- BÖLÜM 4 -
Asil kanlı, bak sana ne getirdim .
Sunoo ışık hızıyla arkasına baktı. yüzbaşının elindeki paketi görünce şaşırmıştı, çünkü 'bu adam yine ne yapacak acaba ?!' düşüncesi uğradı zihnine. bu ne ? yüzbaşı varis kim'in yanına oturdu ve paketi açtı. içinden hizmetkarların hazırlamış olduğu yemeği almak için elini pakete daldırdı .
Çok soru soruyorsun asil kanlı. yemeği alıp ona uzattı. görmüyor musun? yemek getirdim sana . asil kanlı sunghoon'a karşı göz devirmekten yorulmamıştı anlaşılan, çünkü yine gözlerini devirmişti.
Ne diye yapıyorsun bunu şimdi? ben istemiyorum yemek falan. özellikle ÇALINTI yemekleri! ben de senin aç kalmanı istemiyorum! çalışırken kutsal kana seni açlıktan koruması için çokça dua ettim ama sen böyle yaptıkça kutsal kan seni korusa bile açlık krizi geçireceksin ve ben buna izin veremem! sonuçta bu durum ilk sana zarar verir asil kanlı olduğun için. anladın mı, ye şunu lütfen .
Kutsal kan mı beni koruyacak açlıktan? affedersin ama beni nasıl kendi kanımdan koruyacak? açlık bizim kanımızdan geliyor. sunghoon ona yemesi için yalvaran gözlerle bakıyordu şimdi. ömründe ilk kez yüzbaşının gözlerine yalvaran bir ifade uğruyordu. bir de çalışırken mi dedin az önce ? sunghoon bunu duyduğu an anlatmaya başladı bir günlük çalışma hayatını.
Evet! çalışırken, yani bu yemek çalıntı falan değil kanımın üzerine yemin ederim ki değil . kendi hakkımla kazandım.
Yüzbaşı anlatırken sunoo ise yemeğe bakıyordu. bir ekmeğin arasıda biraz haşlanmış patates vardı ama sunoo o kadar açtı ki şuanda bu kadarcık yemek bile onun için en kıymetli şey olabilirdi bu kainatta .
Bunun çalıntı olmadığı üzerine bir kez daha yemin et yüzbaşı . kanım üzerine yemin ederim ki kendi hakkımla kazandım ve çalmadım. yüzbaşı bunları teker teker söylüyordu.
Bunu duyduğu an sunoo öyle bir yemeye başladı ki sunghoon bile şaşırmıştı ama bir o kadar da mutlu olmuştu. onu yerken izlemek için kendi itibarından vermişti yüzbaşı. buna değerdi. asil kanlısı için herşeye değerdi. yüzbaşı her ne kadar itibarını her şeyden üstün tutsa bile sanırım artık itibarından daha değerli bir şey vardı onun hayatında.
O da asil kanlısıydı...
Sunoo yemeği bitirirken sunghoon alaycı bir ses tonuyla konuşuyordu.asil kanlı hani sen çalıntı yemekleri yemezdin ? ne oldu, açlık üstün mü geldi yoksa ?
Asil kanlının göz bebekleri bir an büyüdü bu sözlerin ardından. ne dedin sen !!!! bunlar çalıntı mı!!! kanının üzerine yemin etmiştin!!! ama hata bende! sana güvenip yemekti en büyük hata !! kainatın en büyük hatası hem de !!!
Dur dur kendini kaybetme hemen, sakin ol sadece şaka yapmıştım. sunoo'nun gözlerinde bu sefer öfke haykırmıştı. sadece bir şaka , öyle mi !!! seni varya... birden ayağa kalktı sunoo.arkasına döndü . pelerinini rüyanda bile göremezsin artık . o pelerini senden başka bir yerde görmek istemiyorum asil kanlım.
Varis kim direkt yüzbaşıya döndü. 'asil kanlım' ifadesine o kadar sinirli olmuştu ki onu hükümdarlığın öbür ucuna fırlatabilirdi. ben senin asil kanlın değilim yüzbaşı, bana böyle demeyi kes!
İşte burada yanılıyorsun asil kanlım .sen daima benimsin,ben de daima seninim. sunghoon bunları söyledikten sonra bi süre durdu. çünkü bunları söylemek istememişti ama sürekli olarak ağzından kaçıyordu, kalbindeki duygular taşıyordu. hiç de pişman olmuyordu bunları söylediğine ama bu konuda kendini kontrol edemiyordu. sunoo ise çekip gitmişti yine. şifahanedeki gibi, hiçbir şey söylemeden.
Sunghoon ise tek başına kaldı orada. rüzgarların arasında. cebinden mini portreyi aldı sonra.
Asil kanlım ... portrenin her detayına göz gezdiriyordu yine. neden tüm vaktini rüzgarın olduğu bu lanetli yerde geçiriyorsun ki? üşüyeceksin.
Sesi titriyordu yüzbaşının. vampirim diye hastalık kapmam zannediyorsun, ama olsun. sen istediğin kadar gel buraya. ben senin için rüzgarları da keserim... ama sadece pelerinimi verebiliyorum sana...
Sunghoon ilk defa bu kadar aciz hissediyordu kendini ve bundan nefret etmişti. asil kanlısı onun yaşamına farklılıklar katıyordu onun hayatına girdiğinden beri ama yüzbaşı bu farlılıklara değil, sadece ona değer veriyordu.
...
Neredeydin ? yine ışık vadisinde öyle değil mi ! hyun-woo'nun sesi hiddetliydi yine. ışık vadisi inançlarımız tarafından lanetli olarak kabul edilir ama sen tüm vaktini orada öldürüyorsun !
Orasının lanetli olduğunu kim söylüyor? laubali bi tınıyla söyledi bunu sunoo. kızıl kitap mı? hiç zannetmiyorum çünkü herkese sordum ışık vadisinin kitapta geçip geçmediğini ama kimse kızıl kitapta ışık vadisi hakkında bir şey yazdığını söylemedi! tek bir vampir bile ! ışık vadisi hakkında hiçbirşey yok orada!
Ama sen ve diğer öncüler bu tarz yalanlar söyleyerek diğerlerinin özgürlüklerini kısıyorsunuz, çünkü onları kontol etmek o egolarınızı besliyor yanılıyor muyum !?
Hadsiz!!! nasıl öncüler ve benim hakkımda böyle konuşabilirsin sen !!! senin aforoz edilmen gerekir!!! sana nefes almak bile haramdır!!!
Aforoz mu ? mümkünatı yok sevgili öncü. çünkü gelecekte bu aileden olacak olan o öncü ben olacağım. çünkü benden başka varisin yok. inançlar gereği bir öncüye zarar vermeyi bırak ona kötü olacak en ufak bir şey yapamazsın. yanlış mıyım babacığım ? imalıydı sesindeki tını .
Kim sunoo çekip gitti merdivenlerin oraya, odasına giden yola. oradan da ışık vadisinden sonraki sığınağına... odası onun için sığınalacak bir limandı, babasının gazabından bir diğer kaçış yoluydu. ne yazık ki babası da uzak durulması gereken kaçınılması gereken o figürdü onun için .o yargılaycı ses tonu daima bir tokmak gibi vuruyordu varisin kulaklarına .
Odasının kapısını kapatıp limanına ulaştığında derin bi nefes almıştı sunoo. kendini yatağa bıraktığında tavanı görüyordu açık kahverengi gözleri. hayır kehribar gözleri bakmıyordu tavana. çünkü kehribar gözleri ışıkta canlanıyordu. yani açık kahverengi aslında kehribar renginin ölüsü gibiydi biraz da. kehribar rengi bu odada bir ölüden farksızdı. çünkü burada pencereden gelen küçük bir hüzme ışıktan fazlası yoktu. burası sunoo'yu kör bırakıyordu, bunlatıyordu ve boğuyordu. bu yüzden ışık vadisini seviyordu sunoo. işte bu yüzden oraya tüm zamanını veriyordu .
Ama ışık vadisini de terk etmişti bugün. peki nedeni neydi? yüzbaşının tatsız şakası mıydı ? aslında bu şaka o kadar da büyütülecek bir şey değildi. özellikle sunoo bunun için kendini kaybedecek bir vampir değildi . varis elini kalbine götürdü. normalde babasıyla tartıştıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ederdi. aslında bu hareketin nedeni tartışma da değildi. çünkü sunoo'nun zihni şuanda başka bi anda takılı kalmıştı .
' Dediğim gibi asil kanlı her zaman yanında olacağım zaten bu yüzden uğraşmana da gerek kalmayacak. pelerin sende kalsın, üşüme... '
Bu da ne böyle ? neler oluyor ? sunoo bu hissi anlamlandıramıyordu. sanki bir şey olmuş gibi hissediyordu. gözleri yüzbaşının gözlerini görüyordu sadece ve onun gözlerini gördüğü anda sanki açık kahverengi dirilmiş kehribar rengi olmuştu yine . sanki hayata dönmüştü gözleri .
Yüzbaşı seni varya... eğer ... eğer bir daha aynı şeyi yaparsan ... gerisi gelmiyordu sözlerinin. ona ne yapacaktı ki ? o gözlerin sahibine ne yapabilirdi ki? sunoo'nun zihin gücü ona yetemiyor muydu, hayır. yeterdi, hatta artardı bile. ama o bunu yapamazdı. ona zarar verecek bir şey yapamazdı.çünkü bunu her daim engellecek bir gücü daha vardı sunoo'nun, yüreğinin gücü vardı ama o bunu bilmiyordu .
Sunoo, gözlerini birkaç kez kapatıp açmıştı ama yüzbaşının gözleri gitmiyordu onunkilerinin önünden. en sonunda pes ettiğinde derin bi nefes verdi. git artık git ! haykırışı bir sonuç vermemişti. sunoo ne yapacağını bilemiyordu ama aynı zamanda yüzbaşının gözlerini görmek kalbinin derinliklerine, bir yerlere huzuru getiriyordu.
Ama şuanda sunoo kalbinin derinliklerini göremeyecek kadar kördü. bu histen kurtulmak için kendini uykuya zorla teslim ediyordu. sunghoon'un gözlerini hayal etmekle can bulmuş açık kahverengi gözler yavaş yavaş kapanıyordu .
...
Kızıl güneşin doğmasına en fazla bir saat kalmıştı. yavaş yavaş gün doğumu geliyordu. ışıkların ilk olarak vurduğu o itibarı lekeli olan yerdeydi hala yüzbaşı. asil kanlısının tam gözlerine bakıyordu mini portresinden. sanırım gözlerine bakmaya başlayalı en az yarım saat olmuştu. artık bu bir takıntıya dönüşmüştü yüzbaşı için. ne zaman boş kalsa hemen ona bakma ihtiyacı doğuyordu o karanlığın ortasında. bilinmezliğin karanlığında...
Rüzgarın esintisi saçlarının arasında dolaşırken şuanda asil kanlısının üşümediğini düşünmek iyi geliyordu ona. ona göre kim sunoo hafif bir esintiye bile maruz kalmamalıydı yani daima sıcacık kalmalıydı .
Kızıl güneşin ilk ışıkları nihayet gözlerine ulaştığında mini portrenin kapağını kapatmadan kızıl güneşe baktı sunghoon . sonrasında iç çekerek ayağa kalktı. tabii ki de elindeki mini portrenin güvende olduğuna emin olarak. çünkü sunghoon'a göre bu kainatın en değerli ve hassas şeyiydi .
Kanatların çıkma süreci başladı zihninin bir köşesinde. çünkü bu köşe dışında her yer asil kanlısına ait olmuştu artık.
Kanatları çıkmıştı. sunghoon mini portrenin kapağını kapattı, cebine dikkatli bir şekilde fırlattı . hız almak için arkasına dönüp koştu kısa bir süre. sonrasında gökyüzünde buldu kendisini. bu sefer çok hızlı uçuyordu yüzbaşı. çünkü anlaşmaya kendisini hazırlamak için sadece bir günü kalmıştı artık.
Birkaç saniye içinde üssün önünde olacak kadar hızlı uçtuğu için sunghoon yorulmuştu . kanatlarını gizledikten sonra hemen binaya girdi .odasına doğru çıkmaya başladı. tam odasının önüne geldiğinde direkt yarbay park u-seong'u görmeyi hiç ummamıştı ama olmuştu ummadığı şey yarbayı görüyordu yüzbaşı.
Yübaşı, ne bu acele? sanarsın felaket çağrısı yapıldı . yarbay, lütfen odama buyurun . zaten buyuracağım çünkü hemen konuşmamız gereken birkaç şey var . yüzbaşı kapıyı açtı ve yarbaya öncelik tanıdı. sonra da kendisi odaya girdi ve ardından kapıyı kapattı.
Yarbay,sunghoon'un koltuğuna yerleşti. yüzbaşı ise onun karşısındaki koltuğa. lafı hiç uzatmayacağım yüzbaşı, dün yaptıklarının amacı neydi ? hangi yaptıklarımın yarbay? u-seong bir anda sesini yükseltti. anlaşma için hazırlanma zamanını değersiz bir soysuzun işlerini yapmakla harcamanı diyorum !!!
Kendini kaybetmene gerek yok yarbay. zaten savaşı kazandık. bu anlaşma için hiç hazırlanmasak bile her şekilde kar elde edeceğiz zaten. yaptığın şeyi ne kadar savaşçı ve asil konuşuyor haberin var mı senin yüzbaşı ! ayrıca bu başına buyruk tavırların hiç hoşuma gitmiyor! şimdi beni iyi dinle.dolunay gökkubede belirene kadar bu odadan çıkmayacak ,anlaşma için hazırlanacaksın!
Yarbay ayağa kalktı ve kapıya doğru yürümeye başladı. sonra bir anda durdu. sunghoon'a dönmeden ona kısa bir nasihat verdi. lee jun-seok ile aranızda saf bi düşmanlık olduğunu biliyorum ama yarınki anlaşma sürecinde onu görmek zorunda kalabilirsin . ayrıca bir daha böyle adımızı çıkartacak şeyler yapma .
Yarbay kapıdan çıktı ve kapıyı sert bi şekilde kapattı. sunghoon ise yapacak bir şeyinin olmadığını bildiği için anlaşma için hazırlanmaya başladı. ayağa kalkıp kendi koltuğuna geçtikten sonra masasının üzerinde duran kağıtlardan birini önüne alıp diğer yanında duran tüy kalemi de mürekkebine batırıp işini yapmaya koyuldu .
Paek sunghoon ve Lee jun-seok arasında olan düşmanlığı yarbayın ağzından çıkacak olan hiçbir kelime tarif edemezdi. onların arasındaki bu adını bilmedikleri saf nefret vampirlerin tarihinde rahat bir şekilde yer alabilirdi ve gelecek yüzyıllarda bile nefret destanı olarak dilden dile dolanabilirdi.
Lee jun-seok ile düşman olmalarının en temel sebebi ikisinin de farklı hükümdarlıklardan olmasıydı ve ikisininde ordularındaki en yetenekli asker olmalarıydı.
Lee jun-seok'un en son savaşa bazı sebeplerden dolayı katılmamasına rağmen yarınki anlaşmada olabilme ihtimali sunghoon'un sinirini bozuyordu. yüzbaşı kendini kaybetmemek için vampirüstü bir çaba veriyordu adeta. sanki onlar bu temel sebeplerden daha çok doğuştan birbirlerine düşmandı .
Yüzbaşı işlerine daha çok odaklanmak için lee jun-seok'u düşünmeyi bıraktı ve cebinden mini portreyi çıkarıp kapağı açık bi şekilde yanına koydu. şimdi burada sonsuza kadar kalmak zorunda olsa bile bunu yapabilirdi. çünkü asil kanlısının portresini görmek ona her şeyi yapması için güç verebilirdi.
Mini portreyi yanına koyduktan sonra sunghoon önümüzdeki birkaç dakika kendi işine hiç odaklanamadı. sürekli gözü o kızıl kahve saçlara ve ışığın kehribarına yani onun gözlerine kayıyordu.
'Işığın kehribarı' asil kanlının gözlerini tarif etmek için kullanılabilecek en güzel sözdü. çünkü o açık kahverengi gözler ışık sayesinde kehribara boyanıyordu.
Artık dakikalar saatlere dönüşüyordu ama park sunghoon iş adına hiçbir şey yapamamıştı hala. çünkü iş bekleyebilirdi diye düşünüyordu kendi içinde.
Belki de sonsuza kadar bekleyecekti bu iş. çünkü park sunghoon asil kanlısına bakmaktan hiçbir zaman kendini alı koyamayacaktı.

LEE JUN-SEOK
YENİ BÖLÜMDEN HEPİNİZE SELAMLARR. UMARIM OKURKEN ZEVK ALMIŞSINIZDIR 🤗 EĞER BÖLÜMÜ SEVDİYSENİZ Kİ UMARIM SEVMİŞSİNİZDİR OY VERMEYİ UNUTMAYIN 🩶🩶 BİR DE BU DURUMU ÇOK KEZ BELLİRTTİĞİM İÇİN AF BUYURUN AMA LÜTFEN DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLAR KISMINDA PAYLAŞIN 🙏🙏 DÜŞÜNCELERİNİZ BENİM İÇİN GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ.
BİR DE ARKADAŞLAR NE OLDU ÖYLE YA BÖLÜM 3'ÜN OKUNMA SAYISI NEDEN ÇAKILDI ÖYLE 😨 UMARIM BU DURUM BU BÖLÜM İÇİN YAŞANMAZ .
PEKİ O ZAMAN EFENİMM BUGÜNLÜK BENDEN BU KADAR BİRDAHAKİ BÖLÜME KADAR SAĞLICAKLA KALIN 👋🏻👋🏻