? Eğer o çete—"

"Sakin ol," diyerek sözünü kestim Karan, sesindeki o sarsılmaz sakinlikle Baran’ın öfkesini bastırarak. "İşimi nasıl yaptığımı biliyorsun. Kameralarda tek bir kare görüntüm yok. Girdiğim gibi çıktım. Çakmağı da sabah sızıp değiştirdim. Şu an hastane yönetimi onun ağır sanrılar gördüğünü düşünüyor."

Baran duyduklarıyla duraksadı. Öfkesi yerini derin, vicdan azabı dolu bir çaresizliğe bıraktı. Elini direksiyona vurdu. "Raporunu mu güncellediler?"

"Evet," dedi Karan, gözlerini bir an bile kırpmadan. "Şizofreni teşhisi koydular. İlaç dozlarını artırdılar. Şu an odasında, tamamen kendi deliliğine inanmış bir halde yatıyor."

Baran başını direksiyona yasladı, omuzları çökmüştü. Kardeşini korumak için onu canlı canlı bir cehenneme gömdüğünün farkındaydı. "Ona bunu yaşatmak zorundayız..." diye mırıldandı acıyla. "Kendini katil sanması, deli sanması... Dışarıdaki o şerefsizlerin ona ulaşmasından daha güvenli. Ama canı çok yanıyor, biliyorum."

"Canının yanması, nefes almasından daha önemli değil," dedi Karan. Sesi Baran’a bir teselli gibi gitmişti ama aslında kendi içindeki o yoğun vicdan azabını bastırmak için söylüyordu bu kelimeleri. "Bırak kendini deli sansın. O duvarların arkasında, tamamen yalnız kaldığı sürece güvende olacak. Ben... görevimi yapmaya devam ediyorum."

Karan arabanın camını hafifçe indirdi, içeri giren soğuk gece havası yüzünü yaladı. Baran vitesi ileriye takıp arabayı hareket ettirirken, Karan’ın zihninde az önce Melina’nın odasına bıraktığı o küçük not ve genç kızın uyuşmuş, çaresiz hali dönüp duruyordu.

Baran’a karşı sesini ne kadar buz gibi tutmaya çalışırsa çalışsın, içindeki o sızıyı susturamıyordu. İlk gece köprü altında hıçkıra hıçkıra ağlarken göğsüne sığınan o kırılgan kızın acısı, Karan’ın sert duvarlarında derin çatlaklar açmıştı. Ona acıyordu. Kendi elleriyle onu bu delilik illüzyonuna hapsetmiş olmak, Karan’ın taş gibi görünen kalbine ağır bir yük gibi oturmuştu. Baran’a yalan söylemişti; bu durum onun umurundaydı, hem de sandığından çok daha fazla.

Araba karanlık sokakta hızla gözden kaybolurken, yeraltının iki büyük ismi arkalarında kendi elleriyle delirttikleri bir genç kız bırakmıştı.

Bölüm sonu❤️‍🩹

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.